Bitirdiğimde sonu itibarıyla ben de büyük bir öfke uyandıran tek kitap oldu. Bir okyanusun derin sularına dalar gibi okudukça tüyleri diken diken eden irrite edici bir özelliği var. Belki de büyük başarısı buradan geliyordur bilemiyorum. Bu kadar beğenilen, övülen, ödüller almış bir kitap olmasına rağmen kesinlikle beklentimi karşılamadı. Yeraltı edebiyatı normalde ilgiyle okuduğum bir tarz iken bu kitap böyle hissettirmedi. Kitabın konusu 15 yaşındaki bir delikanlının evden kaçış serüveni olarak gözükse de içeriği ve derinliği çok başka boyutlara uzanıyor. Fantastikle gerçekliğin ince çizgisinde standartların dışında aşk, cinsellik, yalnızlık konularını içeriyor ve iyiyle kötünün doğru ile yanlışın ne olduğunu unutturacak ölçüde iki farklı uçta sürükleyip duruyor insanı. Ana karakterler olan Kafka Tamura ve Nakata’nın hikâyeleri her bir bölümde sırayla anlatılıyor. Olaylar tam birbirine bağlanacak dediğiniz anda yeni bir bilinmezlik içine atıyor sizi. Kitabın insanı öfkelendiren yanı da en çok burada kendini gösteriyor. Güçlü dili ve anlatımına rağmen yer yer düşen temposu içinde özellikle sonlara yaklaştığınızda okurken elinizden bırakamayacak kadar kitabın rüzgârına kapılmışken karakterlerin bütün o sırları açığa çıkmadan kitap son buluyor. Sonu bilinçli olarak okurun hayal gücüne bırakılmış olmasına rağmen son derece ucu açık olması insanda yarım kalmış hissi uyandırıyor.
Her okuyucuya hitap etmeyecek şekilde zor bir kitaptı bence. Başı ve sonlara doğru merak duygusuyla sizi içine çeken akıcılığı ortalarında yarım bırakmayı düşündürecek kadar insanı sıkıyor. Gerçek kitaplar değil de sadece popüler roman okuyucusuysanız bence okumayın, size göre değil. Hakan Günday, Oğuz Atay okuyucuları tercih edebilir zannımca. Bunlar dışında okuyun ya da okumayın diye tavsiye