Gazı bir an bile kesmeden Bugatti’nin arkasını aniden savurdu. Arabayı ne ara yüz seksen derece döndürdüğünü bile anlayamamıştım. Tekerlekler, asfaltı yaran bir çığlık atarak yay çiziyordu. Önümüzdeki Vito’nun farları gözümüzün önünde parladı. Adamlar, bizim üzerlerine doğru gelmemizle frene basıp direksiyonu kırdılar. Ben korkudan nefesimi tutmuşken o, umursamaz bir ifadeyle alnına ki parmağını koyup adamlara “Adios” hareketi yaptı. Ve hiç vakit
kaybetmeden gaza yüklenerek ters yöne bastı. Chiron, gecenin içinde kaybolurken ben adeta hayatımı sorguluyordum. Kalbim deli gibi atıyordu. Ellerim hâlâ yandaki tutacağa sıkıca yapışmış hâldeydi.
“Sen... sen gerçekten delisin!” dedim nefes nefese.
O ise direksiyonu sanki bir oyun konsolu gibi rahatça tutarak bana yine yan gözle baktı.
“Normal olduğumu söylemedim ki...” dedi, dudaklarının kenarı yukarı kıvrılmış hâlde.
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
...
Gülüyorsun dipsiz kuyu oluyor
Yanağında gamzelerin
Ve ben içine düşüyorum
Her seferinde
Sakarlığında gençliğimin
Sonra mı?
Sonrası malum
Çaresiz şiir sancıları çekiyorum
Kıyısında gülüşünün
Ve şiirler dokuyorum
İlmek ilmek gamzelerine
Derdim ne mi?
Özledim
Ya çık gel geçeyim kendimden
Ya da sen geç benden
Kalayım birbaşıma ben
Bir de bende sen
Mütemadiyen...