Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
Nasıl, etikte kötülük iyiliğin bir sonuncuysa aslında hüzün de neşeden doğar. Ya geçmiş saadetin hatırası bugünün acısıdır ya da var olan ıstırapların kökeni, olabilecekken olmamış baş döndürücü zevklerde yatar.
Aşk hiçte sizin söylediğiniz gibi basit sempati veya bazen deri olabilen sevgi değildir. O büsbütün başka, bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki nereden geldiğini bilmediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğinide bilemeyiz.