'' Ben hep bir şarkının ellerindeydim,'' diye fısıldadı Başak, '' Bu yüzden aranıza karışamadım.''
Başak adlı genç bir ressamın intiharı üzerine kurgulanan, sorguluyan, sorgulatan, kısacık ama hep uzun, kısa sürede okuduğum ama uzun süre düşüneceğim, ince ince düşündüren, anlatışı çok sakin ama olay örgüsünde yarattığı karmaşıklık insanı büyüleyen, yere paralel gitmeyi reddedip dikine kesen bir kızın ardında kalanların yere ve zamana paralel öyküleri. Öyküler peşi sıra okundukça intiharın nedenine ulaşamıyorsunuz ama intiharın sadece alınan cana değil başka canlara da etkilerini görüyorsunuz.
"Bir süre yere paralel gittikten sonra onlara anlamayacakları şeyler anlattım, diyeceğim. Öyle olsun."syf.79
Öyle olsun Barış Bıçakçı.
Bu şiiri hiç anlamazdım ta ki bu kitabı okuyana kadar.
"Bilmem ki nasıl anlatsam;
Nasıl, nasıl, size derdimi!
Bir dert ki yürekler acısı,
Bir dert ki düşman başına.
Gönül yarası desem...
Değil!
Ekmek parası desem...
Değil!
Bir dert ki...
Dayanılır şey değil.
Orhan Veli Kanık
Ankara kar Güneş kutsal cuma
Sömestr son gün):
Mario Vargas Llosa kitapları içinde hiçbir kitap yoktur ki anlama konusunda beni bu kadar zorlasın, hakkında bu kadar çok şeyi yazma ihtiyacı hissettirsin, beni bu kadar eğlendirsin ve edebiyat işte budur dedirtsin. Maalesef, Marquez’in gölgesinde kalmış bir yazar olması sebebiyle ülkemizde bir hayli kitabı basılmış olsa da Türk okurlarının pek tercih etmediği bir yazar olmuş. Marquez’in dilimize çevrilmiş her kitabını okudum, Vargas’ın da bir kitabı dışında tüm eserlerini okumuş biri olarak benim oyun Vargas’a. Az okunan bir yazarın en az okunan kitabı: Yeşil Ev. Kitap İspanya’da yazar daha otuz yaşına bile girmemişken 1965’te basıldı ve kısa bir sürede İspanya, Venezuela ve Peru’nun en saygın edebiyat ödüllerine layık görüldü. Llosa, Latin Amerika’nın önde gelen büyülü gerçekçi yazarlardan biri olsa da burada fantastik elementlere rastlamıyoruz, bunun yerini şiirsel bir dil ve zaman ve mekândaki sıçramalar alıyor. Genelde bir kitaptaki olay örgüsünü yaptığım incelemelerde bir paragrafla geçiştirmeye çalışsam da burada tam tersini yapacağım. Burada çoğunlukla kitaptaki olaylardan, karakterlerden, kitabın anlatım tekniğinden, tarihsel bilgilerden bahsetmeye çalışacağım. Çünkü bunları anlatmadan hiçbir yere varamayacağımı düşünüyorum. Bu bilgilerin kitabı benden sonra okuyacak okurlar için son derece faydalı olacağını, kitabın değerini anlama konusunda kendilerine yol göstereceğini umut ediyorum. Öncelikle bu kitabı okumaya niyetlenen sevgili okura birkaç uyarıda ve nasihatte bulunmak istiyorum.
Bu kitabı meraktan öylesine okumak istiyorsan sakın bulaşma. Çünkü bu kitap meraktan değil, gerçekten isteyerek ve peygamber sabrıyla okunması gereken bir kitap.
Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadıysan bunu da okuma. İlk bu kitapla başlarsan sevgili okur çok önemli bir
Üç saattir incelemelerde eleştirel bir satır, bir fikir hatta bir kelime arıyorum... Arıyorum ki, kitapla ilgili yakın bulduğum bir görüşü repost edip şu satırları şu sıcakta yazma yükünü üzerimden atabileyim...
Yok maalesef, olmadı... Bunun pek çok nedeni olabilir tabii... Ancak Kuyucaklı Yusuf özelinde bu hayranlığa, bu müthiş etkilenmeye baktığımda neyi atladığımı, neyi kaçırdığımı, nerede yanlış yaptığımı gerçekten çok merak ediyorum...
Çok da uzatmadan birkaç soru sorup, birkaç beylik laf edip, kitabın parıl parıl parlayan inceleme havuzuna benim gibi gelenlere yalnız olmadıklarını hissettirecek birkaç not düşüp sonlandıracağım...
İlk soru çok basit; acaba Sabahattin Ali'nin kendi yaşam hikayesine olan saygımız, eserlerini değerlendirirken biz okurları çok mu etkisi altına alıyor?
Edebiyat dünyasında neredeyse 10 yıldır gölgesinde yaşadığımız Sabahattin Ali miti, Sabahattin Ali'nin dahi üzerine çıkmış ve hepimize en tepeden parmak sallıyor olabilir mi?
İncelemelerin birinde Sabahattin Ali'den Türkiye'nin Dostoyevski'si olarak bahsedilmiş. Ancak neden böyle olduğuna dair ilave tek bir cümle yok. Karşılaştırmanın zemini nedir mesela? Popülerlik mi? Üslup mu? Düşünce şekli mi? Yaşam tarzı mı? Ele aldıkları konular mı? Roman karakterlerinin benzerliği mi? Nedir bu benzerliğin sırrı?
Peki senin cevabın nedir derseniz; bence iki yazarın arasında edebi anlamda ortak nokta yok denecek kadar azdır. Konuyu uzun uzun detaylandırabiliriz ama ben tek bir örnek verip kapatacağım bahsi... Örneği bir soruyla vereyim;
Kitabı bitirdikten sonra Yusuf'u ne kadar tanıdınız?
Tanımaktan kastım, Yusuf'un nerede yaşadığı, fiziksel görüntüsü, ne iş yaptığı falan değil. Kim bu Kuyucaklı Yusuf? Kitabın son sayfasına geldiğinizde bu sorunun cevabı ne kadar karşılık buldu