sena pelin

sena pelin
@senapelinyavuz
Satırların ardındaki duygular, kırılmalar ve yüzleşmeler… ‘Satırın Ardında’ Spotify’da: open.spotify.com/playlist/73CwIV...
10/10
·128 syf.·
Beğendi
·
2023 137. kitabı
Bugün çok özel bir kitabı konuşacağız. Çocuk, Köstebek, Tilki ve At. Charlie Mackesy’nin yazdığı bu kitap; dört karakterin, bazen sessiz bazen içten bir yolculuğunu anlatıyor. Ama aslında anlattığı şey çok tanıdık: Hayat. Yalnızlık, dostluk, korkular, cesaret, affetmek, iyilik ve umut. Hikâye bir çocukla başlıyor. Biraz yalnız. Kafasında bir sürü soru var. Kimi zaman karlarla kaplı bir ovada, kimi zaman güneşli bir kırda yürüyor. Ve bir gün… bir köstebek çıkıyor karşısına. Köstebek küçük bir canlı. Ama büyük bir merakı ve büyük bir kalbi var. Çocuğa çok sorular soruyor, bazen de pastayı düşünüyor. Evet, köstebek her fırsatta pasta istiyor. Ama belki de o pastanın içinde biraz da mutluluk arıyor. Birlikte yürürken doğanın içinde bir başka canlıyla karşılaşıyorlar: Tilki. Ama eğer bir köstebekseniz, bir tilkiyle karşılaşmak cesaret ister. Çünkü tilki sessizdir. Çünkü tilki, hayat tarafından incitilmiştir. O yüzden dikkatli ve temkinlidir. Konuşmaz çok. Ama oradadır. Onların yanındadır. Bazen yanında olmak, konuşmaktan daha çok şey anlatır.
1000Kitap
Çocuk, Köstebek, Tilki ve AtCharlie Mackesy · Mundi Yayınevi · 20215,7bin okunma
Reklam
7/10
·168 syf.·
2025 4. kitabı
“Her yer değiştirişimde derin bir hüzne kapılırım. Anıların, acıların, hazların birbirine dolandığı bir yeri ardımda bıraktığım için dertlenmem aslında. Beni sarsan, değişimin kendisi; vazonun içindeki suyun sallanıp bulanması gibi.” —Italo Svevo‘dan bu satırlarla başlıyor Olduğum Yer. Vazonun içindeki o bulanık su, işte tam da bu romanın dokusu. Birlikte bu "bulanıklığın" içinde yürüyeceğiz. Yerle bir olmanın, yer bulamamanın, ait olamamanın ama yine de her şeye rağmen var olma çabasının izini süreceğiz. Bir şehrin sokaklarında yürür gibi… Tanıdık bir yabancının gözünden bakar gibi… Hazırsanız, “Olduğum Yer”e birlikte adım atalım. - Jhumpa Lahiri’nin Olduğum Yer adlı romanı, bir kadının –adını asla öğrenemeyeceğimiz bir anlatıcının– şehirde kendine yer arayışının güncesi. Her şey yerli yerinde gibi görünür: bir iş, bir ev, tanıdık sokaklar, geçmişten kalan birkaç dost… Ama hiçbir şey, tam anlamıyla yerli yerinde değildir. Hiçbir şey "olduğu yer"de değildir aslında. - Küçük anlara tanıklık ediyoruz kitap boyunca. Anlatıcı bizi, “olduğum yer” diyerek işaret ettiği mekânlara götürüyor tek tek. Bir kahve fincanının buharında, kitapçı raflarının arasında, market kuyruğunda ya da terapist koltuğunda geçen anlar… Hepsi, onun iç dünyasının izdüşümleri gibi. Bir kırtasiye defterinde saklanan çocukluk, bir tren yolculuğundaki huzursuzluk, bir sokak yürüyüşünde ansızın beliren sessizlik. Bölümler, bir günlüğün sayfaları gibi açılıyor önümüzde. - Bazı insanlar vardır; gürültüden uzak durmayı seçtikleri için değil, sessizliği duymayı becerebildikleri için yalnızdırlar. Olduğum Yer’in anlatıcısı da işte böyle biridir. Şehirlerin içinde yavaşça yürür, kalabalığın kıyısında durur, insanların hayatlarına sadece uzaktan, dokunmadan bakar. Onu ne tam anlamıyla uzaklaştıran bir şey vardır
1000Kitap
Olduğum YerJhumpa Lahiri · Domingo Yayınevi · 2022974 okunma
Aşk: Bir Nefes Gibi Var Olmak Üzerine..
Puan vermedi·84 syf.·
2025 3. kitabı
Aşkın doğası gereği tanımsız ve sınırları belirsiz olması, onu bir bilmeceye dönüştürüyor. Schmid de bunu fark etmiş olacak ki kitabına şu soruyla başlıyor: “Birisi bana aşkı açıklayabilir mi?” Peki, gerçekten açıklayabilir mi? Ya da şöyle soralım: Aşkın tek bir tanımı olabilir mi? Bazıları aşkı bir alev gibi görür; aniden parlar, içini ısıtır ama kontrol edilmezse her şeyi yakıp kül edebilir. Bazıları içinse aşk, bir nehir gibidir; sürekli akar, yön değiştirir ama hiçbir zaman tamamen kaybolmaz. Schmid, aşkın yalnızca bir duygu olmadığını, aynı zamanda bir bilinç meselesi olduğunu söyler. Ona göre aşk, yalnızca hissetmekten ibaret değildir, aynı zamanda düşünmek, sorgulamak ve bazen mücadele etmektir. ⸻ •Wilhelm Schmid ve Aşk Üzerine Düşünmek Wilhelm Schmid, felsefeyi gündelik hayata taşıyan Alman bir düşünür. Yaşamın anlamı, mutluluk ve dostluk gibi konuların yanı sıra, aşkı da bir felsefi mesele olarak ele alıyor. Aşk kitabında, bu duygunun yalnızca romantik bir heyecan olmadığını, aynı zamanda bilinçli bir çaba, değişim ve bazen de mücadele gerektirdiğini savunuyor. Schmid’e göre aşk, sadece tutku ve mutluluktan ibaret değildir; içinde özlem, kaygı, mesafe ve bireysel alan ihtiyacı da barındırır. Sürekli iç içe yaşandığında boğulabilir, ama fazla uzaklaşıldığında da yok olabilir. Tıpkı nefes almak gibi: İçine çekmek kadar, bırakmak da gerekir. Aşk kitabı, aşkı idealize eden romantik anlayışa meydan okuyor ve onu sürdürülebilir kılmanın yollarını sorguluyor. Schmid, aşkın mutlak bir sahiplik değil, bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor—ve bu yolculuk, yalnızca hissetmekle değil, düşünmekle de anlam kazanıyor. — •Aşk: Kehanet mi, Yanılgı mı?
Hayata Dair
AşkWilhelm Schmid · İletişim Yayınevi · 20141,214 okunma
Kitaptan yapılma bir ev… ‘Kağıt Ev’
7/10
·90 syf.·
2023 41. kitabı
“Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana.” Cambridge Üniversitesi’nde hoca olan Bluma’ya Emily Dickinson şiirleri okurken araba çarpıyor ve Bluma orada ölüyor. Hatta üzerine garip söylentiler çıkıyor. Öğrencileri tarafından kaç dize okuduğu, aracın kaç kilometre gittiği bile hesaplanıyor. Onu bir araba değil şiir öldürdü, diye yorumlar bile yapılıyor hakkında. Onun yerine görevlendirilen meslektaşı ve kitabın anlatıcısının, Bluma’ya maalesef ki geç gelen zarfı açmasıyla olaylar başlıyor. Zarfın içinden çıkan şey: çimento ve taş parçalarıyla kaplı bir kitap. (Joseph Condrad-Gölge Hattı) Anlatıcı bu garip kitabın peşine düşüyor ve gönderen Carlos Brauer için Uruguay’a gidiyor. Brauer bir bibliyofil. Duş alanı dışında evinin her yeri kitaplardan oluşuyor. Kitaplarla, takıntılı hatta delilik seviyesinde bir ilişkisi var. Kendine ait bir düzenleme ve onluk sayı sistemi geliştiriyor mesela. Yapayalnız kalıyor, kitaplarını yatağına insan figürü gibi diziyor… Bu sahneler kitabın en çarpıcı kısımlarındandı. Kitaplara yüklediğimiz değer ve takıntı derecesi Brauer’in hayatı üzerinden kolaylıkla sorgulanıyordu. Gerçekten de kitapları hayatımızın merkezine alıyor ve onlardan fazlasıyla etkileniyoruz. Bazen rafta bile görmeye tahammül edemiyoruz bazen de yeniden elimize aldığımızda aklımıza birileri ya da yaşanılanlar geliyor… Hayatımızı kitaplarla imleçliyoruz…Etkileniyoruz ve biriktirmeye başlıyoruz. Görenler incelesin, raflardaki kitaplarımızı koklasın istiyoruz. Kitapta da bu durum şu alıntı ile özetleniyor: “Biz okurlar, sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu, bazen de
1000Kitap
Kâğıt EvCarlos María Domínguez · Jaguar Kitap · 202015,3bin okunma
"Her Şey Bir Betonda Bitecek."
9/10
·100 syf.·
Beğendi
·
2023 38. kitabı
"Öyle bir ülkeden gideceğim ki, orada en aydınlık günde bile karanlık gece hüküm sürüyor ve orada esasen sadece bağırıp çağıran cahiller iktidarda." Rudolf, Mendelssohn Bartholdy üzerine, tasarladığı kitabı on yıldır yazamaz. Akciğer hastalığı yüzünden çektiği nefes darlığı ile Peiskam’da yaşadığı eve kendini kapatmıştır. Ablasının yanında olması ya da olmaması onun en büyük sorunu haline gelir. Ablasının varlığı bile onun için felakettir. Ablasının onu ele geçirdiğini ve ona karşı yenildiğini düşünür hayatı boyunca. Rudolf 'un yazamadığı yazısına can simidi olacağını sanıp yaptığı Mallorca yolculuğu da kitabın tüm gizemli kısmıdır. "Kendi kendimle bile nerdeyse artık uğraşacak durumda değilim." Thomas Bernhard 1931'de gayrimeşru bir çocuk olarak Hollanda'da dünyaya gelmiş, çocukluğunu Avusturya'da geçirmiştir. Bu dönemde yazar olan dedesi Johannes Freumbichler sayesinde edebiyat ve müzikle ilgilenmiştir. Akciğer hastalığı yüzünden 2 yılı aşkın bir süre sanatoryumda yatmıştır. Annesinin ölüm zamanına kadar kötü bir anne-çocuk ilişkileri olmuştur. Annesi tarafından şiddet gören bir çocukluk geçirmiştir Bernhard. Okurları tüm kitaplarının böyle olduğunu söyleseler de Beton'un yoğun otobiyografik ögeler taşıdığını söylemek mümkün hayatına göz atınca. Kadın düşmanlığı, babasını tanımamasından ve annesiyle kötü bir ilişkisi olduğundan; hasta karakter yaratması da yine kendi hayatını saran akciğer hastalığının etkisinden kaynaklanıyor diyebiliriz. İlişkileri iyi olmayan annesinin, Bernhard'a: "Baban sana bir kuruş bile vermiyor. Onun karşılığında devletin sana layık gördüğünden anla değerini." sözü de bu görüşü kanıtlayabilir. Yaşam bana zevk veriyor, acılarım olduğu halde Paragraf başları yok. Hikaye olay anlatımından ziyade üsluba dayanan tek paragraflık
Edebiyat
BetonThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 20251,412 okunma
Reklam