Ya yaşamını idame ettirebilmek adına ahlaksızlığı bir ahlak biçimi olarak benimseyecek ya da ahlakı uğruna yaşamından vazgeçecekti…
Bu romanda aslında tek bir soru vardır ve tüm olaylar onun etrafında şekillenir:
Ahlak; açlık ve toplum baskısı karşısında ne kadar dayanabilir?
Peki;
Yaşam, sadece nefes alıp vermek midir; yoksa insanı insan yapan değerlerle birlikte sürdürülebilen bir anlam mı?
Kaygılarımızın Kışı, John Steinbeck’in son dönem eserlerinden biri olarak, konu bakımından oldukça güçlü bir zemine sahip olsa da anlatım yönünden diğer kitaplarına kıyasla daha sönük kalmış bir roman izlenimi bırakıyor. Özellikle betimleme konusundaki ustalığıyla bilinen yazarın bu eserinde, anlatımın yer yer yüzeyde kaldığını ve okuyucuya geçmesi gereken duygusal yoğunluğun tam anlamıyla aktarılmadığını düşünüyorum.
Romanın ilerleyişi zaman zaman ağır ve dağınık bir yapı sergiliyor. Bu durum, okurun metne odaklanmasını zorlaştırıyor. Oysa ele alınan tema son derece çarpıcı: Ahlaki değerlerin giderek çözüldüğü bir toplumda, bireyin bu çürümeye karşı direnme çabası.
Baş karakterin bir market çalışanı olması ve sıradan bir hayat sürmesi, anlatılan çatışmayı daha gerçek ve güncel kılıyor. Etrafındaki insanların —hatta ailesinin bile— ahlaki sınırları kolaylıkla aşması karşısında onun bu düzene uyum sağlamamak için verdiği mücadele, aslında bireyin kendi vicdanıyla verdiği savaşın bir yansımasıdır. Bu noktada karakter yalnızca bir birey değil, aynı zamanda bir “vicdan sembolü” haline gelir.
Özellikle oğlunun ödevinde yaptığı küçük bir hileye verdiği tepki, romanın en çarpıcı kırılma noktalarından biridir. Bu sahne, ahlaki çürümenin sadece toplumda değil, artık aile içinde ve yeni nesilde de normalleştiğini gösterir. Karakterin bu duruma duyduğu rahatsızlık, onun içsel çöküşünü