Amma ne delikanlı! Başında, o senelerdeki üniversitelilerin şahâne gururu olan, bozkurtlu aptal kasket ve ceketin yakasında yılanlı rozet. "Ve aleykümüsselâm yarının Akil Muhtarı!" Yarın dediğin de nedir ki? Fakülte için beş sene, askerlik için üç sene, Çemişkezek hükümet doktorluğu dört sene.. sonra? Sonrası kolay! Sonrası bunun, para, şöhret, ilim ve... Ve'si yok işte artık! Dişlerim kenetlendi, çene kemiklerim oynadı ve kasketi kaptığım gibi masanın altına savurdum.
Sayfa 153·Kitabı okuyor
Kurtarılamayan Şaheser
‘’Ve genç şair iki sene dünyayı rastgele dolaştı.Bu sefer gördüğü şeyler onu hayretten hayrete düşürüyordu.Halbuki değişen hiçbir şey değil,sadece kendi görüşüydü.’’
Sayfa 33·Kitabı okuyor
Reklam
Emir Musa Medresesi
Medresenin uğradığı hazin akıbeti, 1943 yılında Karaman’a gelen İbrahim Hakkı Konyalı şöyle anlatmaktadır: “Medrese; 1927 yılına kadar muhteşem endamıyla, sülün ve narin minaresi ile ayaktaydı. Bu sene, korkunç bir kadir bilirsizlik yüzünden kör kazma, asırların bu pırlanta yadigârını temeline kadar indirdi ve taşlarıyla İstasyon Caddesi’ndeki Gazi İlkokulu yapıldı. Bu cinayette, Avusturyalı arkeologların parmakları olduğu rivayeti vardır. Medresenin kitabesi, çinileri ve kıymetli parçaları numaralanarak sandıklara konmuş ve trenle İstanbul’a gönderilmiştir. Bunu bana gözleri ile görenler söyledi. O vakit hususî idare, medreseyi açık arttırma yolu ile satışa çıkarmış. Hacı Sâmi Tartan, 350 liraya satın almış. Tamir ettirerek, ibadete açacakmış. “Kaymakam Mehmet Ali, Belediye Başkanı Hacı Bekir’in Hüseyin Beyler, Mal Müdürünü ve Hacı Sami Tartan’ı çağırıyorlar, 50 kuruşluk bir arttırma ile cami Vezni’nin İbrahim’e ihale ediliyor. Gazi İlkokulu’nu, bir Alman şirketi yapmıştır. Camiyi de onlar yıkmışlardır. Medresenin taç kapısını ve kitabelerini, Almanlar 1500 liraya satın almışlar ve numaralayarak sandıklara koymuşlar, Almanya’ya göndermişlerdir. Bunu, bize sayın Salahaddin Baran Bey anlattı. 96 yaşında bulunan Hacı Sami Tartan da teyit etti. Şimdi medresenin kapısı ve kitabeleri Almanya’dadır. 350 liraya tamamı alınan medresenin yalnız taşları 1500 liraya satılmıştır…”
Tarih-Araştırma
Önde zeytin ağaçları arkasında yar Sene 1946 Mevsim Sonbahar
Sayfa 92 - Bilgi yayınevi·Kitabı okudu
ŞAPKA DEVRİM(!)İNİN KURBANLARI...
(...) Hâdise aslında, tıpkı 31 Mart’ta, Menemen’de, 28 Şubat’ta vs gördüğümüz tarzda bir “tertib” olarak başlıyor. Giresun’da bir adam sokaklara çıkıyor ve avaz avaz şapka giymeyeceğim diye bağırıyor. Alıyor ekip bunu: “Niye giymeyeceksin?” Cevab: “Çünkü İstanbul’daki Atıf Hoca ile mektublaştım, o dedi giyme diye…” Bunun üzerine Atıf Hoca‘yı alıp Giresun’a gönderiyorlar. Ama Giresun İstiklâl Mahkemesi bakıyor, ortada ne bir mektub var, ne tanışıklık, özür dileyip bırakıyor Atıf Hoca‘yı. Gelgelelim polis bırakmıyor. İstanbul’a getirip bir müddet kodeste tuttuktan sonra, bu sefer Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne sevkediyor. Sene 1926… O sırada Erzurum, Rize, Giresun, Trabzon, Sivas, Maraş gibi yerler karışmış şapka yüzünden. Önüne gelen tutuklanmış. Hattâ yüzlerce kişi Türkiye’yi terkedip Suriye’ye yerleşmiş ki, bugün Şam’daki Kasiyun Dağı eteğinde kurulmuş bulunan “Türk Mahallesi”nde yaşar onların çocukları… Rize’yi Hamidiye zırhlısı topa tutmuş, neler neler olmuş… Ve sadece Atıf Hoca‘ya değil, şapka kanunundan dolayı her tutuklanana, ilk olarak, karıştığı olaydan önce “Frenk Mukallitliği”ni okuyup okumadığı soruluyor. Belli ki, olayın merkezine bu kitab konulacak ve Atıf Hoca, bütün ülkedeki kalkışmalardan sorumlu tutulacak… Nitekim öyle yapılıyor. Aynı dava dosyasına dâhil olmak üzere, sırasıyla Maraş, Giresun, Trabzon isyanları yargılanıyor. Hepsi “Frenk Mukallitliği” ile alâkalandırılarak, birçok idâm, birçok hapis cezasıyla sonuçlanıyor. Ve sıra Atıf Hoca‘da… Karşısında “Üç Aliler” diye bilinen, zamanın üç ünlü celladı, hâkim sıfatıyla bulunuyor. Birkaç kişi daha var aynı seansta: Yazar Tahirülmevlevî, kitabçı Abdülaziz, sahaf Mihran Efendi… Bunlar da “Frenk Mukallitliği”ni satmaktan yargılanıyorlar… Ve savcı Necib Ali mütalâa veriyor: __"Babaeski
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Le Corbusier’nin Edirne, Bursa, İzmir ve İstanbul seyahati |Sene 1911! “Her şey beni Türklere ayrıcalıklı bir yer tanımama yöneltiyor. Onlar nazik, terbiyeli ve ağırbaşlıydılar; çevrelerindeki varlıklara saygı duyuyorlardı. Mimari eserleri muazzam, güzel ve görkemlidir. Öylesine birlik! Öylesine zamansızlık! Öylesine bilgelik!” (Kortan, 2019).
Reklam
Reklam