7/10
·128 syf.··
2026 24. kitabı
"...Hepimizin hikayesi aynı aslında, kimse kimseden bir adım önde değil.Herkes kendini aramaya , bulmaya, çizmeye çalışıyor ve sonunda yok oluyorsun.Varlığını sürdürebilmenin tek yolu bilgi oluyor.Kadim bilgi..." Peki bu Kadim Bilgi'ye nasıl varacağız ?Kendimizi nasıl tanıyacağız? Yüzleşerek... Kendimizi , hayatımızı , yaşadıklarımızı iyisi ve kötüsü ile bizi biz yapan şeyleri fark ederek ve belki dönüşerek... İşte bu tarz kitaplar da bize ışık oluyor hiç şüphesiz. Bu kitap için bir kişisel gelişim diyemeyeceğim.Çünkü bize yön veren , metod gösteren , akıl veren bir tarzı yok.Kitap ; yazarın hayata ve insana dair tüm konulardaki duygu ve düşüncelerini yansıtan deneme türünde bir eser.Bölümler kısa kısa ve kolay okunuyor.Ama altı çizilesi çok derin cümleler de içeriyor. Bir kahve yapıp kendimi dinlemek istiyorum diyenler için güzel bir öneri olacak.Çünkü belki de altını çizdiğiniz her cümle sizi anlatacak.. Bu kitabı bitirdiğinizde oturup kendinizi dinleyin bir süre.Nerede ve nelere sustuklarınızı...Çünkü insanın en çok sustuğu yer, en gerçek yeridir... #alıntılar "Aşk dediğin, başkasının görmediğini senin görebilmendir." "Aşkın sebepsiz olduğunu kim söyledi? Aşk sebebin ta kendisidir." "Hatırlamak , sadece geçmişe dönmek değildir; bugünü de inşa etmektir." "Seni dönüştüren şeyin aynı zamanda seni yoran şey olduğunu fark edersin." "İnsan, başına gelenleri değil; içinde kalanları taşır."
Sesten Az ÖnceMurat Aygen · Destek Yayınları · 202632 okunma
7/10
·360 syf.··
2025 40. kitabı
Merhaba Bu kitap benim için artık sadece bir kitap değil, bir dönüşümün başlangıç noktası. Edib Çapanoğlu'nun eseri, elime aldığım andan itibaren, "EN SON NE ZAMAN KENDİNE İYİ MİSİN DİYE SORDUN?" sorusuyla beni adeta dondurdu ve kaçtığım her şeyle yüzleştirdi. Başta sadece kişisel gelişim zannetmiştim ama bu, bir tür duygusal ameliyat gibiymiş. En çok canımı yakan ve beni uyandıran üç ana nokta oldu: Değer Vaktinde Bilinmeli" bölümü, içimde bir yerleri acıttı. Çünkü yıllarca, değeri ancak hayatlarından çıktıktan sonra anlayan insanlar için çabalamışım. Yazarın dediği gibi: "Kıymeti kaybettikten sonra anlayanların pişmanlığı, senin geri dönme sebebin olamaz." Bu cümle, yıllarca kendime yaptığım haksızlığa son noktayı koydu. Değerli olmak, çabalamak değil, var olmanın karşılığıymış. İyi İnsan Olmak, Kendini Feda Etmek Değildir" ve "Hep Ben Çabaladım, Onlar Alıştı" gibi başlıklar beni tarif ediyordu. Meğer iyilik, kendini tüketmek demek değilmiş. Sürekli başkalarını üzmemek için kendi sınırlarımı ihlal ederken, herkesi hep çabalamaya alıştırmışım. Yazar çok haklı: "Senin çabadan hiçbiri şey olmuyorsa, orada senden çok o ilişki ölmüştür." Artık anlıyorum; iyi insan olmak, kendi varlığını hiçe saymak değil, kendine sadık kalmakla başlarmış. "Bazı İnsanlara Değil, Beklentilere Kırıldık" kısmı, hayal kırıklıklarımın kaynağını bulmamı sağladı. Biz insanlardan değil, onlara yüklediğimiz anlamsız beklentilerden yorulmuşuz. Onların yapmadığı her şeyi üstlenirken, kendi kalbimizi kırmışız. Bu kitap, "Kendimle Yeniden Tanışıyorum" derken, bana kırılmış, yorulmuş, fedakar ve susturulmuş halimle barışmanın mümkün olduğunu gösterdi. Bana ne yapacağımı söylemek yerine, "Sen zaten kim olduğunu biliyorsun, sadece kendine geri gel" dedi. Eğer ruhunuzda hâlâ omuzlarınızda bir yük
Kendimle Yeniden TanışıyorumEdib Çapanoğlu · Destek Yayınları · 202531 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·111 syf.··
2018 17. kitabı
kitabın ilk cümlesi, daha kitabı okumadan evvel duyduğum bir cümleydi lisedeyken. artık nerede duyup gördüysem, heralde bir bilinç kaybına uğramış yaslı birinin cümlesi gibi gelmişti bu yüzden inanılmaz etkilenmiştim. asıl etkileyiciliğini ise okudukça anlayabildim. kitabın başındaki o telegrafik ifade, mersault'ya gelen bir telgrafın nihayeti. gayet sakin, belki kayıtsız denecek bir hal ile bu haberi aldığında patronuna durumu anlatıyor ve özür dileyerek cenazeye gitmek için izin istiyor. bu hikaye cezayir'de geçtiği için kapitalizmin, insan emeğinin, insan yaşamının, bir insanın ölümünün iş saatlerinden daha değerli görüldüğü bir toplumsal gözlem olduğunu da göz önünde bulundurarak sürdürdüm okumamı. hatta bu telgrafı perşembe alıyor anladığım kadarıyla, cuma cenaze ve üstüne cumartesi pazarla tatili ben uzatmadım ya diyerek bir yandan patrona da hak vererek cenazenin yolunu tutuyor mersault. mersault demişken karakterlerin isimlerinin edebi metinlerdeki yerini düşünüp araştırdım: bir yönüyle mort kelimesiyle ilişkilendirilebilse de mersault'nun direkt bir açık anlamı yok. ancak bana mersault karakteri camus'nün kendisi gibi geldi hatta böyle bir anlam kazandı. mersault her şeye kayıtsız ancak pesimist değil, bir arzusu yok çok nadiren bir arzu duyabiliyor o arzular da genelde şehevi. bu bakımdan da albert camus'ye çok benzer buldum. albert camus, normal yaşamında da etrafında çok karizmatik bulunan bir karakter. düşünür olarak yaşayan, bedeniyle duyumsayan bir karakter. albert camus ile ilgili birkaç şey söylemek belki onu anlamayı yani esasen eseri anlamayı kolaylaştırabilir belki, o yüzden hikayeyle iç içe bir şekilde anlatmayı deneyeceğim. albert camus felsefe eğitimini kısmen almış ve tüberküloz hastalığı nedeniyle bu eğitimi tamamlayamamış. çağdaşı olduğu bir
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,5bin okunma
8/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2025 32. kitabı
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yaban romanında Kemalist bir Türk aydını ile Anadolu köylüsünün arasındaki zihinsel uçurumu kendi yorumuyla işler. Türk subayı savaşta kolunu kaybetmiş ve psikolojik durumlardan münzevi bir hayat yaşamak için anadoluda bir köye yerleşmiştir. Kıyafeti, konuşması ve tavırlarıyla anadolu insanına uyum sağlayamayan entelektüelimizi yörenin köylüsü bir züppe gibi görür hatta bu sebepten dolayı ona yaban derler ve aralarına almazlar. Romana ismini veren de budur. Halkın avam tabakası asla aydınımızı, aydınımız da köylüyü anlamaz. Köylü, aydın yerine köye ziyarete gelen şeyh efendiye daha çok kulak verir. Onun duasını alabilmek için deyim yerindeyse ellerinde ellerinde avuçlarında ne varsa verir ancak köye bir asker taburu uğrasa halk onları beslemekten geri durur. Çocuklarını askere göndermek istemezler çünkü yapılacak işler vardır vs. Aydınımız gerekirse parasını vererek onların tarlalarını da işletir, gerekirse köye gelen asker taburunu da ücreti karşılığı besletir. Yazar bu iki anlayış arasındaki tezatı resmetmek istemiştir. Lakin bu tezatı resmetmek isterken anadolu insanını bir tiksinç metaı olarak göstermekten de çekinmemiştir. Hatta onları kemalist olmamakla da şu sözlerle suçlamıştır " İnsan Türk olur da nasıl Kemal paşadan yana olmaz ! " Onları bu hale getirenlerin ise kendileri olduğunu şu sözlerle itiraf etmiştir ; " Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun. Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin… onu hayvani duyguların,cehaletin,yoksulluğun ve kıtlığın elinde
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2023 00:00
Charlie ve Silas, birbirlerini çokça seven ancak bir anda birbirlerini, hatta kendilerini unutan gençler. Kitap Silas'ın kendini arabada bulması ile başlıyor. Kendisini, neden orada olduğunu ya da ne yapacağını hiçbir türlü hatırlamıyor. Charlie de çok farklı durumda değil, o da kendini bir odada buluyor ancak kim olduğunu, neden orada olduğunu hatırlamıyor. Silas yakaladığı ipuçları ile hem geçmişi hatırlamak hem de ne yapacağını bulmaya adım atıyor. Birçok ipucunu bulduktan sonra aradığı kişiyi, Charlieyi buluyor. Ona da olanları anlattıktan sonra her şeyi hatırlamaları için çok kısa süreleri olduğunu belirtiyor. O süre geldiği zaman birbirlerini öpüyorlar ve Charlie tekrar her şeyi unutuyor. Kırk sekiz saat içerisinde olayı çözmeleri ve tekrar hatırlamaları gerekiyor. İkisi de bunun için elinden gelen her şeyi yapıyor. Ancak Silas'ın unutmayıp Charlie'nin unutması tuhaflarına gidiyor. En sonunda neden olduğunu buluyorlar ve tek bir çözümü var. Sizce neden her şeyi unuttular, çözümü ne ve ne zamana kadar vakitleri var? Bunu öğrenmek için kesinlikle bu kitabı okumanız gerekiyor. Kitaptan alıntılar: Acının gerekli olduğunu, çünkü bir insanın başarılı olabilmesi için öncelikle zorlukları yenmeyi öğrenmesi gerektiğini demiştin. İşte bu senin yaptığın şey... Karşına çıktığında zorlukları kucaklıyorsun. Belki bunu saygı kazanmak için yapıyorsun. Belki de korkutmak için. sebebin her ne olursa olsun, ben artık bunu yapamam. Kendini inşa etmek için insanları yıkmanı seyirci kalamam. Sayfa sayısı: 202 Satış fiyatı: Hediye.
Asla AslaTarryn Fisher · Epsilon Yayınları · 2017612 okunma
9/10
·672 syf.··
2025 44. kitabı
Türk münevveri eylem gücü gerçekte nedir sorusu tarihte çok az araştırma konusu olmuştur. Yaşadığı dönemi bütün yönleriyle ele almak içte ve dış dünyada konjonktürel olarak hangi pozisyonun almışlar, dönemi için iyi ve kötü denilecek işler içine girmişler midir diye yine bir soru daha soru zihinlerimizi çalıştırmak için anlamlıdır. Tarihimizde 31 Mart Vakası için bir çok münevver "irtica" olarak görmüşlerdir. İrtica kelime anlamı eskiyi istemek olarak anlamlandırırlır lakin eskiyi istemek Meşrutiyet ve Cumhuriyet münevveri için irtica demek gerici yani İslam'ı demek istemişlerdir. Meşruiyet içinde ülkenin kurtulması için batının ilmini almanın yanında köklerinde olan İslam'dan kopmak istemeyen büyük bir çoğunlukta var idi. Siyasi arenada Ahrar partisin yanlıları ile İttihat ve Terakki Fırkası arasında devam eden sözlü, filli ve faili meçhul cinayetlerin olduğu olaylar etrafında dönen bu sarmal şeriat isteyenler ile sözde serbestliği isteyenlerin mücadelesi çerçevesinde irtica yani gerici veya şeriatçı süsü verilerek anlatıldı. Yönetimi elinde tutmak isteyenlerin savaşın adıdır 31 Mart Vakası. Dil bir toplum için önemi düşünce biçimini etkiler. Konuşulan dilde karşılığı olmayan bir kelimeyi devlet başka devletin kelime hazinesinde bulunan kelimeyi almakta mahzur görmemiştir. Türk milleti göçebe bir millettir. Dilinin bu çerçevede gelişmesi olağandır. İbn-i Haldun'un siyasi-sosyolojik olarak belirttiği anlatımında yerleşik hadari)düzende yaşayan milletler, göçebe( bedevi) olarak yaşayanları etkilemek ile kalmaz onları yerleşik düzene dönüştürür diye belirtir. Türkçemiz de "kanun" diye bir kelime vardır. İnsanlara bu kelimenin etimolojik olarak nereden türediği sorusunun sorulması durumunda bir çoğu ya bilmeyecek ya da aklında bulunan cevabı doğrunya da yanlış
Aydın Üzerine Tezler - 2Yalçın Küçük · Tekin Yayınevi · 198440 okunma