Sınav haftamın sadece iki günü kaldığına ve arada hafta sonu olduğuna göre, haftada toplam 9 saat anca uyuduğumu da göz önüne alırsak geriye kalan tüm enerjimle bu incelemeyi yazacağım.
Çok mu abarttım bilmiyorum ama bu kitaba gerçekten ama gerçekten BAYILDIM. İlk elime aldığım an sınav haftası en azından bir şeyler okumuş olurum, kısa zaten olayları çok kaçırmam diye düşünüyordum ama iki bölüm okumam, beni kitaba bağımlı yapmaya yetti. Ne yazık bitirmem, sadece birkaç saat sürdü... :(
Kitap, Charlie’nin bir kızın kitaplarını yere düşürmesiyle başlıyor. Biraz karmaşık geliyor size oradaki diyaloglar çünkü Charlie kendine dair hiçbir şeyi hatırlamıyor. Ne ismini, ne ailesini, ne de herhangi başka bir şeyi.
Böyle dehşete düşmüş ve korkmuş bir halde kimseye bir şey belli etmeden günü geçirmeye çalışıyor çünkü birine söylerse ona deli muamelesi yapmalarından korkuyor. Ve öğlen arası yemek yedikleri sırada, her şey yeterince kötü değilmiş gibi bir de sevgilisi olduğunu öğreniyor. Ancak çok zaman geçmeden onun da kendisinden bir farkı olmadığını anlıyor.
Charlie ve Silas, hayatlarına dair her şeyi unutmuş durumdalar ve buna neyin sebep olduğu hakkında da hiçbir fikirleri yok. İşte asıl kitap burada başlıyor:
Beraber geçmişleri hakkında bir şeyler öğrenmeye, parçaları birleştirmeye ve buna neyin sebep olmuş olabileceğini aramaya başlıyorlar.
Ve özellikle o kısımlar olmak üzere –ki kitap o kısımlardan oluşuyordu- her yerin, her satırın temposu aşırı derecede MÜKEMMELDİ. Asla sıkılmadım ve asla heyecanımı ve merakımı yitirmedim. Çünkü hem neler olduğunu deli gibi merak ediyor, hem de Charlie ve Silas’ın kendileri hakkında edindikleri bilgilere şaşırıyordum. Çünkü her yeni bir şey öğrendiklerinde pek de iyi insanlar olmadıklarını keşfediyorlardı. Ve buraları okumak da