Büyük bir filozof muydu yoksa amansız bir deli miydi? Hitlerin hoyrat fikirlerinin hamîsi miydi? Uzun yıllar bu sorulara yanıt aranmış, farklı cevaplar verilmiş. Bu eser tüm bu sorulara objektif bir biçimde cevap veren, yazarın yorumlarının da dahil olduğu 847 sayfa olan çok kapsamlı bir eser.
Nieztsche’nin biyografisi oluşturulurken, hayatı, eserleri ve hayat görüşü, felsefesi detaylı bir şekilde incelenmiş.
Nietzsche’nin felsefesi dört farklı aşamadan geçmiştir:
1-Protestan bir papazın oğlu olan Nietsche’nin Hıristiyanlık felsefesine bağlı olduğu dönem
2-Wagner ve Schopenhauer’dan etkilendiği Dionysosçu dönem
3-Paul Ree ve Darwin’in düşüncelerinden etkilendiği bilimsel doğalcılıktan etkilendiği dönem
4-Tekrar başa döndüğü Yunan tragedyasının yeniden doğuşun ve bu doğuş sayesinde “Yunan Tarılarının” dönüşü dönemi
Devlet yönetimi, din, ahlak, sanat ve ölüm dair düşünceleri bu dört döneme göre değişimler göstermiştir.
“Tanrı öldü” diyerek hem yaşadığı dönemde hem de sonraki dönemde din üzerine farklı bir bakışı geliştiren kişiler üzerinde iz bırakmıştır. Nietzsche, henüz daha on dokuz yaşında iken Hıristiyanlığa olan inancını kaybetmiştir. Hatta bu durum ailesi ike bilhassa annesi ile arasında ciddi problemler yaratmıştır. “Tanrı öldü” sözü ile kast ettiği durum aslında modern dünyanın gelişimi ve değişimi ile Hıristiyanlık ve İsa inancının artık insanların manevi dünyası için bir şey ifade etmediğindir. Modern çağda sanayileşme ile insanlar güç istenci ve bencillik hakim duygu olmuştur. Hıristiyanlık inancına göre insan doğumundan itibaren günahkardır ve özgür iradeye sahiptir. İnsanın özgür irade sahibi olmadığını düşündüğümüzde “günahkarlığımız” bizim değil yaratıcının hatası olacaktır. Nietzsche’ye göre din uyuşturur. Marx’ın ifadesiyle ”Din kitlelerin afyonudur.”