Bu yüzden, en azılı bir serseri bile sonunda vatanını özler, uzak ülkelerde boşuna aradığı sevinci, evinde, karısının göğsünde, çocuklarının arasında ve onlara bakmakta bulur.
Serseri huylu gemiciler, bir ayva büyüklüğündeki gözlerini,
Pırıl pırıl bir balığın gözleriyle değişmişlerdir.
Denize uzanan kahvelerinin camlarına vurup kaçan çocuklara,
Keskin bir balık kokusu sinmiş beyaz gümüş paralar hediye etmişlerdir.
Sarı, medar kuşları uçurmuşlardır komşu evlere.
Diz dize, ağız ağıza olmanın saadetini tatmışlardır.
Kimi düşünürler? Hatırlarında yaşayan kimlerdir?
Bilinmez..
Aşk... Bu en hakiki, en büyük bir yalan... Bir yalan ki utanmanın, ikiyüzlülüğün, korkakların, zayıf ve âcizlerin icat ettiği bir eser, hasta ve marazlı sinirlerin kuruntusu ve uydurduğu bir eser... Her aşkın altını karıştırınız, tüten her aşk ocağının küllerini inceleyiniz: Altında iki çıplak ve birleşmiş vücuttan, kudurmuş ve serseri iki ihtirastan, acıkmış iki sinirin çarpışma ve kavgasından başka bir şey bulamayacaksınız.
Sayfa 96 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Havadaki herbir zerre, herbir çiçeği, herbir meyveyi ziyaret edebilir. Hem her çiçeğe, her meyveye girer işleyebilir. Eğer herşeyi görür ve bilir bir Kadîr-i Mutlak'ın memur-u müsahharı olmasa; o serseri zerre, bütün meyvelerin, çiçeklerin cihazatını ve yapılmasını ve ayrı ayrı san'atlarını ve onlara giydirilen suretlerin terziliğini ve hıyatat-ı kâmile-i muhita-i san'atını bilmek lâzım gelir.