Buraya, altının gücünü ve etkisini kaynağında, gerçek ortamında daha iyi hissedip anlayabileceğim düşüncesiyle gelmiştim. Ama bu çılgınlığın anlamsızlığını ancak o sarı külçeye, binlerce elin emeğinin izlerini hâlâ taşıyan altın parçasına hiçbir huşu hissetmeden dokunduğum an anladım; soğuk, sert bir metalden başka bir şey değildi. Hiçbir titreşim, hiçbir sıcaklık geçmedi ellerime, hiçbir coşku uyanmadı içimde, hiçbir huşu dolmadı ruhuma. Ve o ulu, aydınlık kiliseleri yaratabilen, onlarda ebediyetin fani mirasını, sanatı ve inancı huşuyla muhafaza edebilen insanlığın, aynı insanlığın nasıl olup da bu çılgınlığa hizmet edebildiğini anlayamadım.
Sayfa 239 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Rüyasında kavrulmuş sonsuz bozkırı, ölmez otlarının gülkurusu renklerini, taraz taraz mor kekikler arasındaki nallanmamış at toynaklarının izlerini gördü. Bozkır ıpıssızdı, dehşet verici bir sessizlik içindeydi. Sert, kum rengi toprağın üzerinde yürüyordu Gregor, ama kendi ayak seslerini duyamıyordu; bu onu korkuttu...
Ruslar insana nasıl birlikte yaşanacağını öğretiyor. Aynı anda hem huzurlu, hem kibar, hem de sert olmalannı sağlayan ruhsal bir kararlılıkları var. lnançlarım ve hedeflerimin peşinde böyle olmam gerektiğini düşünüyorum. Zor, biliyorum . . .
Dikkatlice ona baktım. "Bu kadar mı?" deyiverdim. "Sadece günümün nasıl geçtiğini mi sormak istemiştin?"
Başını bir yana yatırdı. "Sen de bekliyordun?"
İçim öyle bir rahatlamıştı ki kendimi tutamayıp güldüm. "Bilmem. İşkence? Sorgulama? Sert bir konuşma?"
Hafifçe kaşlarını çattı. "Hakkımda ne duymuş olursan ol ben canavar değilim Alina."
Eskiler insanları kırmaktan çok çekinirlerdi. Ne incinelim ne incitelim diye düşünürlerdi. Hatta onların incinme eşiği de çok yüksekti. Kolay kolay incinmezlerdi. Çünkü onlar bilirlerdi ki kendilerine karşı sert çıkan bir insan da yine ilahi bir ikazın neticesidir.