‘Aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.’
Meşhur hikâyeci yepyeni bir insan yaratmak için masasına oturdu:
Bir pazar günü. Dışarda lâpa lâpa kar yağıyor: Pencerenin önünde çıplak dalları takır takır, kocaman bir çınar var: Meşhur hikâyecinin gönlü, yapraklarını dökmüş ağaçlara bir türlü ısınamıyor. Ona göre, yapraksız bir ağaç bir ağaç ölüsüdür, yere kakılıvermiş dallı budaklı bir odundur, biyoloji bilginleri ne derlerse desinler bir odundur. Halbuki yeşil ağaçların; "Nefes alıp nefes veriyorum, yaşıyorum, sevebilirim!" diye şarkı söyliyen bir hali vardır, "Sev beni!" der gibi, kızlar gibi.
onu sev ve bırak o da seni sevsin. başka her şeye boşver. dünyada sevgiden daha anlamlı ne olabilir? sanıyor musun ki bu dünya üzülmeye, sıkılmaya değer.