Sultanım, aşkın beni...
Hüznün şehirlerine soktu....
Oysa senden önce girmemiştim...
Hüznün şehirlerine....
Asla bilmezdim...
Gözyaşının insanın ta kendisi olduğunu
Hüzünsüz insanın
Insanın hatırası olduğunu...
Aşkın bana...
Çocuklar gibi davranmayı
Yüzünü tebeşirle
Duvarlara...
Balıkçıların yelkenlerine
Çanların ve haçların üzerine çizmeyi
Öğretti.
Aşkın bana... aşkın ,
Zamanların haritasını nasıl değiştirdiğini...
Öğretti.
Bana... sevdiğim zaman...
Dünyanın durduğunu
Öğretti.
Aşkın bana....
Asla hesapta olmayan şeyleri
Öğretti…
“Benim en sevdiğim taş, kaledir.” dedi sonra. “Ona dikkat etmen gerektiğini düşünmezsin. Dürüst bir taştır. Gözünü vezirin, atın, filin üstünde tutarsın çünkü onlar içten pazarlıklıdır. Ama çoğu zaman kaleye yenilirsin. Dürüstlük her zaman bizim zannettiğimizin gibi bir şey değildir. “
Bu, günün en çok sevdiğim akşam saatiydi. Akşam şehre ve kalplere helmesini döküyor, sokaktan geçenlerin gözlerine karanlıkların sürmesini çekiyor, yüzlerini sanatın manalarıyla güzelleştiriyor, hareketlerini kahramanların edalarıyla asaletleştiriyor, her şeyi romantik gölgelerle sararak kıymetleştiriyordu. Bir günün daha, içinde kendi aradıklarını bulmadan, bozulup zail olduğunu duydukları bu anda insanlar hem daha çok cesaretli, hem daha az müşkülpesent olurlar. Akşamın karartısı ruhlarına sirayet ettiği zaman, batan güneş son aldıkları kararları gözlerinde parlatarak, başlarına ve saçlarına biraz yaldız sürerek onları bir an için güya hep güzelmişler ve hep seviliyorlarmış, aşkın hazları içinde yüzüyorlarmış, birçok tereddütlerden sonra artık evlerine dönmeye karar vermiş olanları bile, aşklarına koşuyorlarmış gibi bir cezbe içinde gösterir.
Sayfa 15 - Kalplere helmesini dökmek: Akşamın getirdiği o tatlı, yumuşak, huzurlu ve büyüleyici karanlığın insanın içine işleyerek kalbini sarmalamasını, ona şefkatli bir örtü gibi yayılmasını ifade eder.·Kitabı okuyor