El altında youtube olsa da, 3D video oyunları olsa da, her boş vaktinde (hatta boş vaktin olmasa da) eline kitap alırsın. Dünyadaki her yirmi kişiden biri bile böyleyse, yazı ve romanın geleceği hakkında ciddi bir endişe duymama gerek yoktur. E-kitap da nereden çıktı diye şimdilik endişe etmeye gerek yok. İster kâğıt olsun ister ekran (ya da Fahrenheit 451'de olduğu gibi sözlü aktarım), araç ya da formun ne olduğu önemli değil. Yeter ki çok sevdiğim insanlar kitap okusun.
İbn Abbas şöyle demiştir: Ömer radıyallahu anh (ölümünden sonra) teneşiri üzerine konuldu. Yerden kaldırılmadan önce insanlar onun etrafını sarıp ona dua etmeye ve onun cenaze namazını kılmaya başladılar. Ben de onların arasındaydım. Beni omzumu tutan bir kişi dışında hiçbir şey korkutmadı. Onun Ali b. Ebî Tâlib olduğu-nu gördüm. Ömer'e rahmet okuyup şöyle dedi: "Yaptığın amelin bir benzeriyle Allah'a kavuşmak istediğim ve senden daha çok sevdiğim birini geride bırakmadın. Allah'a yemin olsun ki, ben Allah'ın seni iki arkadaşınla bir araya getireceğini umuyordum. Çünkü ben biliyordum ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i pek çok defa 'Ebû Bekir ve Ömer'le birlikte gittim, Ebû Bekir ve Ömer'le birlikte girdim, Ebû Bekir ve Ömer'le birlikte çıktım' buyururken işitmiştim."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sevdiğim hiçbir şeyden kolay kolay vazgeçemem ben.
Huyum değil kaldırıp atamam, beceremem.
Sevdiğim pantolondan,
Yırtılana kadar giydiğim gömleğimden,
Kahvaltıda kayısı reçelinden,
Şekerli kahveden...
Alışırım, benimserim, çok severim.
Bir parçam ederim.
E bir de değer verince...
Her şey çok çocukça ve çok keder vericiydi. Aklıma sevdiğim bir romandan bir cümle gelmişti. Kederin bizi başrole taşıdığı, ikimiz dışında her şeyi cılız bir manzaraya dönüştürdüğü o anda, cümleyi kendimce yeniden kurdum: Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e aşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu.
Canzi, bir çekişme sırasında Haşmet'e "Dedelerimin kılıcı başucumda asılı" demiş. Haşmet bu sözleri pek farfara bulmuş, atma Recep! makāmında alay ediyordu. Halbuki benim için biricik bir hakîkattir. Sevdiğim, eserim, evim, ruh sükûnetim kaybolduktan sonra, baş ucuma asılı dedeler kılıcını keşfettim. O kılıcın iki mânâsı vardır.Biri: Vücûduma gönül yolundan pençe atan ecele karşı beni korumak. İkincisi: Yurduma borçlu olduğum vergiyi bana hatırlatmak.Duvardaki o kılıcı her dem can gözüyle görür, bâzı da elime alır, öpüp başıma koyduktan sonra üzerindeki âyeti okurum:"Ey îman edenler! Size Hak yolunda savaşa çıkın! buyrulduğu zaman neden gevşeyip ağırlaşıyorsunuz? Bilesiniz ki..."