• Ancak ruhunu müzik ve edebiyatla besleyen biri bir başka ruhu anlayacak ve de onu sevecek olgunluğa sahip olabilir.
  • Mutluluğun ana şartları: Yapacak bir şey, sevecek biri ve umut edecek bir şey.
  • "yaşamdaki mutluluğun ana şartları: yapacak bir şey, sevecek biri ve umut edecek bir şey."
  • 2088 syf.
    ·84 günde·Puan vermedi
    Nasıl zor bir kitapla geldiğimi anlatamam. Zor derken, bir açıklama yapmalıyım: Bugüne, birkaç dakika evveline kadar okuması ne zor diyordum, fikrim şu yönde değişti: Yorum yapması ne zor. Kitap hakkında bir şeyler demek için Dostoyevski’ye hakim olmak gerekiyor. Araştırdım. Bugüne dek okuduğum ve eserlerinden anladığım Dostoyevski üzerine, bilmediğim özel hayatını ekledim. Sonra iyice oturdu tüm taşlar: ölen baba, hasta evlat, ruhsal sorunlar, farklı dört yaşam, Rus toplumu, ilişkiler…

    Mini kitap okuduğum için iki cilt şeklinde okudum eseri. İlk ciltte, ön sözde yazar sabırlı olmamız gerektiğini üstüne basa basa söylüyordu. İlk cildi hızlıca bitirmiştim ama şu sabır mevzusunu ikinci cildi aylara yaydığım zaman anladım. Tutuklama kısmından sonra canlanan ve heyecanlanan eser sonrasında üç günde su gibi akıp gitti. Ama o akış içerisinde ne ayrı akıntılar ne deli dalgalar barındırıyordu bir bilseniz!

    Dostoyevski bu eserinde her karakterine kendi hayatından ayrı bir özellik katmış. Her karakterin yaşamı, felsefesi ve fikirleri kendine hastı. Karamazovluk denen o gen ailenin 4 erkek üyesinde bolca görünürken Alyoşa bu konuda istisna idi. Diğer evlatlar kitapta kötü baba tipi olarak çizilen Baba Karamazov’a çekmişlerdi. Zevk ve sefaya düşkünlük, pek çok konuda huy edinilen alçaklıklar ailenin genel felaket tablosunu hazırlayan unsurlardı. Buna karşın Dostoyevski bir de fakir bir aile oluşturmuş. Bu ailenin babası iyi baba tipine örnek olmuş. Yani kitapta iki ayrı aile tipi aktarılmış. Zengin, dağınık, düzensiz ve dengesiz, mutsuz, alçaklık peşinde koşan karakterler karşısında fakir, düzenli ama mutlu olmaya çalışan bir aile tipi ve mahalle birlikteliği var. Mahalle birlikteliği diyorum çünkü soylular kısmında o birliktelik pek yok. Dedikodu, iftira gibi unsurlar oldukça yaygın. Zaten Rus edebiyatı okuyanlar aşinadır bu ayrımlara.

    Mahkeme kısmında yazılmış her cümle, psikoloji hakkında yazılmış her kelimede Dostoyevski’yi kendisiyle tartışırken tasavvur ettim. Derin bir bilgi birikimi olsa gerek diye düşünüyordum ki sonra dan öğrendim : bu eser Freud’un bilimsel çalışmalarına ışık tutmuş.

    Karamazov Kardeşler’i daha farklı yorumlamaya gücüm yetmeyecek. Yeterse zaten bilin ki yeni bir Dostoyevski yetişiyor :D Okuma niyetiniz varsa süreç ile ilgili birkaç şey eklemek istiyorum:

    Kitaba ister cilt cilt ister tek kitap olarak başlayın fark etmez, önsözü okurken Dostoyevski neden bu kadar gereksiz açıklama yapmış diye düşünebilirsiniz. Açıklıyorum: gereksiz değil. Yani özellikle sabır, sabır demesinin kesinlikle bir sebebi var. Anlatıcının sürekli araya giriyor oluşu beni çok yoran bir unsur oldu. Açıkçası pek sevmedim ve bu yüzden kitabı okuma sürecini aylara bölmek zorunda kaldım ama pes etmedim. Bence bu önemli. İlk kısımlarda yazar haklı, hikayeyi anlamak için mutlaka ama mutlaka karakterlere hakim olmak ve onları arkadaş olacakmış gibi tanımak zorundasınız. Aksi halde kim kimdi neydi, bu neden böyle davranıyor diyebilirsiniz. E, bu da eseri okumayı iki kat zor hale getirir. Karakterlere hakim olunca kimini sevecek kimini yerecek, belki siz de babayı benim kadar sevmeyeceksiniz. Ama kitapta sonlara yaklaştıkça dört kardeşin dördüne de kızamayacaksınız. Neticede yazarın da mahkeme sürecinde değindiği gibi, onlar vaktiyle çocuktu ve her biri ayrı ayrı zor çocukluklar geçirdiler. Sağlıklı olmayan bu süreç aileyi bu hallere getirdi.

    Ek olarak kitapta Rus toplumu hakkında pek çok bilgi olduğunu da söyleyeyim. O dönemler ciddi bir Fransız hayranlığı olduğundan yazar bol bol bahsetmiş. Rus aile yapısı, ilişkileri, sosyal ve ekonomik hayatları hakkında pek çok ara metin bulabilirsiniz. Eh, diyecek başka sözüm yok. Kusur ettiysem affet Dostoyevski ! Bu insanoğlu sana erişene kırk bin fırın ekmek yemek zorunda!
  • keşke bi hatun olsa diye geçiriyorum içimden… Sevmek için hani… yatmak için değil, yani sadece yatmak için değil… Sevmek için, çünkü herkesi sevmek geliyor içimden, cinsel anlamda değil ama… Sevecek biri olsun işte…
  • Şimdi ciddi bir noktaya yani kadınlara karşı nasıl hareket etmeniz gerektiği sorununa geçiyorum. Gideceğiniz salonlarda, yapmacıklar yaparak taşkın hareketlerde bulunmamaya kendiniz için prensip yapınız.
    Geçen yüzyılda en çok rağbet gören erkeklerden biri de, bir ziyafet, bir balo veya eğlence esnasında sonuna kadar yalnız bir kimseyle, hem de en kenarda, köşede kalmış, ihmal edilmiş olanlardan biriyle ilgilenmeyi adet edinmişti.
    İşte bu adam, aziz çocuk, devrine hükmeden bir şahsiyet olmuştur. O, muayyen bir zaman sonra, herkesin kendisini hararetle öveceğini akıllıca hesap etmişti.
    Gençlerin çoğu, ne büyük fırsatı, sosyal hayatın yarısı demek olan ilişkileri kurmak için gereken zamanı kaybetmek suretiyle kaçırıyorlar; hoşa gittiklerinden, onlardan ilgiyi çekmek için yapmaları gereken şey pek azdır; fakat hayatın bu ilkbaharı çabuk geçer, bunu iyi kullanmayı biliniz.

    Bunun için, sosyete âleminde nüfuzlu olan kadınlarla ahbap olunuz. Nüfuzlu kadınlar ise ihtiyar olanlardır; bunlar size aileler arasındaki yakınlıkları, bütün ailelerin sırlarını ve amaca ulaştıran yolları öğretirler. Size yürekten bağlı kalırlar; şayet sofu değillerse, adam korumak zevki onlar için en büyük ihtirası teşkil etmektedir; bu ihtiyar dostlarınızın size fevkalâde yardımı dokunacak, sizin meziyetlerinizi övecek ve sizi herkesin istediği bir insan haline getireceklerdir.

    Genç kadınlardan kaçınınız! Bunu size en küçük bir şahsi menfaate kapılarak söylediğimi sanmayınız. Elli yaşındaki kadın sizin için her şeyi yapar, yirmi yaşındaki ise hiç; zira sizden bütün hayatınızı feda etmenizi ister, oysa öteki sadece bir dakika ile kanar.

    Genç kadınlarla alay ediniz, onların her söylediklerini şaka sayınız, çünkü ciddi bir düşünce onların kafasında yer alamaz. Genç kadınlar, dostum, egoisttirler, basittirler, gerçek birer dost olamazlar, kendilerinden başka hiç kimseyi sevmezler, aşk sahasında herhangi bir başarı için sizi feda edebilirler.

    Esasen genç kadınların hepsi sizden bağlılık isteyeceklerdir, oysa durumunuz başkalarının size bağlılık göstermesini gerektirecek, bunlar birbiriyle bağdaşmayan iki istektir.
    Bunlardan hiç biri menfaatlerinizin neyi gerektirdiğini anlamayacaktır, hepsi kendisini düşünecek, sizi değil, hepsi size sevgileriyle yaptıkları iyilikten çok gururları yüzünden zarar vereceklerdir; zerre kadar vidan azabı duymadan vaktinizi harcayacaklar, başarılı olmanıza engel olacaklar, kısaca gayet kibarca sizi mahvedeceklerdir.
    Şayet şikâyet edecek olursanız, içlerinden en budalası bile bir tek eldivenin bütün bir dünyaya bedel olduğunu, kendisine hizmet etmek kadar şerefli hiç bir şey olmadığını söyleyecektir.
    Hepsi de sizi mutlu yaptıklarını söyleyecekler ve size yükselebileceğiniz en parlak mevkileri unutturacaklardır; onların mutlulukları değişen cinstendir, sizin erişeceğiniz ikbal ise gerçek olmalıdır.
    Heveslerini tatmin etmek, duydukları geçici bir arzuyu yeryüzünde başlayan ve cennette devam etmesi gereken bir aşka çevirmek için nasıl sinsi bir hünerle dolaplar çevirdiklerini bilmelisiniz.

    Sizi terk ettikleri gün, size "seviyorum" kelimesinin aşklarını mazur gösterdiği gibi, "artık sevmiyorum" sözcüklerinin de ayrılışı teyit ettiğini söyleyeceklerdir ve aşkın içten geldiğini, elde olmadan doğduğunu bildireceklerdir.

    Saçma bir anlayış. Bana inanınız, gerçek aşk ebedîdir, sonsuzdur, özünü hiç bir zaman kaybetmez; daima aynı güçte ve aynı saflıktadır, taşkınlıkları yoktur; saçları beyazlansa bile, kalbi daima gençtir. Hepsi de komedi oynayan genç kadınların hiç birinde bunların hiç biri yoktur; içlerinden biri belki felâketlere uğradığını sizin ilginizi çekecektir ve kadınların en yumuşağı, ne insaflısı olarak görünecektir; fakat, yavaş yavaş sizin için vazgeçilmez bir varlık haline geldikten sonra artık tedricî surette size hâkim olacak ve istediklerini yerine getirecektir; siz diplomat olmak, gitmek, gelmek, insanları, menfaatlerini, memleketlerini tanımak ve incelemek mi istiyorsunuz?

    Hayır, olamaz, ya Paris'te, yahut da onun çiftliğinde kalmak zorundasınız, zira sizin boynunuzda bir yular geçirerek istediği yere sürükleyecektir; hem siz ne kadar bağlılık gösterirseniz, o oranda nankörlük edecektir.

    Genç kadınlardan başka birisi de belki sizin her dediğinizi yapmak, itaat etmek suretiyle ilginizi çekecek, sizin cariyeniz olacak, sizi dünyanın öbür ucuna kadar romantik bir şekilde izleyecek, sizi elden kaçırmamak için kendisini tehlikeye atacak ve boynunuza bağlanmış bir taş halini alacaktır.

    Fakat boynunuzdaki bu taş yüzünden günün birinde boğulacaksınız, o ise suyun üstünde kalacaktır. Kadınların en az kurnaz olanlarının bile tuzakları vardır; en budalası bile erkekte kuşku uyandırmak suretiyle galip gelebilir; en az tehlikeli olan ise, sizi nedenini bilmeden sevecek; yine nedensiz terkedecek, fakat bir gün sırf gösteriş ve gurura kapılarak sizi alacak olan bir âşiftedir.

    Ama, bu genç kadınların hepsinin bugün veya ileride size fenalığı dokunacaktır. Sosyete âlemine atılan insanların gururunu okşayan birtakım zevkler içinde yaşayan her genç kadın, ahlâkı yarı yarıya bozulmuş ve sizin de ahlâkınızı bozacak bir kadındır.

    Ruhunda daima yaşayacağınız kadını bulacağınız yer bu sosyete âlemi değildir! Ah! Sizi sevecek olan o kadın yalnız yaşayan bir insan olacaktır; sizin bakışlarınız onun için en büyük mutluluğu teşkil edecek, sizin sözlerinizden ilham alarak yaşayacaktır.

    Öyleyse bu kadın sizin için dünyaya bedel olsun, zira siz onun için her şeyi olacaksınız; onu çok seviniz, onu üzmeyiniz, onun karşısına hasımlar çıkarmayınız, kıskançlığını tahrik etmeyiniz.
    Sevilmek, sevdiğiniz kimsenin bizi anlaması, aziz çocuk, en büyük mutluluktur; sizin bu mutluluğu tatmanızı dilerim, fakat bu yüzden ruhunuzda açan çiçeği soldurmayınız, sevginizi teslim edeceğiniz kalpten iyice emin olunuz.

    Bu kadın hiç bir zaman kendisine ait olmayacak hiç bir zaman kendi kendisini düşünmeyecek, fakat sizi düşünecek, size ait olacaktır; sizin hiç bir şeyinize göz koymayacak, hiç bir zaman kendi özel çıkarlarına bağlı olmayacak ve sizin aklınızdan bile geçmeyen bir tehlikeyi, kendisini tehlikeye atmak pahasına da, şikâyet etmeksizin ıstırap çekecek, yapmacıklar yapmayacak, aksine kendisinde hoşunuza giden taraflara karşı bir çeşit saygı gösterecektir.

    Böyle bir aşka, daha büyük bir aşkla karşılık veriniz. Sizi seven bu zavallı kadının mahrum olduğu şeye, yanı karşılıklı bir aşka rastlayacak olursanız, bu aşkın derecesi ne olursa olsun, sizin ilham ettiğiniz sevgi ile burkulan ve sonuna hiç bir zaman varamayacağınız bir kalbin bir vadide sizin için bir ana kalbi gibi çarptığını düşününüz.

    Evet, sizi, derecesini hiç bir zaman anlayamayacağınız bir sevgiyle seviyorum; bu sevginin tatmin olunabilmesi için, sizin bu parlak zekânızı bu uğurda feda etmeniz gerekir; bu takdirde benim bağlılığımın nereye kadar varabileceğini tahmin edemezsiniz.

    Hepsi az çok yapma, alaycı, kendini beğenmiş, hopça kadınlarla, teyzem gibi, sizi alçakça ithamlar karşı koruyacak, sizin söylemeyeceğiniz şeyleri sizin adınıza söyleyecek yaşlı ve azametli dullarla ahbap olmanızı gizli bir düşünceyle mi tavsiye ediyorum?

    Nihayet, taparcasına sevginizi gelecekte karşınıza çıkacak olan temiz yürekli meleğe saklamanızı emretmek suretiyle cömert davranmıyor muyum? Eğer, "asaletin gerektirdiği birtakım görevler vardır" sözlerini ilk yaptığım tavsiyelerin çoğunu bildiriyorsa, "bütün kadınlara yardım ediniz, fakat bunlardan yalnız birisini seviniz" mertçe sözleri de kadınlarla kuracağınız ilişkiler üzerinde düşüncelerimi kapsamaktadır.

    Honore De BALZAC
    (Vadideki Zambak - Henriette'in Félix'e mektup)
  • 176 syf.
    ·4 günde·Beğendi·Puan vermedi·
    Japonların hayatları bana hep ilginç gelmiştir.Kitaba başlarken merakla başladım ve bir şeyler öğrendiğim bir kitap oldu.Diğer kitapları okurken ilgimi çeken yerlerin altını çizerken bu kitapta notlar yazdım.
    Moai:hayata bağlılık
    Hara hachi bu:midenin yüzde seksenini doldur.
    Logoterapi:Yaşamak için bir neden bulmamıza yardım eder.
    İkıgai:varoluş nedeni
    Uzun ömürlü yaşamış insanlardan tavsiyeler(asırlıklar)
    *Hayatınızın amacını keşfedin
    *Zorluklar karşısında pes etmeyin
    *Tek bir göreve odaklanın
    *Endişelenmeyin
    *İyi alışkanlıklar edinin
    *Arkadaşlıklarınızı her gün besleyin
    *İyimser olun
    *Zihninizi aktif tutun
    *Çok oturmak yaşlandırır
    *Az stres iyidir
    *Daha Az et ve işlenmiş gıda
    *Ýürüyüş yapmak
    *Az alkol
    Yaşamdaki mutluluğun ana şartları ise yapacak bir şey,sevecek biri ve umut edecek bir şey....İyi okumalar kendi ikisinide ulaşmanız temennisiyle..