Kendini bir kitabın konusu olarak kullanma projesinin ünleri nedeniyle tanınmayı arzulayan istisnai kişiler için hoş görülebileceği söylenecektir bana. İtiraf ederim ki bundan kuşkum yok; neredeyse hiçbir zanaatkârın sıradan birini görmek için işinin başından ayrılmayacağını da bilirim ama önemli birinin kente geldiği duyurulduğunda bütün tezgâh ve dükkânlar anında boşalıverir. Birilerince taklit edilmek, hayatının, fikirlerinin başkasına örnek olması arzusunun ötesinde bir şeydir tanınır olma çabası. Julius Caesar ve Ksenophon’a kendilerini öyküleme hakkını veren şey büyük savaş başarılarından oluşan temelin haklı, sağlam olmasıydı. Büyük İskender’in günlükleri, Augustus, Cato, Sulla, Brutus’un söyledikleri ve diğer yapılanlar hakkında bir şey bilmeyenler buna hayıflanıyordur umarım. Yüzü bakıra ya da taşa oyulmuş kimi insanları bu yüzden sever, bu sebeple araştırırız.
"Anlamını çıkarmak istediği bir yazıyı okuyan biri, işaretleri ve harfleri küçümsemez; yanılsama, rastlantı ve değersiz bir kabuk diye bakmayıp okur, inceler ve sever onları, her harf karşısında böyle davranır. Oysa dünya kitabını ve kendi varlığımın kitabını okumak isteyen ben ne yaptım, önceden varsaydığım bir anlam uğruna işaretleri ve harfleri hor gördüm, görüngüler dünyasına yanılsama, dedim; kendini gözümü ve kendi dişimi nasılsa var olmuş değersiz nesneler saydım. Olamaz böyle şey, geride kaldı bu, artık uyandım, gerçekten uyandım ve ancak bugün açtım dünyaya gözlerimi."