“ Hayatı anlamak mı gerekir, yaşamak mı? ”
Kitap tamamen bu soruyu cevaplamamız ve bizim kendi hayatımızın bir oyuncusu mu seyircisi mi olduğumuza karar verebilmemiz için yazılmış diyebiliriz:)
Zorba: Özgür ruhlu, maceracı, doğal ve eğitimsiz.
Anlatıcı: Kontrolcü, mantığıyla hareket eden,düşünceli (fazla düşünen) ve eğitimli
Kitap, Zorba’nın bakış açısını, yaşam tarzını ön plana çıkarıp, böyle olunmalı mesajı taşısa da ben iki karakteri de sorunlu bulduğumu söylemeden edemeyeceğim. Biri, hayatı yaşamaya cesareti olmayan, tedirgin, hayatı kitaplardan öğrenmeye çalışan, mantığıyla hareket eden ve fazlasıyla kontrollü bir insanken diğeri bir o kadar boşvermiş, anın tadını çıkaran, eğlenen ve hayattan keyif alan bir insan. “Zorbayı bu hale getiren ne oldu acaba?”yı ararken okuduğum bir yerde nedenini buldum. Kitabı henüz okumamış olanları düşünerek yazmıyorum ama Tanrı’ya bu kadar öfkeli ve onu nefret edercesine reddeden tüm insanların aslında daha önce fazlasıyla inançlı olduğunu ve sonrasında, yaşadıkları şeylerden ötürü keskin bir reddediş yaşadıklarını kendi çevremde de gözlemlediğim için burda da kendimce tezimi doğruladım. Çünkü nefret sevginin başkalaşmış versiyonudur. İnanmayan insan, dümdüz inanmaz olur biter.Zorba aslında Tanrı’ya inanıyor ve içten içe onunla hesaplaşmak istiyor.
Kitaptaki ana mesaj:
İnsan sadece düşünerek tamamlanamaz.Risk alarak yaşamalı, hatalar yapmalı, mutlu olmalı, mutsuz olmalı, sevmeli, acı çekmeli, yeri geldiğinde kaybetse bile tekrar başlayabilmeli.
(Bunu Zorba’nın dans ettiği ve anlatıcıya dans etmeyi öğrettiği bölümde fazlasıyla anlayabiliyoruz)
Ve hayat sadece yaşamayı düşünerek, kafamızın içinde planlar yaparak yaşanmaz, hayat adımlar atarak yaşanır, Zorba’ca bangır bangır yaşanır:))
Not: Bence kitabı ergenler okumamalı ki