İnsanlar,seni; Sevsin diye uğraşma... İnsanların seni sevmesinde; Ne fayda var? Sonuçta herkes, Allah'a muhtaç... Bir kul değil mi? Kendini, Allah-u Zülcelâl'e, Sevdirmeye bak!
Sayfa 11·Kitabı okudu
Alıntı
"Bana tâbî olunuz ki, Allah sizi sevsin." (3/31) Resûlullah (sav) Efendimiz'e mütâbaate koşmak (tabi olmak), mahbub olmaya götürür. Bu mânâ icabı olarak, her akıllı öz sahibi kimseye gerekir ki, Allahü Teâlâ'nın habibine ittibâ ede... Hem zahiren, hem bâtınen. Yani, içte ve dışta. Allahü Teâlâ, ona salât ve selam eylesin...
Sayfa 154 - 1. Cilt, 41. Mektup·Kitabı okuyor
Reklam
Ölçülü Sev! Ölçü Ne?
Adviye Molla her gece yaptığı gibi gene ölülerini tutturdu. Veli Koca'dan, büyük Sinan Ağa'dan başladı, Cangüzel'e dayandı. Cangüzel'in ölümü Adviye Molla'nın hayatında öyle bir kaygı idi ki demekle bitmez tükenmez. İşte hatırlar hatırlamaz gene can evine pır pır bir uçuş, boğazına ateş, gözlerine acı yaş düştü. Cangüzel, vefâsız oğlu küçük Sinan Ağa'nın sevdâsına kurban gitmişti. Ne hikmettir ki insanlara en zorlu hicran, en çok sevip baş tâcı ettikleri taraftan gelir. Kişi suç işler, cana kıyar, hazîne soyar, siyaset güder, hattâ tahta el atar, cezâsını bulur. Fakat dünyâda âşık kadar cezâ gören hiç bir kātil, hiç bir uğru veya devlet düşmanı yoktur. Çok sevmek hayatta en büyük suçu işlemek demek midir? Hafız Nûri, Adviye Molla'nın içinden çıkamadığı bu sırra bir gün şöyle karşılık vermişti: - Belî zâhir, molla kadın! Aşırı sevmek Hak Çalap'a şirk koşmaktır. - Âlâ dersin ama n'idelim? Hâtun tek evlâdını da gönlü alabildiği kadar sevmesin mi? - Dilerse sevsin. Bedelini vermeyi göze alırsa. - Bedeli de ne ola? - Ciğer kanı, ruh selâmeti. Hafız Nûri'nin hikmeti harfi harfine çıkagörünmüş. Cangüzel, oğlunun aşkına ciğerinin kanını tükettikten sonra hiç olmazsa ruh selâmetini kurtarmak için secdeye düşmüş, seccâdesi üstünde inleye inleye ölmüştü.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Kur'an-ı Kerim'de şu ayetler birçok defa tekrar ediyor: "Allah İyilik yapanları sever." (Bakara, 195), "Allah sabredenleri sever." (Al-i İmran 146), "Allah takyalı olanları sever." (Al- İmran, 76), "Allah cok tövbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever." (Bakara, 222), "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin." (Ali Imran, 31), "Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever." (Saff. 4), "Allah tevekkül edenleri sever." (Al-Imran, 159) Bu ayet sonlarına daha önce hiç dikkat etmiş miydiniz? Allah'ın sevdiği insanlardan biri olsaydınız kendinizi son derece mutlu hissetmez miydiniz? Bu sevgi, sizin için çok şey ifade etmiyor mu? Allah sevgisi, uğruna yaşadığımız en yüce değer, en kıymetli anlam olmayı hak etmiyor mu? Eğer şimdiye kadar bu ayetler dikkatimizi çekmediyse, ayetlerde bahsedilen insanlardan olmaya gayret etmediysek; iyilik yapanlardan, sabredenlerden, takvalı olanlardan, çokça temizlenenlerden, Rasulullah (s.a.v.)'e uyanlardan, tevekkül edenlerden ve Allah yolunda savaşanlardan olabilmek için Allah'ın bizi sevmesi bize yeterli gelmediyse, bu ahlaka sahip olabilmek için göstereceğimiz gayretin Allah'ın sevgisini celbedecek olması bizim için önemli değilse bu durum, Allah'a olan sevgimizin yetersizliğine ve O'nun sevgisinin bizim için pek de değerli olmadığına işaret etmez mi?
Sayfa 62 - İslambol Yayınları, İstanbul 2025 (Mütercim: Mustafa Karakaya)·Kitabı okudu
Kişi tüm TAĞUTLARI red (LÂ) etmeden Müslüman OLAMAZ.
Her kim Allah'a iman ettiğini, tevhîd de Allah'ı birlediğini, Allah'tan korktuğunu ve Allah'tan ümit ettiğini iddia ediyor olmasına karşın Allah'ın emirlerine ve Peygamberinin (sallallahu aleyhi ve sellem) emirlerine boyun eğmiyor, Allah'ın yasası dışında yönetenlerin hükümlerine başvuruyor ve kendisini Allah'ın düşmanları ile müttefik kılıyorsa, Allah'a olan iddiasında dürüst değildir. Aksine şeytanın bir takipçisidir ve şeytana itaat etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurdu; "De ki: Eğer siz Allah'ı sevi-yorsanız, hemen bana uyun ki, Allah'da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün..." (Al- Imran, 31) Ve şu sözü "….Tağuttan kaçının...": Şöyle söylenir, Tâğut: "Şeytan"dır. Bunu Ömer b. Hattâb (radyallahu anhu) söyledi, Buhâri Sahih-i'nde muallak olarak kesinlik sigasıyla aktardı. Ve İbn Cerir tamamladı (yani rivayet zincirini)29 ve diğerleri tâğûtun putlar, Allah'ın dışında ibadet edilenler olduğunu söylediler. Tağutun tanımına ilişkin başka sözlerde vardır. Bu tanımların hepsi doğrudur ve o tanımlar arasında bir çelişki veya farklılık yoktur ve bu tanımların her biri tezahürlerinin biri aracılığıyla tåğûtun genel manasını ifade ederler. Ve bu yöntem, yani form veya türlerinden biri yoluyla tanımlama metodu selefin sözlerinde ziyadesiyle bulunur. Selef sık sık ayetleri ayetin bireysel bileşenleri ile açıklardı ve sadece tek bir manası ile ayeti sınırlamadan uzak dururdu. Ibn Kayyım (rahimehullah) kapsamlı bir şekilde bahsedilen tâğût tanımı için şunu söyledi: "Tâğut kavramı bir kulun (köle) ibadet edilen, itaat edilen, tâbi olunan forumda olsun, olmasın haddi aştığı her şeyle ilgilidir. Dolayısıyla her halkın tâğûtu Allah ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)' in yerine, yasalara hükümlerine başvurduğu insandır. Veya Allah'ın yanında, Allah ile
Sayfa 380 - Minber·Kitabı okudu
1000Kitap
Kişi neyi severse sevsin, neyi yererse yersin; neye inanırsa inansın, neyi inkâr ederse etsin, kısaca ne ederse etsin bilerek etsin. Çünkü ed-e-bil-mek, bilmektir. Kudemânın dediği gibi, "Evrende en değerli insandır; insanda en değerli akıldır; aklın değeri bilmesindedir; bilmenin değeri ise adâletle eylemesindedir." Yine eslafın işaret ettiği üzere, "Kinâye te'vili, mecâz tefsiri talep eder; hakikate gelince o yalnızca ilim ister. O ilim ki, muhatabına bir istikamet verir." İstikametsiz tüm deyişler/söylemler yalnızca idare etmek, yani aklı dolaştırmaktır.
Sayfa 62
Reklam
Reklam