Nasıl da bahtiyar edicidir, beni gözeten birisinin, halimi hatrımı, nerede olduğumu, ne yaptığımı soran, onun için
varlığımla yokluğumun bir olmadığı birisinin mevcudiyeti!
Bir başkasınıj bedeniyle değilse bile ruhen-manen benimle olması, her vakit ona gidebilecek ve yanımda kendimi dostça
karşılanmış hissedebilecek olmam -onun da benim yanımda aynısını hissetmesi-, şu hayatta emin olduğum bir şey
demektir benim için.
Geçtiğimiz kırk gün, her gün bana aynı yalanı söylediler. Dediler ki sevdiğin ölünce kalbinde kırk mum yanar, her gün biri söner. Kırkıncı gün hepsi söner, biri bekler. O tek mum ebediyen yanar, acını o tek mum tutar.
Geçtiğimiz kırk gün evde görünmez bir ateş yaktım, kırk gün kırk gece kızılcık şerbeti kaynattım. Kazanın başından hiç ayrılmadım, gözlerime dumanlar doldu, ateşi kendimle besledim, çok yandım. Yalnız dikkat edelim, kan kusup kızılcık şerbeti içtim demedim; yüzdüm kaynar kazan içinde, kızılcık şerbeti içinde piştim. Ne hammışım ben meğer, bunu anladım.