İnsan var, yaşam mustaribi
Hastalığı kedi fobisi
İmparatorlardan
Jül Sezar, Napolyon
Hanlardan
Cengiz ve Abdülhamid,
Diktatörleri de unutmamalı:
Kedilere dayanamamaları
Mussolini ve Hitler'in
Ortak noktası.
İskender ölüyor, gömülüyor, çürüyüp toprak oluyor, bu toprak da balçık. Şimdi bu balçıkla, ki İskender var içinde, niçin fıçı tıkacı yapılamasın?
Koca imparator Sezar ölüp toprak olunca Bir deliği tıkayabilir rüzgâra karşı.
Ey bir zamanlar dünyayı titreten kasırga,
Şimdi duvarda harç, kışın soğuğuna karşı.
"Yerkürede ve de sukürede barış diye bir şey yoktur. Nasıl ki her ülkenin bir tek hükümdan varsa sonunda dünyanın da bir tek hükümdan olacaktır. Tıpkı İskender gibi, Sezar gibi... Ve elbette ki her hükümdar, dünyanın efendisinin kendisi olacağına inanır. Kudreti olan bunu açıkça ilan eder, kudreti olmayan niyetini sinsice yüreğinde besler. Eğer biz onların üzerine yürümezsek onlar bizim üzerimize yürür. Eğer biz hakimiyetimizi ilan etmezsek onlar ilan eder. Eğer biz onların kal'asını fethetmezsek onlar bizim kal'amızı fetheder. Yaşananlar sözlerimizin dayanağıdır, yaşanacaklar ise şahidi. Şaşılacak iş değil, kanundur bu; ilelebet, kadim dünya kanunu. Ve elbette kanla yazılmak zorundadır. Çünkü ademoğlu denen bu mahluk, iyilikten çok kötülükten anlar. Ve de ne yazık ki, erdem doğuştan gelen bir vasıf değildir. İnsanları okutmak, yetiştirmek için binlerce molla, binlerce medrese gerekir ve dahi binlerce kitap ve de onlarca yıl gerekir. Ve siz bu işle uğraşırken düşmanlarınız, bir gecede kökünüzü kurutabilir.
İlk ateşi yakan, ilk tekeri düşünen, ilk madeni eriten, ilk iğneyi yapan, tekerin içine bilya koyup daha kolay dönmesini sağlayan... insanın adını bugün bilmiyoruz. Oysa asıl kahramanlar bunlar. İnsanlığa Napolyon kadar, Sezar kadar, Atilla kadar, belki onlardan fazla bunlar hizmet etmiştir. Asıl tarih, kralların, kumandanların tarihi değil, fakat iş yapan, insanlığın hayatına yeni kolaylıklar getiren, yani uygarlığı yaratan kişilerin tarihidir. Ne yazık ki değer ölçüleri ta baştan yanlış tutulmuştur. Bu aldanış bir bakıma bugün bile devam etmektedir. Uygarlığın tarihi İŞ'in tarihidir.
Hıristiyanlık ve Müslümanlık, bir noktada birbirlerinden çok farklı koşullarda ortaya çıkmışlardır. Hazreti Muhammed'in çağında, Arabistan yarımadasında güçlü bir devlet örgütlenmesi yoktu. Kabile egemenliğine dayalı bir siyasal yapı söz konusuydu. Oysa Hıristiyanlık, Roma imparatorluğu gibi çok güçlü bir devletin toprakları üzerinde doğdu. Bu nedenledir ki, Hıristiyanlık başlangıçta siyasal iktidar üzerinde hiçbir hak ileri süremezken, Müslümanlık kısa sürede kendi devletini kurdu. İsa, "Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya, Sezar' ın hakkını Sezar'a veriniz" ilkesi arkasına sığınmaya çalışırken, Müslümanlık din ile devlet işlerini bütünleştirmekte zorluk çekmedi.