Aranızda hâlâ, "Hayır, yaptığım şey beni pek ilgimi çekmediği için dikkatim dağılıyor," diyenler olduğunu biliyorum. İşte aynı araştırmanın buna cevabı: Mutluluğunuzun sadece %4,6'sı yaptığınız şeye bağlıdır! Yaptığınız şeyi değiştirmeyin. O işi farkında olarak yapmayı öğrenin. O zaman her şeyin daha farklı olduğunu hissedeceksiniz. İş toplantılarında, aile yemeklerinde, e-postalarınızı yazarken, tam farkındalık anları yaratın. Mutlu olduğunuzu hissedeceksiniz.
Örneğin Hermann Hesse'nin hayatına dair çok kapsamlı biyografik bir inceleme, onun DEHB'li olduğunu kesin olarak ortaya koymuştur. Burada elbette, yazarın DEHB'si ve dünyayla ilgili ıstırapları tedavi edilmiş olsaydı aynı şöhrete ulaşıp ulaşınayacağı sorusu sorulabilir. Hesse belki daha mutlu olabilirdi, ancak muhtemelen daha az yaratıcı ve dolayısıyla daha az ünlü olurdu.
Reklam
"Shu si yuyan Suli," dedi Sergei kubbeli salondan gelip yanımızdan geçerken. "Shu dilinde 'Suli ölü bir dildir' demek." "Sergei, Shu öğreniyor," diye fısıldadı Nadia. "Anladım," dedim. Marie ahırlara gidene kadar Sergei'den ve diğer Corporalkilerden yakınıp, Suli'nin Shu'ya üstünlüklerinden bahsetti. Dediğine göre Suli kuzeybatı'daki görevler için gerekliydi. Shu ise diplomatik belgeleri çevirip durmak demekti.
Sayfa 153 - Alina - Nadia - Sergei - Marie·Kitabı okuyor
Üzülmekten başka ne gelir elden..:(
Özellikle istatistiksel araştırmalarda. Burada bulu­nan herkesin verisini bilgisayara girdiğimizde ortaya çı­kan rakam mahkumlarımızın kütüphane olgusuna çok uzak olduklarını ortaya koyuyor; tamı tamına yüzde 84.12'si okumaktan nefret ediyor. Mahkumların yüzde 26.38'i hiç okuma yazma bilmediği için bu durum gayet anlaşılabilir. Peki, ya okuma yazması olup da yaşamı bo­yunca kitaptan vebadan kaçar gibi kaçmış yüzde 47.71'e ne demeli? Geri kalan yüzde on kadarı da bir şekilde ki­tap okumuş ama onlar da kendilerine bir şey vermedi­ğini düşündükleri okuma eylemini zaman israfı olarak görüyorlar.
Sayfa 80 - Cehennem Kütüphanesi·Kitabı okuyor
Alıntı
İşte 1923 'te Osmanlı'dan kalan mirasın bir kısmı:
Nüfusun %80'i kırsal bölgede yaşamaktadır. Bunun önemli bir bölümü yerleşik değil göçebe bir hayat sür­mektedir. 40.000 köyün 37.000'inde ne okul, ne yol, nede hastane vardır. 40.000 köyde 1 1 milyon insan yaşamakta ama sadece %2'si okuma yazma bilmektedir. 1922 yılında yapılan araştırmaya göre 1950 köyde sığır vebası hastalığı vardır. Kurtuluş savaşı sırasında 830 köy tümüyle, 930 köy ise kısmen düşman tarafından yakılıp yıkılmıştır. Yanan bina sayısı 114.408, hasar gören bina sayısı ise 11.104'dür. Nerdeyse bütün ülkeyi yeniden inşa etmek gerekmektedir. 4 mevsim kullanılacak durumda karayolu neredeyse yok­tur. Toplam karayolu uzunluğu 2500 kilometreyi geçme­mektedir. Anadolu'da bulunan 3765 km. demiryolunun 1 metresi bile bizim değildir. Denizcilik acınacak durumdadır çünkü Il. Abdülhamit döneminde donanma Haliç'te çürütülmüştür. Toplam nüfusun % 82 si tarımla uğraşmaktadır. Ülke ge­lirinin % 52'si tarımdan elde edilmektedir. Ancak tarım ilkel yöntemlerle yapılmakta, topraklar bilinçsiz işlen­mekte olduğu için üretim verimli olmamaktadır. Ziraat mühendisimiz yok denecek kadar azdır. Ekmeklik unumuzun çoğu dışarıdan geliyor. Sığır vebası sayıları zaten az olan hayvanları öldü­rüyor. Köylü topraksız, birçoğunun sığırı ve sabanı bile yok. Doğu illerimizde, değil Cumhuriyet yönetimiyle, insanlıkla ve Müslümanlıkla bağdaşmayan ağa, derviş ve aşiret düzenleri var.
Illam meae si partem animae tulit Maturior vis, quid moror altera, Nec charus aeque, nec superstes Integer? Ille dies utramque Duxit ruinam. Madem ki vakitsiz bir ölüm seni, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamakta ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük. Horatius
Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam