"Maalesef bu memlekette onun gibi yüzlerce çocuk aynı şeyleri yaşıyor. Ama hiçbiri katil olmuyor. Öldürerek yaralarını iyileştiremez. Çözüm bu değil. Cahil ve bilgisiz bir ailenin yanında doğru tedaviden mahrum kalmış, çocukluk travmasının üstesinden gelememiş, şiddet sarmalının içinden kurtulamamış bir kadın o. Katil mi yoksa kurban mı, bilmiyorum ama ortada üç cinayet var. Beni ilgilendiren kısmı bu."
Dolayısıyla Humboldt, devlete, en azından bireysel insanlık ve ahlak meseleleri söz konusu olduğunda, kendisini sınırlamasını tavsiye eder. İnsanlar bu tür şeyleri kendi yöntemleriyle keşfedebilmelidir; ancak bir istisnayla: Eylemleri, onları başkalarının gelişimine veya refahına tecavüz etmeye yönlendiriyorsa (örneğin şiddet içeren veya huzur bozan davranışlarla), o zaman devlet onları durdurmak için müdahale etmelidir. Devlet insanlara kiminle evleneceklerini, neye inanacaklarını, ne söyleyeceklerini veya nasıl tapınacaklarını söylemek için değil, esasen seçimlerinin başkalarına zarar vermediğinden emin olmak için vardır. Devletimizden bize büyük bir ahlaki vizyon sunmasını beklemiyoruz; düzgün bir yaşam ve özgürlüğümüz için gereken temel koşulları sağlamasını istiyoruz.
O da masaya doğru yaklaştı ve bana doğru eğilip koyu gözlerini yüzüme dikti. "Bencilsin, Pars," diye vurdu acı gerçeği yüzüme. "Hâlâ kendini düşünüyorsun, peki Miray o şu an senin yanında nefes alabilecek mi, o seni görmek, seninle olmak istiyor mu? Sana o zaman da dedim beni dinlemedin çünkü karının sana olan aşkına çok güveniyordun, aşk her şeyi kabul eder ama ihaneti değil evlat, hapsedilmeyi değil. Kendi korkularınla onun özgürlüğünü kısıtladığında da dedim bugün de diyorum. Yapma!"