Ben de ateşin yanına geçip payıma düşen tavuğu yedim. Elimdekileri bitirdikten sonra bir süre tereddüt ettim ama ellerimi kirli keftama sildim. Belki de giyindiğim ya da giyineceğim en güzel kıyafet buydu ve kumaşının lekelendiğini, yırtıldığını görmek de içimi burkuyordu.
Bu sabah çalışmadığım için sandalyeyi tamir etmeye karar verdim. Zaten zamkı hazır etmiştim. Hindibaların sapındaki öz gibi beyaz ve yapışkan. Kırık sandalyeyi baş aşağı çevirip sağlamlardan birine oturdum. Çekicim, tornavidam ve bir parça çaputum vardı. Çaput, Olga'nın eski kapitone kabanının kolundan bir parçaydı. Yapmam gereken şey açıktı. Çıkarabildiğim bütün tahta parçalarını yuvalarından çıkardım. Çıkmayanların yeterince sağlam olduğu kanaatindeydim. Sonra bütün boş deliklere ve ayaklarla çubukların uçlarına zamk sıktım. Hepsini sırayla deliklerine soktum ve tahtayı darbelerden korumak için üzerini çaputla kapatarak çekiçle sağlamladım. Her şey yerli yerine oturdu. Sandalyeyi düzeltip baktım. Sonra tuhaf bir şey oldu. Ağlamaya başladım. Öyle çok ağlıyordum ki hiçbir şey göremiyordum.
Aradan kim bilir ne kadar zaman geçtikten sonra parmaklarımdaki zamkı temizlemeye ve yüzümü yıkamaya gittim.
Geri döndüğümde sandalye dimdik duruyordu, her yeri tastamam ve deliklerin etrafından taşan zamk, Olga'nın kabanının koluyla silinmeyi bekliyordu. Sildim, üç vidayı sıktım ve sandalyeyi pencerenin önüne koydum (çatıdaki kedileri seyrettiğimiz pencere). Zamkın kuruması için iki gün bekle, dedim kendi kendime.
Beni ağlatan neydi? Sandalyeyi tamir etmek bu kadar kolayken başka şeyleri tamir etmenin bu kadar zor olması mı? Yoksa artık böyle işlerin senden soruluyor olmaması mı? Senden!
Küçük şeyler korkutuyor bizi. Ölümümüze sebep olabilen büyük şeyler cesaret veriyor.
Artık öfke bile duyamayacak kadar sildim bunu hayatımdan.
Hiç yaşamamışcasına unuttum onu .
Ve siz sevgili okur…
Siz de unutun.
Hem Onu…
Hem beni…
Hem de efsaneleşmiş o sözde sevgimizi.
Çünkü…
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda çok iyi anlıyorum ki: gerçek aşk bitmezmiş. Gerçek aşk… Sevenin, sevdiğini asla terk Edip gitmediği bir şeymiş.
ilk zamanlar bir yerde adı geçtiğinde kafama o kadar takılırdı ki onu zihnimden atabilmek için kafamı duvarlara vururdum. Ama zamanla onu hafızamdan sildim.