"Ben erkeğim," demişti ya, Juana bu sözün anlamını kavramıştı. Yan çılgın, yarı tanrıyım anlamına geliyordu bu sözler. Demek Kino gücünü bir dağa toslatacak, bir denizde sınayacaktı. Juana, kadın sezgileriyle, erkeğin yok olduğu yerde dağın kılının kıpırdamayacağını, erkeğin boğulduğu yerde denizin yine kabarıp taşacağını biliyordu. Yine de Kino'yu erkek yapan tek güç buydu,
Bu sözler bana Jared Diamond Tüfek Mikrop Çelik kitabındaki bir hikayeyi hatırlattı.
40.000 yıl önce ilk insanlar Avustralya'ya ayak bastıklarında, Erkek Dodo kuşu ailesine belki de şunları söylemişti merak etmeyin şimdi çıkıp onları gagalayacağım ve bölgemizden kovacağım.
Ve türü hızla yok oldu.
On tane oğul büyüttüm, on ürkek tavşan.
Ben de çok yaşlıyım, köylünün de gözü korkmuş, yılmış Ali Safadan. Yılgın adam kötü adam. Allah bin belasını versin yılgın adamın."
Odunlar, yanarlarken bir hoş koku çıkarırlar.
Su yanarmış gibi bir hoş koku… Yaş odunun yanması bir beter iş. Yalımların ortasında odun döner durur. Uzun zaman böylece dayanır. Sonra, ortadan ikiye ayrılarak yalımların içinde yicer gider.
Onuncu sefer "Nereye gidiyoruz baba?" diye soruyor, artik cevap vermiyorum...
Artik nereye gittigimizi ben de pek bilmiyorum, benim zavallı Thomas'm.
Sürükleniyoruz. Duvara toslayacagiz.
1881’de Selânik’te dünyaya gelen Makedonyalı çocuğun, kısa hayatında bir büyük askerî deha, emperyalist dünyaya meydan okuyan milliyetçi bir lider, altı yüz yıllık bir saltanatı tarihe gömen bir ihtilâlci ve yeni bir devletin kurucusu olacağını o zaman kimse kestiremezdi