Serkan Ergün

Serkan Ergün
@simandir
İkiz babası, bilimsever, yazılımcı
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2017 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2017 22:44
“Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için araç gönderebilecek kapasiteye sahip bu şizofrenik insanlık, milyonlarca insanın açlıktan ölmesini umursamayabiliyor. Mars’a gitmek, yanı başındaki komşuya gitmekten daha kolay görünüyor.” Demiş Jose Saramago 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonraki konuşmasında. Aslında bu anlamlı cümlesinde bile bu Körlük kitabındaki karakterler gibi bizlerin körleşmeye başladığını değil, aksine hepimizin kör olduğunu, kör olup baktığımızı, bakabilen ama görmeyen kör insanlar olduğumuzu belirtmiş. İnsanların yanındakini görmeden, umursamadan hayatlarına devam etmesine, iktidarların, baştakilerin bir yaşamı değersizleştiren tutumlarına karşı ettiği mücadelesinde yazar her daim kitaplarında da devam etmiştir hatta bu mücadelesinde kiliseden bile aforoz edilip ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Kitabı okuduktan sonra kitap hakkında birçok kaynak okudum, haliyle bu kadar güzel kitap okununca insan kitap hakkında araştırma yapmak istiyor ve kitap hakkında inceleme yazarken de okuduğu yazıların etkisinde kalabiliyor, onun için bazı cümlelerim okuduğum yazıların etkisindendir ve tabii Saramago'nun cümleleri de mevcut. Körlük bir post apokaliptik roman, ama en güzel tarafı da alışageldiğimiz nükleer savaş, sebebi bilinmeyen veya bir deney sonucu zombileşme vs. gibi bilindik bir konu olmaması, aksine daha gerçekçi, herkesin hayatında en az bir kere kendi açısından düşündüğü, belki de en çok korkulan engellerden biri olarak görülen, tüm insanların çok net olarak rahatlıkla hissedebileceği şekilde bir kıyamet sonrası, ama bu sefer kıyamete sebep olan ise bulaşıcı olan “körlük”. İnsandan insana geçen, tedavisi olmayan daha doğru tanım yapmak gerekirse körlük ama nasıl bir körlük olduğu da bilinmeyen bir körlük.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kadın yazarları okuma etkinliği
(ÇIKIN ÇIKIN GELİN #42027708 ) Sevgili muhterem 1K ailem, 😊 Bir etkinlik düzenlemek istiyorum. Kadınlığa, kadın olmaya, kadın olmayı anlamaya dair… Dünya kadınlar gününe 10 gün kalmışken "emeği" daha çok anlayalım istiyorum ve kadın yazarlarımızı daha çok okumaya davet ediyorum sizleri. Umarım bu davetime icabet edersiniz. Ama öncelikle büyük çoğunluğumuz biliyor olsa da bahsetmek istediğim birkaç husus var ve bu neticede sizlerin önüne gerçek 8 Mart’ı sermek istiyorum. Kadınlar gününü neden kutluyoruz? 8 Mart kadınlara çiçek verme, hediyeler alma günü, kozmetik ve tekstil sektöründe %50 ye varan indirim günü, çılgınlar gibi alışveriş yapma günü, her şeyi tüketip hiçbir şey üretmeme günü. Her yerde ‘’Kadınlar çiçektir.’’ sloganının havalara uçtuğu gün. (Kaşlarınızı çatarak baktığınızı görebiliyorum.) Hayır,hayır tüm bunlar değil. " Dünya emekçi kadınlar günü, canları pahasına haklarını savunan kadınların günü. " * 8 Mart 1857’de New York’ta yer alan bir dokuma fabrikasında çalışan 40 bin işçi, 16 saatlik işgücünün 10 saate indirilmesi ve kadınların erkeklerle eşit saatler çalışıp aynı işi yapmasına rağmen erkeklerin yarısı kadar maaş almaları sebebiyle ücretlerde artış yapılmasını istedikleri için greve başladı. Kadın işçilerin örgütlendiği bu grev o güne kadar yapılmış en büyük kadın eylemlerinden biriydi. Kadınların örgütlendiği eylemi durdurmak isteyen polis, kadın işçilere saldırdı ve fabrikanın patronlarının desteğiyle binlerce işçi fabrikaya kilitlendi. Bu sırada şaibeli bir şekilde çıkan yangında içeride kilitli kalan 129 kadın işçi yanarak yaşamını yitirdi. Almanya sosyal demokrat partisinden Clara Zetkin her yıl tekstil fabrikasında ölen bu kadın işçilerin 8 Mart’ta anılmasını önerdi ve öneri oy birliğiyle kabul
Etkinlik
Kepler “Sesler Senfonisi” içinde her gezegenin hızının Latince müzik notaları gamındaki do-re-mi-fa-sol-la-si-do notalarından birine benzer ses çıkardığı kanısındaydı. Küreler Senfonisi'nde yerküremizin çıkardığı nota seslerinin fa-mi olduğuna inanırdı. Kepler'in kanısınca, Latince “famine” sözcüğü “açlık” anlamına geldiğinden dünyamızdan çıkan nota seslerinin sürekli fa-mi olması akla yatkındı. Gerçekten de üzerinde yaşadığımız yerkürenin, o tek acı kelimede, açlık sözcüğünde ifadesini bulduğunu söylemek mantıksızlık olmasa gerek.
Sayfa 87·Kitabı okudu
Şimdi Sokrates de haklı.???
Bir gün Sokrates yine taleberiyle sohbet ederken bir talebesi Sokrates e sorar ki : eğer demokrasi çoğunluğun kararıni kabul etmekse adil olan da bu değil midir. Mesela yüz kişinin rey kullandığı bir yerde elli bir kişinin kararına mi uymak daha adil ve doğru olur yoksa kırk dokuz kişinin kararina uymak mı ? hem çok mümkündur ki daha çok insanin daha az insandan yanılma ihtimali daha azdir. Şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadıgı gibi haklı da sayılmaz. Bunun üzerine Sokrates her zaman oldugu gibi soru cevap yöntemini kullanarak o talebeye önce sorar. _ bize söyler misin bilge olmak mı daha zordur yoksa cahil olmak mı daha zordur Talebe _ elbette ve hiç şüphesiz bilge olmak daha zordur. Bilge olmak için çok okumak araştirmak ve yorulmak gerekirken cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur. Sokrates _ peki o halde bize yine söyler misin toplumlarda cahil insanların sayısı mi çok olur yoksa bilge insanlarin sayısı mi çok olur. Talebe _ elbette ve hiç şüphesiz cahil insanların sayısı fazla olur. Sokrates _ peki bize yine söyler misin bir gemide yüz yolcu bulunsa geminin nerde nasıl hangi yönde yelken açması gerektiğini kaptan mi daha iyi bilir yoksa o yüz yolcu mu ? Talebe _ eğer yolcular içinde Denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandir. Sokrates _ peki o halde diyebilir miyiz ki herkes her konuda karar veremez . Herkes bildiği yerde konuşmalı. Her iş ehline verilmeli Talebe _pek tabi olması gereken budur Sokrates _ peki o halde bize yine söyler misin kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden sadece çoğunluk olduklari için kararlarini doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi ? Hem sen de kabul ettin ki bir toplumda cahillerin sayısı bilgelerden hep daha çok olur.
‘Hababam Sınıfı’nı çekmek zorunda mısınız?
Sosyal Medyada denk geldiğim ve bana göre haklı gerekçelerle kaleme alınmış bir yazı. Bu siteyle alakası Hababam Sınıfı öncelikle bir kitap. Zaten yazı boyunca da eleştiri kitaptaki işleyişi ve amacın sinema da saptırıldığı yönünde. Açıkçası ben yıllar önce kitabı okuduğumda filmdekinden daha derin ve cesur konuları işlediğini görüp şaşırmıştım. İşin hüzünlü ve acı tarafı onlarca yıl geçmesine rağmen eğitimde ileri gitmek şöyle dursun hızla geri giden bir sürece tanık olmamız. ------ ‘Hababam Sınıfı’nı çekmek zorunda mısınız? ‘Hababam Sınıfı’ kaba komedi filmi değildir. Bir sistem eleştirisidir. Bugünün eğitim sistemini yazacak senaryo ve öykü yazarlarını bekliyoruz. Hababam Sınıfı 2019’u izledik. Çok değerli oyuncular var. Senaryo gereğini yerine getirmek için ellerinden gelenin en iyisini yapmışlar. Duayen diyeceğimiz ve her zaman emeklerine saygı göstereceğimiz oyuncular da var. Onlar da doğru oyunculuklar ile filmi taşımaya çalışmışlar. Genç oyuncular var. Senaryoda kendilerine verilen rollerin hakkını vermek için ellerinden geleni yapmışlar. Fakat sonuçta ortaya çıkan yapıt, Rıfat Ilgaz’ın ‘Hababam Sınıfı’ olmamış. Belki biz Rıfat Ilgaz’ı hiç okumasak, hiç tanımasak, Hababam Sınıfı’nı kendi halinde bir okul ve öğrenci komedisi zannetsek, grotesk şakalarla süslenmiş bir eser saysak olurdu. Böyle hikayeler de olabilir. Onların değeri ayrıdır. Eğer bir okul/gençlik komedisi izleseydik, afişte ‘Rıfat Ilgaz’ın Ölümsüz Eserinden’ yazmasaydı, olurdu. Fakat ‘Hababam Sınıfı’ başka bir şeydir. 1959 yılında eğitim sisteminden kaynaklı bir toplum yarasının, her kesimden insanın anlayabileceği şekilde, mizah unsurları ile bezenerek anlatılmış halidir. Hababam Sınıfı’nın öyküsünde yer alan mizah temelde yer alan acı ilacın içilmesini kolaylaştırır yalnızca… Rıfat
Eğitim