8/10
·280 syf.·
2025 4. kitabı
Kitap beklentimin çok çok üzerinde bir kurgu ile ağızda güzel bir tat bırakan keyifli bir okuma sundu bana diyebilirim. Yazarın kişisel gelişim tarzında Bi başka kitabını okumuştum yakın zamanda, beğenmiştimde. Roman yazdığını bilmiyordum. Rastgele aldığım bir kitaptan bu kadar lezzet almayı beklemiyordum doğrusu. Çünkü ben kitapları öncesinde bolca araştırma yaparak almayı tercih edenlerdenim. Bu kitabı ise ayaküstü alınca pek de iyi bir şey çıkmaz diye düşünmüştüm. Fakat kitap öyle akıcıydı ki sanki psikolojik polisiye bir film izliyormuşum gibiydi. Yazarın psikolog olması aralara bolca insan psikolojisi üzerine sözler serpiştirilmiş olmasını sağlamış. İşaretlediğim baya yer oldu kitapta. Fakat bazı yerlerde etkileyici cümle kurmak adına basite kaçan acemice yazılmış cümlelerde yok değildi. Olay örgüsü ise oldukça başarılı idi. Hiç ummadığım şekilde gelişti herşey. Tahmin edilebilir basit bir kurgu değildi kesinlikle. Çokca içimin acıdığı karakterler vardı. Hatta öyle ki kitaptaki herkesin kendisine ait travmaları vardı. Her Biri çocuklukta ekilmiş yetişkinlikte çok başka formlarda boy vermişti. Kimini kötü insana çevirmiş o koca koca travmalar, kimini ise mazlum birer hayat yorgununa. Kitapta verilmek istenen mesaj çok açık. Ailede doyurulmayan sevgi açlığı hayat boyu bir daha asla kapanmıyor... İnsanın yaşı büyüdükçe sevgisizliğin verdiği acı da büyüyor. Her çocuk sevilmeyi hak ediyor hemde deli gibi sevilmeyi... Sevilmeyen her insan başka kollarda arıyor kaybettiğini... Bizim toplumumuzda çok ilginç bişey var ki hala aklım almıyor bunu... Şımarmasın diye sevilmeyen çocuklar, alışmasın diye çiçek alınmayan kadınlar, hep ister diye kucağa alınmayan bebekler var bu toplumda... Bırakın alışsın ya... Bırakın kendisine çiçek alınmasına alışsın o kadınlar, bırakın
Beni Neden Sevmedin Anne?Esra Ezmeci · Destek Yayınları · 2023443 okunma
"Sanki bu dünyayı bir anlayayım di­ye doğmuşum."
9/10
·569 syf.··
2024 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Eylül 2024 22:12
Bir insanın yaşamını anlatırken, kendi hatalarını bu denli dürüst ve içtenlikle itiraf edebilme olgunluğuna erişmesi, benim açımdan olağanüstü bir başarı öyküsü olarak değerlendirilebilir. Doğan Cüceloğlu’da, bu olgunluğa -benim anladığım kadarıyla- geç ulaşmış, çeşitli hatalar yapmış ve bu hatalardan samimi dersler çıkarmış bir kişidir. Üstelik, bu dersleri paylaşmayı kendisine bir görev olarak benimsemiştir. Cüceloğlu'nun iletişim psikoloğu olarak geliştirdiği fikirler, gerçeğe çok yakın, insana dokunan ve göz ardı edilemeyecek niteliktedir. Kişisel gelişim kitaplarına karşı mesafeli durmama rağmen, Türkiye İş Bankası’nın Nehir Söyleşi serisinin, farklı tecrübelerden zengin deneyimler elde etmek isteyen okuyucular için önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyorum. Kitabı okumaya başlamadan önce tabii ki bol bol Doğan Cüceloğlu videoları izlemenizde yarar var çünkü onun o tonlamalarıyla kitabı okumak ayrı bir zevk verecektir. Bknz: youtube.com/watch?v=B2i6j-F..., youtube.com/watch?v=nLcMXsb..., youtube.com/watch?v=E6WRSut... Buyrun kitabın içeriğinden fikir ve zihin bohçama kattığım kısımlardan bahsetmeye geçelim. Hoca genel olarak insanların dünyaya baktığı iki temel bakış açısı olduğuna inanıyor ve bunlar en basit haliyle korku ve sevgi kültürü olarak adlandırılıyor. Korku kültüründe, insan ilişkilerinde güç ve güç kullanımı ön plana çıkıyor. Bu kültür bir nevi mafya kültürü olarak görülebilir. Öte yandan, sevgi kültürü ise insanı özgür, gelişen ve potansiyelinin en iyisine ulaşması gereken bir varlık olarak görüyor ki bu iki kültür arasındaki ayrımın örneklerine kitap boyunca Amerika-Türkiye kıyaslamasıyla şahit olacağız. Kendi hayatından ve gözlemlerinden örneklerle hoca, korku kültüründe, evliliğin başında kadının gözünü
Hayata Dair
İnsanı Ararken 1. Kitap - Doğan Cüceloğlu KitabıCanan Dila · İş Bankası Kültür Yayınları · 019 okunma
Reklam
8/10
·190 syf.··
Beğendi
·
2024 105. kitabı
Bu kadar oyunlu bir metin okuyacağımı düşünmemiştim. Luiselli’nin yazınında boşluklar bırakıp orada ayağını uzatışını, kurguyla gerçeğin arasındaki çizgiyi belirsizleştirmeyi sevdiğini, seksek oynar gibi yazdığını az çok biliyordum. Kalabalıkta Yüzler’den tanışıyoruz kendisiyle. Ama seksek oynar gibi yazmanın hakkını asıl bu kitapta vermiş bence. Bir defa kitabın çıkış hikayesi çok enteresan. Luiselli’den bir çağdaş sanat sergisi için katalog yazmasını istiyorlar. Aklına yıllar önce Küba’da uygulanan, sigara ve puro fabrikalarındaki işçilere okumak için fasiküller halinde hazırlanmış, tefrika romanı formatında kitaplar geliyor. Sergiyi destekleyen meyve suyu fabrikasında çalışan işçilere okunmak üzere bölümler halinde yazılıyor kitap. Kitabını bir bölüm yazıyor, işçiler okuyor, tartışıyor, ve bunun ses kaydını dinleyen Luiselli yeni bölümü işçilerin sohbetlerindeki argümanlardan beslenerek yazıyor. İlk bölüm dışında hepsi kolektif yazılmış gibi oluyor. Harika değil mi? Dişleriyle doğan ….’nın mesleğinin piri bir müzayedeci olma hikayesi bu. Sonradan ağzına taktıracağı Marilyn Monroe’nun dişleri dışında her şeyiyle orijinal, zıpır, zeki. ‘Yaşamları kim bilir feleğin hangi silsilesiyle sıra dışı manzumelere dönüşen müstesna kişiler’in çürümüş dişlerini, yazarların hikayelerini, her şeyi satabilir bu adam. Tek kişilik bir geri dönüşüm müzesi o. Dünya çöplüğündeki her şeyi ama her şeyi, isimleri bile hikayeleştirerek camekanın içinde sergileyebilir. Çünkü biliyor, hikayesi olmayan her şeye bir hikaye yazılabilir ve hikayesi olan her şey alınıp satılacak kadar canlıdır. Oyunlu bir metin bu. Bir defa bölümler müzayedecinin mesleğini icra ederken geliştirdiği satış yöntemlerinin ismiyle ayrılıyor. Ama bunlar sadece yöntemin ismi olmakla kalmıyor, yazarın o bölümdeki
Edebiyat
Dişlerimin HikayesiValeria Luiselli · Siren Yayınları · 2017115 okunma
10/10
·250 syf.··
2024 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2024 17:51
İçinde bulunduğumuz şartlar mı bizi biz yapıyor, şartlar farklı olsa daha farklı karakterlere bürünür müydük. Çocuğuna sevgi göstermemenin bahanesi olabilir mi mesela. Ya da maddi ihtiyaçları fazlasıyla karşılamak şımarmasın diye ruhunu doyurmamayı affettirir mi? Babasız büyüyen üç kadın, aynı kaderi yaşayan üç kuşak. Güçlü kadın olmayı sevgisini göstermeyen kadın olmak sanan kadınların çocuklarında oluşturdukları travmalar ve eşlerine olan bağımlılıkları. Bağlılık gereklidir ama bağımlılık sadece bize değil en yakınlarımıza da zarar verir. Sevgi göremeyen her çocuk, anne olduğunda kendi çocuğunu sevgisiz bıraktı. Ebeveynlerden biri yeterince ilgilense de diğerinin açığını kapatamadığını görüyoruz romanda. Kitap kurgusuyla içine çekiyor insanı. Etkileyici ve merak uyandırıcı bir baslangıç yapan kitap sürükleyici şekilde ilerliyor. Kimi zaman çok heyecanlandırıyor. Karakterlerin tutumlarına sinir olsam da sebebini öğrenince hak veriyorum, ama sevginin iyilestirici gücünü gözardı edip güçlü olmak adına birbirlerini sevgisizliğe ve yalnızlığa mahkum etmelerine anlam veremiyorum. Kitap çok güzeldi ve şiddetle tavsiye ederim. Elif Nihal Altan harika bir roman çıkarmış ortaya, kalemine sağlık. romanoku yayınları na bu kitabı bizimle buluşturduğu için teşekkürler. @bidunyakitapgrubu1 ile kaliteli yazarlarla ve eserlerle tanışmaya devam ediyoruz.
KavinElif Nihal Altan · Romanoku Yayım · 032 okunma
9/10
·384 syf.··
2021 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2021 13:37
dünya'ya bir masal düşmüş; hem de bir peri masalı... sınanmışlığın zaferi olan bir hayat ve aşk masalı... merhaba arkadaşlar, haftalar önce burdan yani 1k sitesinden 'değerli' bir arkadaşın (okuduğunda şımarmasın :D )önerisiyle, hazır idefix'ten kitap siparişi vermek üzereyken, hiç duymadığım hiç görmediğim bu kitabı da al ve oku dedim kendime... bu da iyi bir tesadüf oldu işte, hem de çok iyi bir tesadüf... bilmediğim 'insiyak' kelimesinin anlamını bu kitapla öğrendim ve nice bilmediğim eski kelimelerin... insiyak-içgüdü... evet, gerçekten beğendiğim bu kitaptan biraz da olsa bahsetmek istiyorum size arkadaşlar... ne yalan söyleyeyim ilk sayfalarını çevirmeye başladığımda biraz sıkıcı geldi, belki benim de 'o dünya'da yaşadığım içindir bilmem ama, sayfaları içime sindire sindire okumaya başladığımı her sayfada altı çizili cümleleri gördüğümde farkettim... yani o denli beni içine alan bir masal oldu 'insiyak'... evet hıdırellezi biliyorum, özellikle biz alevilerin kutladığı kutsal bir bayramlardan biridir ama bayramın bu kadar sevgi dolu, bu kadar aşk dolu, bu kadar insiyak'larla dolu olduğunu bilmiyordum... bir gül düşünün, mevsimlerden sonbahar ve gül boynunu bükmüş kış'ın gelmesini bekliyor olsun... zaman yavaş yavaş ama hızlıca akıp gidiyor ve kış mevsimi hafif sırıtarak kapısını açıyor gül'e, gül merhaba diyor ama yapraklarını dökerek... ama zaman yine geçiyor ve mevsimlerden ilkbahar geliyor... şimdi de ilkbahar kapısını açıyor gül'e... gülün tohumu toprakta ya, yine yaprakları açmaya, çoğalmaya başlıyor ve her şeye inat büktüğü boynunu dik tutmaya başlıyor... ve tekrar merhaba diyor HAYATA... evet 18.yy.'ın çeyreğinde, 1713 yılında görevinden nedensiz yere alınan ve tam 5 yıl zindanda esir kalan ama bir anda yine nedensiz bir sebeple zindandan çıkarılıp özgür
İnsiyakMehmet Durmaz · Otantik Kitap · 2021195 okunma
10/10
·104 syf.··
2019 42. kitabı
Kafka’nın babasına yazdığı fakat muhatabıyla hiç buluşmamış mektubu onu tanımak için mutlaka okunması gereken bir eser. Cem yayınevinden Kamuran Şipal çevirileriyle Kafka okumak ayrı bir hazdır ve birçok yayınevinde “Babaya Mektup” olarak çevrilen kitabın sadece adındaki bu ek değişikliği bile aslında onu çok farklı kılar. 2010’da ilk defa okurken bu mektubu içimde sızım sızım sızlayan bir yara keşfetmiştim ve o yaranın cerahatini akıtmak için ben de babama bir mektup yazmaya karar vermiştim, kimseye okutmadığım, tamamlamayı bile başaramadığım bir mektup... 2020’de yeniden okurken, o yaranın hiç kapanmadığını, kapanmayacağını anladım. Çocukları şımarmasın diye onlara sevgi göstermeyen, kendilerinin gerçeği temsil ettiğine için için inanan, kafalarında yarattıkları ideal insana veya hayal edip de ulaşamadıkları tüm emellere kavuşmak için çocuklarını ikinci bir şans olarak gören tüm babalar için yazılmıştır bu mektup. Kafka’nın bilincindeki baba tesirini en iyi anlatan şu satırlardır bence: “...şimdi beni çokluk saran hiçlik duygusu (başka bakımdan soylu ve verimli bir duygu kuşkusuz), büyük bölümüyle senin üzerimdeki etkinden kaynaklanıyor.” Hiçlik, korku, güvensizlik... Kafka’nın tüm eserlerinde karşımıza çıkan o karamsar havanın müsebbibi olan “baba”yı tanımak için bu mektubu mutlaka okuyun. Sonra bakın içerinize, belki kapanmayan bir yaranız vardır ve bu yara sizi siz yapan en önemli şeydir.
Babama MektupFranz Kafka · Cem Yayınevi · 202153,9bin okunma
Reklam