Yani sen şimdi bize fakirliği teklif etmiş oluyorsun. Hayır ben diyorum ki fakir sabredecek, zengin şükredecek. Sabırla
şükrü terazide tartmayalım. İkisi de makbuldür. Cenab-ı Hak kimini fakirlikle, kimini zenginlikle imtihan eder. Güzellikle çirkinlik gibi. Ancak toplum düzeni için Kuran-ı Kerim şunu söylüyor. Mal-mülk-para birilerinin elinde toplanmasın. Yani toplumda kabul edilebilir bir gelir dağılımı olsun. Mal sahibi olanlar kibirlenip şımarmasın, bunun hesabı ağırdır.
Böyle düşününce ben zengin müslümanın
hesabının daha ağır olduğunu düşünüyorum.
"Kadın kocasından önce uyanmalı der annem..." dedi Doğan.
"Annenin..." dedi öfkeyle.
"Annem seni seviyor bence."
Yan döndü Ayşem. "Ayın güneşi sevdiği kadar mı? Evet, olabilir. Dikkat et güneş tutulması olmasın. Harran'da taş üstünde taş kalmaz."
"Hadi Ayşem, sen de annemi seviyorsun."
"Annen oğullarını çok seviyor. Gelinlerini seveceğini sanmıyorum. Veya sevgisini göstermek istemeyecektir. O göstermedikçe benden bir şey alamaz Doğan."
"Şimdi olduğunuz kadar anlaşsanız yeter. Ben ikinizi de seviyorum. Anlaşmasanız bile seviyorum."
"Bakma teşekkür edeceğim de şımarmasın diye sesimi çıkarmıyorum."
Kaşlarını çattı Doğan. "Ne için?"
"Taş gibi oğul doğurmuş, neden olacak?"
Eğer kâfir şımarıyorsa, sen zayıf olduğun için şımarıyordur. Kâfir şımarmasın istiyorsan senin güçlü olman lazım. Senin zafiyetin onun güçlenme nedenidir. Onun zulmü senin mazlum tıyneti olmandan kaynaklanır.
Sevginin fazlası olmaz. Ayrıca büyürken fazla sevgi görmüş olmak da sorun yaratmaz. Bu nedenle “Aman çocuk şımarmasın” diye sevgisini göstermemek ya da uyuduktan sonra sevmek doğru değildir. Şımarıklık, tüm ilgi odağının çocuk olması ve sınırların konulmamasından kaynaklanır.