Enerji Çalışmalarında- Uyanış Kurslarında DİKKAT! +18
O alanlarla sıfırken direkt kurslardan başlamayın. Hocanın geçmişini -eğitim süreçlerini, eğitimlerini vs.- bilmeden ders almayın. Sizden çalışmalar için izin istendiğinde açık ve net şekilde izin verin: "Sadece bu bilmem ne çalışması için izin veriyorum." ile "İzin veriyorum." hiç aynı şey değil. Güzel alanlar ve bilinç olmasına rağmen bilinçsizlik çok fazla. Şifa ya da bilgi sağlayayım derken musallatlanırsınız ve direkt farkında da olmazsınız. Özellikle para verdiğiniz konserlere dahi dikkat etmeniz lazım: Özgür irade yasası var ve siz para verince oradan almaya gönüllü hale geliyorsunuz. Katılım için belirlenen ücretse ücreti sağlayınca bilerek ya da bilmeyerek katılmış oluyorsunuz... O yüzden yavaş ama emin adımlarla gidin. Hakikati bulayım derken belanızı bulmayın. En çok çocuklara dikkat edin: Korku halinde olanlara, soyutlanmış olanlara, üzgün- acılı olanlara, tembelken birden başarılı olanlara, biriyle konuştuğunu -soru/ cevap- söyleyenlere, canlı ve kıpır kıpırken birden sessizleşip melankoli hâle girenlere... Onlar tam ne olduğunu anlar ya da anlamaz ama siz anlamak zorundasınız. Bazıları çocukluktan yetişkinliğe kadar fark etmemiş veya fark ettirilmemiş oluyor. Bazılarına ise birkaç hafta sonra dahi ya kendini ya da çevresindekileri oldürtüyorlar: Tesir gücüne bağlı. Kapanık oluyor, soğukluk hissetmeye başlıyor, uyuyamıyor, karanlığa çekiliyor, simsiyah giyinmeye başlıyor, bir anda mutlu bir anda suratsız oluyor, Kuran okuyup sevinç gözyaşı akıtırken çocuk ama delirmiş çocuk aklına benziyornsonralarda asla tahammül edemiyorlar ne insanlarla görüşmeye, ne gülmeye, ne sirke kokusuna vs. öfke patlamaları, saldırganlaşma, bakışları ve yüzü tuhaf vs. oluyor. O hayattan koptuğunda ya da kopardığında çok geç oluyor. Türbeye almışlardı içine girmedi. Hocalardan
Duygu ve Düşünce
EVRİM İÇİN KUR'ÂN BÜKÜLÜR MÜ?..
Bu sıralar sık rastladığımız şeylerden birisi: Evrimciler "kolu bükülmez" sandıkları "teorileri" için artık Kur'ân Âyetlerinin bükülmesini istiyorlar. Yâni, "Daha önce anlaşıldıkları gibi anlaşılmasınlar, evrimi onaylar şekilde anlaşılsınlar..." arzu ediyorlar. Bu arzularını temellendirirken kullandıkları üç argüman var: 1) Evrimin artık bilimden olduğu. Kanunlaştığı. Kat'îliği. Değişmezliği. 2) Bilimsel tefsirlerin Kur'ân Âyetlerini zâten bilime göre anlamanın yolunu açtığı. Meşrulaştırdığı. Sıradanlaştırdığı. 3) Kur'ân'ı anlama usûlünde aklın nakli bükebilir olduğunun zâten âlimlerimizce dile getirildiği. Belki başka argümanları da vardır. Kuşatamamış olabilirim. Ben bu üçünü seçebildim. Cevabımı da onlara karşılık vermeye çalışacağım. O zaman bismillah: 1) Evrim hakikaten artık bir kanun mudur? Mehmed Şemsettin Günaltay'ın "Materyalizm Reddiyeleri"nde dikkat çektiği bir şey vardır, özeti şudur: İdeolojiler argümanlarını "bilim" diye yutturmaya/dayatmaya pek meyyâldirler. Bunu yapmaktaki amaçları arkalarına bilimselliğin mânevî gücünü almaktır. Ancak söylemleri deşildiğinde, azıcık "acaba" dendiğinde, işin pek de söyledikleri tarzda olmadığı ortaya çıkar. Evrimde de durum böyledir. O hâlâ teorilikten çıkamamıştır. Ancak "Evrim Dininin Mü'minleri" argümanlarını muhataplarına kabul ettirmek için âkidelerini kat'îyetten göstermeye sa'y ederler. Boyun eğmediniz mi bir de üstten üstten küstahlanırlar. Birçok misâlini yaşamışımdır. __Halbuki bir şeyin bilimsel olarak kat'îyete kavuşması için en azından "tekrarlanabilir" olması gerekir. Bizim, "mış gibi" milyonlarca yıl önce olmuş şeylere değil, şu ân da görülebilir şeylere dâvet edilmemiz icâp eder. Yerçekimi kanundur. Evet. Tecrübe edilebilir. Kaynama bir kanundur. Evet. Denenebilir. Suyun kaldırma kuvveti
Evrim - İnsan
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yoldan Çıkan Topluluklar - Kavli Garib Çoban
Yoldan Çıkan Topluluklar - Kavli Garib Çoban Azı çok bilmeli, onunla tanışmak için. Zira mânâ, cânın cânının cânıdır. Kırklar meclisinde bana ne kadar zor soru sorarlarsa sorsunlar, cevabını peşin alırlar. Bu zor görünen sorulara karşı, Danyal peygamberin duasıyla teheccüt vakti dua üstüne dua edilmiştir Ki ma‘nen bir idiler, her ne kadar surette iki iseler de. O, daha hoş olur ki, gariblerin sırrı, başkalarının sözü içinde söylenmiş gelsin. Sevinmek istiyorsan, sevindirecek, sevilmek istiyorsan seveceksin. Sırrı saklar ve az konuşuruz. Gönlüne Maide inenlere Allah, Kelâm sıfatı ile tecelli eder ve zatını perdeler ki, söz sahibine erişsin de perde arkasında kalmasın. Olup bitmiş olan şeyi eski haline döndürme imkanına sahip değiliz. Ve o sırlar anlatılırken, onu sadece onarabiliriz. Ama hatırlayarak değil, unutarak. Benim sözümde ise, bunların her birine on türlü cevap vardır ki, bunların hiçbiri kitapta yazılı değildir. Değmese de gözlerim gözlerine, g/özlerinle sevdiğin yerdeyim. Çok söze ne ihtiyaç var?.. Sevinmek istiyorsan, sevindirecek, sevilmek istiyorsan seveceksin. Sözden geç ki bu sevgiliyi göresin. İnsanlar sevgiyi seçemiyor artık putlarının sürüklediği hayatı yaşıyor. Hiç kimsem kalmadı derken bir kabristanda karşılaştım, kimsesizlerin kimsesiyle. Yaşamı güzel kılan; karşılıksız sevgi. Gizli kederlerin çoğaldığı yerde, dua sessiz nehirler gibi ağlıyor. Dünyanın gösterişli halleri, yapmacık çıkarcı, putperest insanları çekmiyor dikkatimi. Bana bir parça; yüreği güzel, kabirlerden ahirette buluşabileceğimiz samimi insan lazım. Sevinmek istiyorsan, sevindirecek, sevilmek istiyorsan seveceksin. Öyle ki, inandığı halde Allah’ın sıfatlarını ve âlemlerde nasıl tasarrufta bulunduğunu anlayamayanlar nerden bilsin sevgiliyi. İnsanların birbirlerinin yüreklerini
Aslında Uyuyoruz, Ölünce Uyanacağız!
Bir anda uykudan kalktım. Çok ilginç bir ışık gördüm ama odanın ışığı kapalıydı… Bir baktım saat gece fecir vakti peki gördüğüm bu kadar ışık nerden gelmekteydi? Birden şaşırıp kaldım… Baktım ki elimin yarısı duvarın içinde hemen elimi çıkardım korku içinde oturup elime bakıyordum… Tekrar elimi duvara doğru uzattım yine elim duvarın içine giriyordu! Bir gülümseme sesi duydum... Yüzümü kardeşime doğru çevirdim, yatıyordu… Korku içinde yatağımdan kalkıp kardeşimi uyandırmaya gittim, âmâ cevap vermedi. Annemin odasına doğru gittim, babamı uyandırmaya çalıştım, birilerinin bana cevap vermesini istiyorum ama kimse cevap vermiyordu… Annemi uyandırmak üzereyken, baktım ki annem uykudan uyandı. Uykudan uyandı ama benimle konuşmuyordu. “Bismillahirrahmanirrahim!” diyordu ve İslâm’ın sembolü olan bu mübarek kelimeyi tekrarlıyordu… Babamı uyandırdı. “Kalk, kalk, bir bakalım çocuklara!” dedi, annem. “Şimdi zamanı mı bırak uyuyayım yarın ola hayr ola dedi” babam. Ama annemin ısrarı üzerine babam kalkıverdi. Şaşkınlık içerisinde beraber odamıza doğru geldiler. Başladım bağırmaya… “Anne!!!”, “Baba!!!” Ama hiç birisi cevap vermiyordu! Annemin elbisesini çekiyor beni dinlemesini istiyordum ama annem beni hissetmiyordu! Başladım annemin arkasından yürümeye ta bizim odaya kadar. Odamıza girdi ve ışıkları açıverdi, ama benim için fark etmiyordu çünkü benim için her taraf ışıktı… Tam o sırada çok ilginç bir şeyle karşılaştım… Kendi vücudumu gördüm! Evet kendi vücudumu… Oturup kendi kendimi seyrediyordum. İki taneydim. Kendi kendime soruyordum: Kimdir bu acaba? Nasıl da bana benziyor! Başladım kendi kendimi uyandırmaya… Bu kâbustan kurtulayım diye… Ama uyanamadım… Babam:
Hayat ve İnsan
Friedrich Schlegel: Lucinde ve Fragmanlar
FİKİRLER 1. Felsefenin pratik kısmından daha fazlası olabilecek bir ahlakın gerekliliği ve hatta başlangıçları giderek daha açık hâle geliyor. Artık dinden bile söz ediliyor. İsis’in peçesini yırtıp gizemi açığa çıkarma zamanı geldi. Tanrıçanın görünüşüne dayanamayan kaçsın ya da yok olsun. 2. Rahip, yalnızca görünmez dünyada yaşayan ve onun için görünür olan her şeyin ancak bir alegori doğruluğu taşıdığı kimsedir. 3. Ancak sonsuzla ilişki içinde anlam ve amaç vardır; böyle bir ilişkiden yoksun olan her şey bütünüyle anlamsız ve amaçsızdır. 4. Din, kültürün her şeyi canlandıran dünya-ruhudur; felsefe, ahlak ve şiirin yanında dördüncü görünmez öğedir. Ocakta korunan ateş gibi çevresine yumuşak bir sıcaklık yayar ve ancak dışarıdan zorla müdahale edildiğinde korkunç bir yıkıma dönüşür. 5. Zihin bir şeyi ancak onu bir tohum gibi içine alıp beslediği ve çiçek ile meyveye dönüştürmesine izin verdiği ölçüde anlar. Bu nedenle ruhun toprağına, hiçbir yapaylık ve gereksiz eklemeler olmaksızın kutsal tohumlar saçın. 6. Ebedi yaşam ve görünmez dünya yalnızca Tanrı’da bulunur. Tüm ruhlar onda yaşar. O, bireyselliğin bir uçurumudur; yalnızca o sonsuzca doludur. 7. Dini özgürleştirin ve yeni bir insan ırkı doğacaktır. 8. “Din Üzerine Konuşmalar”ın yazarı şöyle der: Zihin yalnızca evreni anlayabilir. Hayal gücünü devreye sokarsanız bir Tanrı’ya ulaşırsınız. Tam da böyledir; çünkü hayal gücü insanın ilahi olanı algılama yetisidir. 9. Gerçek bir rahip her zaman sempatiyi aşan bir şey hisseder. 10. Fikirler sonsuz, bağımsız, durmaksızın hareket eden, tanrısal düşüncelerdir. 11. Mantık ancak din aracılığıyla felsefeye dönüşür; felsefeyi bilimden daha büyük kılan her şey ondan gelir. Ve sonsuz zenginlikte bir şiir yerine, dinin yokluğu bize yalnızca romanları ya da bugün sanat denilen
Felsefe
MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU ÖLÜRÜM TÜRKİYEM KİTABIMDA
MUHSİN BAŞKANIN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU SELİM GÜRBÜZER O’nu anlatmak kolay değil elbet, bilmem kelimeler kifayet eder mi? Zaten onu ne kelimelerle, ne yağmur damlasıyla, ne toprak kokusuyla, ne baharda açan çiçekle, ne geceye bağlanan gündüzle, ne de Mecnunun Leyla’sıyla izah edemeyiz, her şey bembeyaz soğukta Mevla’sıyla vuslata erdiren Şeb-i Aruzda gizli. Tahmin etmişsinizdir kimden söz ettiğimizi. Adı Kur’an’da geçen ismiyle müsemma Muhsin, Soyadı; Yazıcıoğlu, sefer der vatanın narına nuruna kurban yiğit evlat. Sonsuzluğa ulaşmak istiyorum diyen Koca Yürek Reis; adını denizde uçan martılara, gök kubbede yıldızlara ve Kahramanmaraş’ın o beyaz örtü kaplı dağlara bir çırpıda yazdı da. 12 Eylül öncesi o alaca karanlık günlerinde her tarafı sis kaplamıştı, herkesin birbirinden kaçıştığı o günlerde hem sesimiz hem de soluğumuzdu. 12 Eylül sonrası Türkiye üzerinde sis perdeleri kalkınca, o bundan böyle yediden yetmişe herkesin Peygamber Çiçeği Gül Reisidir. Artık aramızda gülümüz yok. O şimdi çok sevdiği Peygamber, Ashabı Güzin ve Saadat-ı Kiramın yanında bizi selamlamakta. Zaten o ölümle sevgililere kavuşulacağını biliyordu. Nasıl bilmesin ki, vuslatla anlaşılır sevgilinin kokusu, şayet gönüllerde taht kurduysan bunu anlamayacak ne var ki. Nitekim biz buna şahidiz, hiçbir gönlü incitmediğine. 2009 Mart ayı soğuk yüzünü iyiden iyiye göstermişti. Büyüklerin ‘Mart bacadan baktırır kazma kürek yaktırır’ dediği demler gelip çatmıştı. Fırtınadan önce bir sessizlik vardı sanki. O Koca Reis son yolculuğa çıkacağını bilircesine sevenlerine ölümden bahsediyor, hiç kimsenin bir saniye öncesi ve sonrası garantisinin olmadığına vurgu yapıyordu. O seçim çalışmalarını genellikle kara yoluyla yapıyordu, bu kez