“Ziraat mühendisi olmasam peyzaj mimarı olurdum diyor öyle âşıkmış toprağa' Divemiyorum ki, çocukluğunu pencere önünde ” fasulye çimlerken değil de, inek güderken geçirsey din görürdüm ben senin toprak aşkını... Bir gece yine böyle hayallerinden bahsederken söz döndü dolaştı, bir arsan olacak, içinde bir evin, yıldızlan izleyeceksin faslına geldi. Dayanamadım. Figen bende o dediğinden var” dedim. “Nasıl yani?” dedi. “Yani dedim, benim aslında bir tarlam var öyle, buraya da çok yakın. Ama hiç gitmedim. İçinde de bir kulübe var öyle. Senin hayalindeki gibi değildir tabii, ama kulübe mi kulübe. Yıldızlar da var. işte öyle...” Sevinçten havalara uçtu. “Neden şimdiye kadar söyleme­din” dedi, “ne olur gidelim, yann gidelim.” “Olur” dedim. Ama nasıl olur dedim onu da ben biliyorum. Sabaha kadar uyuyamadım. Aklımdan hep doktorun dedik­lerini geçirdim. “Tarlanın babanızın durumuyla alakası yok Kerim Bey” dedim kendi kendime. “Kerim Bey bakın, haya­tınızın son şansı Figen, bu fırsatı kaçırmayın” dedim. “Kerim Bey Figen’le mutlu bir yuva kurabilirsiniz. Babanız da bu­ nu isterdi. Tarla deli falan değil, babanızın belli ki başka bir rahatsızlığı vardı, siz fark etmediniz. Bakın Kerim Bey epey zaman geçti, siz de delirmediniz. Lütfen rahat olun ve Figen’i kolundan tutup tarlaya götürün, o gece yıldızların altında uzun uzun öpüşün Kerim Bey, babanızı da aklınızdan çıkarın artık, Kerim Bey? Kerim Bey orda mısınız?” deyip durdum. Kerim Bey kendisini duymuyordu. Kerim Bey çok korkuyor­du. Hem delirmekten hem tarlaya gitmekten hem gitmemek­ten hem Figen’i kaybetmekten...
Sayfa 29
Dünya, Carl Sagan'ın düşüncelerine ilham veren "so­luk mavi nokta" olarak gözüktü:"O noktaya tekrar bakın. O burası. O evimiz. O biziz. Sev­diğin, tanıdığın, duyduğun, hayatlarını yaşamış herkes onda. Türümüzün tarihindeki her aziz ve günahkar orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı bir toz zerreciğinde. Gezegenimiz, bizi kapsayan büyük kozmik karanlıkta yalnız bir nokta. Bizi ken­dimizden korumak için başka bir yerden yardım geleceğine dair ipucu yok. Dünya, şimdiye dek, yaşam barındırdığı bili­nen tek yer. Beğenin ya da beğenmeyin, şu an için direnişimi­zi Dünya'da sürdürüyoruz."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Allah belanı versin Abdi!
“Bana bakın”, dedi “O Döneye bir tek tane bile vermeyeceksiniz. Acından ölecek. Şimdiye kadar Değirmenoluk köyünde acından ölen olmadı. O ölecek. Ya da satacağı bir şeyi varsa satacak. Verirseniz, verdiğinizi duyarsam, hepinizin evine gelir verdiklerimi alırım. Demedi demeyin.”
Sayfa 58·Kitabı okudu
Alıntı
Nevin’in Arayışın da Saadeti anlattı ve Gitti(Ah densiz adamlar)
“Babacığım,” diyordu, “ şimdiye kadarki isimlerim ‘ Konsolos un kızı’ , ‘Gazetecinin karısı’ oldu. Böyle olması da iyi oldu. Bugüne kadar hep bir şeyler peşinde koştum. Şimdi hatırladıkça bunları, utanıyorum, diyeceğim ama bir çok kelimelere kafamızda verdiğimiz anlamlar, hiç olmazsa o kelimeler kadar yanlış, yalan, kof… Sirklerde bazı ehli hayvanların adeta utanma kelimesinin anlamına yakın bir halde sinişlerini görmüştüm. Utanılacak şeylerden utanmaz olduğumuz nispette Hayvanlarla uyuşur, tabii bir ahlak telakkiimiz olsaydı, bari. işi buraya kadar getirmenin sebebini yanlış anlamamanızı rica ederim. Niyetim ahlaka çatmak filan değil. Sadece kelimelerin elle tutulur ‘concret’ olmayanlarının kıymetlerinden niçin günden güne kaybettiklerini öğrenmemden. Menfaatsiz, riyasız bir toplum aleminde iyi ve doğru bir açıklama ile elle tutulamayan ‘abstrait’ kelimeler ancak bir anlam alabilirler. Yoksa ya işimize geldiği nispette, yahut da başımıza geldiği nispette yapacağımız açıklamaların bir önemi olmaz. İşte bugüne kadar peşinde koştuğum ‘saadet’ kelimesi de bunlardan biri hem de bana izahi en mübrem (kaçınılmaz, zorunlu) geleni idi. Hikayeler, romanlar , şiirler, saadeti aramam, hatta aramadan bulmam lazım geldiğini adeta talim ediyorlardı. Arada bu kelimenin zevkten, dünya nimetlerinden, insan tabiatının bir özgörürlüğünden ibaret olduğunu söyleyen kitaplar da vardı. Bir üçüncü izah da böyle bir kelimenin bir çok kelimeler gibi uydurma bir kelime olduğunu, yaşamanın onunla, hiçbir ilgisi bulunmadığını, onsuz da başı sonu olmayan bir dünya içinde riyasız ve kıymetsiz, hiç olmazsa aldatılmış olmadan yaşanabileceğini söyleyenler de vardı. Bu üçüncü kısım kitapları daha çok beğendim. Beğendim ama birinci kısımdakilerini, denemek daha bir kolayıma geldi. Belki de
Sayfa 81·Kitabı okudu
Abdulkadir Geylânî'nin ruhaniyetinden mektup;
Ey lâ ilâhe illâ Amerika, İllâ Birleşmiş Milletler demeye başlamış olan müslüman(!) lar sizlere sesleniyorum! Size söyleyeceklerime başlamadan önce diyorum ki, en yüksek bakanınızdan, en küçük öğretmenine; en büyük tüccardan, en küçük manava kadar, her kim benim adım olan Abdulkadir’i taşıyorsa, adımı geri versin; adını George, Bush, Mitterand, Hurt, Baker, Cuellar yapsın! Kara cüppeler giydirdiğiniz hocalar, hiç mi Resûlullah (s.a.s.)’in Sünnetini size anlatmadılar. Yoksa Bush’u ona da mı tercih ediyorsunuz? Kıyamette sizler, uşak olduğunuz Bush’un peşinde Mahşer’e gelince, kimden şefaat dileyeceksiniz? Senelerce CIA başkanı olarak dünyadaki bütün fitneleri tutuşturan, milyonlarca insanın ölümüne sebep olan, bir o kadarının sakat olmasına sebebiyat veren, müslüman çocukların öldürülmelerini kendisine eylence edinen kafir Bush’a nasıl köle olur, nasıl cürümlerini paylaşırsınız? Sizlerin satın alınması o kadar kolay mıydı? Hani sizler kendilerinizi Allah’a adamıştınız? Ne çabuk ilâh değiştirdiniz? Ey tarikat silsilelerinde hâlâ benim adımı zikredip, Amerika zulmüne göz yuman tarikat halifeleri(!), artık benim adımı silin şecerenizden. “Haksızlığa karşı susanlar, dilsiz şeytanlardır” kanununu sizler de mi unuttunuz? Sizler ki benden el alıyordunuz, Bağdad’a gelip, seyr u sulûka giriyordunuz... Bağdad’ta, Basra’da yüzbinlerce müslüman çocuğu üzerine Birleşmiş Milletler kafirlerinin tonlarca bombaları yağarken, nasıl hâlâ tevhid çekersiniz? Beni hatırlamıyorsanız, Hasan-ı Basrî’yi de mi unuttunuz? Utanmıyor musunuz ki, artık fetvalarınızı kâfirler veriyor!.. Bush denen insanlığın yüz karası herif, size neyin cihad olmadığını anlatıyor; Mitterand, fransız radyosundan İslâm dinini anlatıyor... Bütün bu hezeyanlara karşı, sizin din adamlarınız da sadece bu fetvaları tasdik
Sayfa 121 - Beyan·Kitabı okudu
Hayatta beni mutlu eden şeyler nelerdir? Nelerle uğraştığımda daha huzurluyum? Hangi işler beni diğer insanlar ve tüm kâinat için daha faydalı biri hâline getiriyor? Gitme vakti gelene kadar ardımda güzel izler ve hoş sadâlar bırakmak için ne yapıyorum? Tüm bu sorular, içinde "Neden?" sorusunun olduğu sorulardır aynı zamanda. Çünkü gün gelir ve "Neden yapmıyorum?" diye sorulur. İşte orası eşiktir. Değişim ve gelişim böyle başlar. Şimdiye kadar yapmadım ama şimdiden sonra yapacağım. Sadece bunu demekle bile yol almaya başlar insan, inanıyorum. Çünkü kendi nefsini tanımanın yolu, kendi huyunu suyunu bilmekten geçiyor. Ondan sonra yol açık. Neden mi? Bakın yine "Neden?" sorusu geldi. Cevabını Niyâzî-i Mısri sultan veriyor: "Odur âdem ki nefsin tanımışdır Olupdur Hızr u ilyâs ile hemdem."
Profil kitap·Kitabı okudu
Alıntı