Eflatun der ki, ideden uzaklaştıkça her cisim
gerçekliğini yitirip bir kopya resim
durumuna düşer ve elbet daha az değer
taşır. Bunu insana uygularsak eğer,
ilk insanın birer kopyası olarak
her nesil, haliyle, daha az merak
uyandıran, daha başarısız bir deneme
olacaktır, uzak düştükçe Âdem’e.
Buna karşılık, Fransız filozof Bodriyar,
bu çoğaltma işlemini bir noktaya kadar
devam ettirdiğinizde, diyor, aslının
esamesi okunmaz olur insan neslinin.
Ve üstadın benimsediği simulakrum
terimini kullanarak yeni bir yorum
yapmak mümkün sanırım bu meyanda:
Babayı oğula üstün tutan bir beyanda
bulunmak doğru olmaz, kıyaslayacak
bir orijinal kalmamıştır çünkü. Ancak,
yine aynı türden bir yanılsama
içindeyimdir, tutup kendimi babama...
Post-modern hiper-realite çağında insanoğlunun yaşadığı en büyük paradoks, gerçekliğin yerine ikame edilen "simulacra" panayırını keyifle izlemesi ve bunu normak bir durum olarak kabul etmesidir.
"İroniye hiç başvurmadan ve hayranlık duygularıyla Amerika'nın kendisine modellik yaptığı ve aynı zamanda intikam aldığı dünyanın geri kalanına radikal simülakr ve simülasyon yöntemiyle hâkim olduğunu söylüyorum. Amerika'nın meydan okuması umarsız bir simülasyon olayına, dünyanın geri kalanına dayattığı (askerî gücün umarsız simülakrına kadar giden) bir maskaralığa benziyor. Gücün gülünç hale getirilmiş görünümü. Kimse bu meydan okumaya karşılık veremez, çünkü bizim ona karşı ileri sürebileceğimiz ne bir amacımız ne de bir karşı-amacımız var."
…
Gerçek de tıpkı bir çöl gibi büyümektedir. Welcome in the desert of the Real.
Yanılsama, (illüzyon), düş, tutku, delilik ve uyuşturucu maddelerin yanısıra yapaylıkla simülakr -bunlar gerçeğin izini sürüp, onu ele geçirmeye çalışan doğal düşmanlarıydı. Bütün bunlar sanki tedavisi olanaksız sinsi bir hastalığın pençesine yakalanarak güçten düşmüş gibidirler. Bu durumda yapılması gereken şey bütün bunların yapay eşdeğerlilerini oluşturabilmektir. Aksi takdirde tehlike sınırını aşmış olan gerçeklik kendi kendini yok edecek, için için kaynayıp gidecektir -zaten şu sıralarda yerini Sanallığın her çeşidine bırakmakla meşguldür.
Sanal: Gerçekliğin peşinde koşan son avcı ve onu yakıp yıkan yağmacıdır -bizzat gerçeklik tarafından bir tür bulaşıcı ve yok edici unsur şeklinde salgılanmıştır.
Sanal Gerçeklik, Gerçeklikle kedinin fareyle oynadığı gibi oynamaktadır. Bu, nesnel gerçekliğin soyutlanma sürecinde devreye sokulan ve Bütünsel Gerçeklikle noktalanan sürecin nihai aşamasıdır.
Sanallıkla birlikte öte dünya da ortadan kalkmaktadır çünkü bu dünya kendi kendisinin yerini almaktadır. Bu kendinin yerine kusursuz ikizini koymak, öyleyse kusursuz bir serap üretmek
türünden bir şeydir. Simgesel tözün tamamıyla ortadan kaldırılmasıyla birlikte sorun da çözülmüş olmaktadır. Bu durumda işlevini yitirip, bir artığa dönüşen nesnel gerçekliğin değiş tokuş edilebilmesi ve dolanımda kalması giderek güçleşmektedir.
…
s.23-24