Simulakr
Puan vermedi·224 syf.··
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 10:59
Yazar orijinali olmayan kopya, yani simulakr kavramından yola çıkarak, günümüzün yaşantısını, filmleri, üniversiteleri, sanat galerini vb. eleştiriyor. Yazar, gerçekleri unutup kopyaların peşinden koşup, kendi oluşturduğumuz bir çeşit hipergerçeklik içinde yaşadığımızdan bahsediyor. Okunması zor bir eser. Zaman zaman yazar burada ne anlatmak istiyor sorusunu kendime sordum.
Simülakrlar ve SimülasyonJean Baudrillard · Doğu-Batı Yayınları · 20141,253 okunma
İZ BIRAKMAK UĞRUNA!
9/10
·303 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 09:35
Yazmak, bir delilik hali bana kalırsa. İnsanın, kafasında başka biri varmış ve onunla konuşuyormuş gibi davranmasının başka bir açıklaması olabilir mi? Hele etrafında kafasındakileri dökebileceği, paylaşabileceği biri yoksa... Neyse ki biz şanslıyız, 1k var. Bu incelemeyi yazabilmek için günlerdir zamanı kolluyorum. Zira kafamdaki düşünceler susmak bilmedi kitabı bitirdiğimden bu yana. Öyle oluyor kimi zaman. Bazen bir kitabı okurken, henüz ortasında, kafamda düşünceler şekillenmeye başlıyor. İnceleme yazmam gereken ya da yazma ihtiyacı duyduğum kitaplar böyle belli ediyor kendini. Bazı zamanlar uykumda bile rahat bırakmayınca cümleler, gece kalkıp yazmak, kafamı boşaltmak, en azından o cümlelere, kaybolmadan bir yer bulabilmek iyi hissettiriyor. Çantamda her zaman not defteri ve kalem bulundurmaya çalışırım. Bazen dışarıda okuyorsam ihtiyacım olabiliyor. O da yoksa telefona kaydediyorum beliren cümleleri. Yazmak bir delilik hali demiştim ya, yazmazsam delirecekmişim gibi hissettiğim zamanlarda başladım aslında yazmaya. Yanlış hatırlamıyorsam, ortaokul zamanlarıydı günlük tutmaya başladığım yıllar. Kaç defterim birikmişti, hatırlamıyorum şu an. Evlendikten sonra, belki geçmişle arama bir çizgi çekmek, belki de temiz bir sayfa açmak için, bilemiyorum, hepsini yakmıştım. Şu an düşündüğümde, aslında kitabı okurken aklıma düşen anılardan sonra, pişman olduğumu fark ettim. 'Keşke yakmasaymışım' dedim. Tüm gençliğim vardı o defterlerde, ilk aşklarım, hayal kırıklıklarım, sevinçlerim, hayallerim, üzüntülerim ve tabi ki saçmalıklarım. Yine de beni ben yapan, bugünlere hazırlayan her şey... Belki çocuklarımı yetiştirirken bana bazı şeyleri anlamamda yardımcı olurlardı. Çünkü biz yetişkinler bazen sanki şu halimizle doğmuşuz gibi davranabiliyoruz. Zor zamanlarda bana rehber
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·146 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 14:29
Jean Baudrillard okumak beni hep zorlamıştır. Sosyoloji eğitimi aldığım dönemlerde, onun dolambaçlı cümlelerle kaybolmuşumdur. Pierre Bourdieu okumak hep daha keyifli gelmiştir. Ama İlahi Sol kitabını çok beğendim. Bizim jenerasyonun "Sol" üzerine yaşadığı hayal kırıklığını neredeyse 50 sene önce yazmış. Sağ'ın solu nasıl dönüştürdüğünü, kendine benzettiğini ama buna rağmen Sol'un seçim kazanamamasını Sağ'ın kötü bir çakması olmasına bağlıyor. Jean Baudrillard okuyacakların öncelikle şu kavramları bilmesi gerekiyor. Çünkü her kitabında karşınıza çıkıyor. 1) Simülasyon; gerçeğin taklit edilmesi değil; gerçeğin yerini alan bir model üretimidir. Örneğin medya tarafından sürekli üretilen “gerçeklik görüntüleri” zamanla gerçek deneyimin yerini alır. 2) Simülakr; gerçeğin kopyası gibi görünen ama aslında referansı olmayan temsil demektir. Baudrillard’a göre modern dünyada birçok şey artık bir “orijinalin kopyası” değildir. Tam tersine, kopyalar kendi başına gerçeklik üretir. 3) Hipergerçeklik; gerçek ile temsil arasındaki farkın ortadan kalktığı durumdur. Bu dünyada insanlar; imgelerle, medya temsilleriyle, reklamla öyle kuşatılır ki, temsil edilen şey gerçek olandan daha gerçek görünür. 4) Tüketim Toplumu; Baudrillard’a göre modern toplumda insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için değil, anlam ve statü üretmek için tüketir. Bir ürünün değeri; kullanımından değil, sembolik anlamından gelir. Kitapta yaptığı eleştiriler evrensel. Yani tüm dünyada Sol'un yaşadığı ve yaşattığı durumlar. Baudrillard diyor ki; "Sol, büyük bir enerji harcayarak iktidara doğru ilerlerken kalabalıklar kendisini alkışlayıp kutluyor, ancak tam yarışı kazanacakken ikinciliğe razı oluyor ve muhalefet adlı oyuğa çekilecek bu duruma katlanıyor." "Totaliter düzenler nihai çözüme yok etme yöntemiyle ulaşacaklarını
İlahi SolJean Baudrillard · Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi · 201526 okunma
9/10
·223 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 00:52
Bir kaç gün önce YouTube 'da Prof. Dr. Oğuz Adanır hocamızın kitap hakkında konuşmasını izliyordum ve bir comment çok dikkatimi çekti, güldürdü beni daha doğrusu : Baudrillard'in döneminde televizyon yeni icat edilmişti ve televizyonu görünce herifin aklı uçtu. Ben Baudrillard'ı böyle yorumluyorum.) Evet, Herkese iyi geceler dilerim arkadaşlar - Jean Baudrillard 'dan okuduğum ilk kitap oldu Simulakr ve Simulyasiyon kitabı. Okumayı düşünen' ler zor bir felsefi dili olduğunu unutmasınlar derim) Amma Simulakr ve Simulyasiyon terminlerinin anlamını kavradığınız zaman işiniz epey kolaylaşıyor. Fakat sonlara doğru biraz sıkıcı olmaya başlıdı gibi düşünüyorum veya ben anlamadım neden bahsettiğini) Minimum 2 - 3 kere okunmalı diye düşünüyorum, metni tam kavramak için. Bir de okurken yanınızda kağıt - kalem ya da not defteri olsun mutlaka, çünkü ben nerdeyse her cümlesinde " Grok" dan yardım aldım) Herkese iyi okumalar Arkadaşlar....
Edebiyat
Simülakrlar ve SimülasyonJean Baudrillard · Doğu-Batı Yayınları · 20141,253 okunma
Kent Nasıl Okunur?
9/10
·215 syf.·
2021 119. kitabı
KEVİN LYNCH’İN GÖSTERGEBİLİMSEL KURGUSUNDAN İSTANBUL’A VE ÖTESİNE MEKÂNSAL BİR OKUMA Kevin Lynch’in The Image of the City adlı eseri, şehirleri sadece planlama nesnesi olarak gören o katı, teknik bakışın ötesine geçip bambaşka bir şey yapıyor: Kentleri, insan zihninin aynasında yeniden tanımlıyor. Lynch’in en güçlü iddiası şu: Kentler ölçülebilir niceliklerden önce, hatırlanabilir nitelikler üretir. Yani şehir dediğimiz şey haritalarla değil, insanların zihninde bıraktığı izlerle var olur. Bir kentin “iyi” ya da “kötü” oluşunu estetikten ya da mühendislikten önce okunabilirlik belirler. Kent, karmaşık olsa bile insanı yönlendirmeli; kaosun içinde bile anlamlı bir bütünlük taşımalıdır. Lynch’in şehir deneyimini çözümlemek için kullandığı beş temel kategori de burada devreye giriyor; • Yollar (paths) — kenti deneyimlediğimiz hat: ana akslar, sokaklar, patikalar. (Mesela Paris'in Champs-Élysées’si.) • Sınırlar (edges) — ayıran ama aynı zamanda tanımlayan eşikler; şehri içsel ya da dışsal olarak bölen çizgiler. (Berlin Duvarı, bunun ekstrem örneği.) • Bölgeler (districts) — kentin karakterini veren tematik alanlar; içerisine girildiğinde belli bir kimliği hissettiren bölgeler. (Tokyo’nun Shibuya’sı gibi.) • Düğüm noktaları (nodes) — akışların kesiştiği, hareketin yoğunlaştığı odaklar. (New York’un Times Square’i.) • Nirengiler (landmarks) — bir bakışta tanıdığımız güçlü işaret taşları. (Ayasofya.) Bu beşli yapı, kentsel deneyimi adeta modüler bir dile dönüştüren, zihinsel bir navigasyon sistemi gibi çalışır. Lynch’in mekânı “zihinsel haritalar” üzerinden okuması ise tam anlamıyla bir paradigma değişikliğiydi. Ona göre şehir, fiziksel öğelerden ibaret olmayıp bireyin belleğinde canlandırdığı, anlam
1000Kitap
Kent İmgesiKevin Lynch · İş Bankası Kültür Yayınları · 2022320 okunma
Biz bu filmleri neden sevdik?
Puan vermedi·230 syf.··
2025 225. kitabı
Yüzeyin altında yatan gerçeklik nedir? Metinlerin analiz ve yorumlarındaki farklılıklar nelerdir? Görünen ile gösterilen arasında nasıl bir fark vardır ve görünen de gösterilen de onu oluşturan tüm parçalardan ayrı düşünülmeden, onu meydana getiren her bir parçayı bir arkeolog titizliği ile incelemeden hakkında karar vermemeliyiz. Post-yapısalcılığın bir çeşit basit, kaba açıklaması olarak da görülebilecek bu cümlelerle Bülent Diken ve Carsten Laustsen’in altı filmi irdelediği Filmlerle Sosyoloji kitabının post-yapısalcı bir yaklaşımla analiz edildiğini belirtmek isterim. Klasik sosyolojide “toplumun betimlenmesi” anlayışı ön planda tutulurken bu kitabın yazarları bu anlayın üstüne çıkarak toplumun ahlaki ve varoluşsal bir eleştirisini yapmaya gayret gösterirler. Klasik inceleme kitapları ya da metinleri dikkate aldığı konuyu çözümlemeye çalışırken bu kitap sinema ile bir toplum eleştirisi yapmaya çalışır. Okuyucularına anlattıkları ile sinemada nasıl bir izleyici olmamız gerektiğini, bir filmi nasıl izlememiz gerektiğini değil, filmleri nasıl düşünmemiz gerektiği üzerine yoğunlaşır ve tanık olarak çağrılanlar post-yapısalcı bir yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu bize anlatırlar. Bülent Diken ve Carsten Laustsen sosyoloji bilimine sinema aracılığı ile neler katabileceğini bu çalışmasında okuyucularını da işe katarak ortaya serer. Okuyucular ayrıca bir izleyici rolüne de bürüneceklerdir çünkü kitapta işlenen, analiz edilen altı farklı ama popüler/yarı popüler film vardır. Bu kitap hem bir görsel şölen sunar böylelikle hem de daha önce izlediğimiz filmleri aslında ne kadar eksik, yanlış, basit izleyebildiğimizi de gösterir. Bu bakımdan bu kitap bir laboratuvar ortamında çalışır gibidir ve deney ürünleri sinemadır. Kitapta karşımıza bolca çıkacak olan tanıkların
KiTaPHaNe
Filmlerle SosyolojiCarsten Bagge Laustsen · Metis Yayınları · 2021297 okunma