Giriş Yap
Sinan
@sinansamsa
2487 okur puanı
05 Tem 2017 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
160 syf.
Mucizevi bir kadın; Aslı Erdoğan !
"Gerçek hayat kurmaca öykülere benzemez, biraz buruk, biraz hüzünlü değildir; delilik gibi, düşler gibi saçmalıkla, tuzaklarla, karmaşayla doludur." Mucizevi Mandarin Aslı Erdoğan'ın ilk öykü kitabı. Kitap, toplam 6 bölümden oluşuyor, bölümlerden bazıları anlatı-öykü karışımı olduğu için genel olarak iki ana öykü var diyebiliriz; "Yitik Gözün Boşluğunda" ve "Geçmiş Ülkesinden Bir Konuk." Yitik Gözün boşluğunda, içerisinde aşk, yalnızlık, yabancılaşma,tükenme ve özlem duygularını barındıran, acıların ve karamsarlığın hakim olduğu, İsviçre'nin Cenevre kentinde yaşayan, yalnız bir kadının,kendini ve aşkı bulma öyküsü.. Bir gözünü kaybeden,yabancılaşmanın verdiği ağır yalnızlık hissini yaşayan, geçmiş ile gelecek arasında donup kalan bir kadın. "Benim cehennemim ne topraklarımda, ne de buradaymış. Onu kendi içimde taşıyormuşum, tıpkı cennet düşlerim gibi."(s.24) Geçmiş Ülkesinden Bir Konuk ise, sevdiği kadını kaybeden bir adamın hikayesi.Ölüm kavramının bolca hakim olduğu bir öykü. Ölümün getirdiği hiçlik duygusunun verdiği çaresizliğin öyküsü... Kaybedilişin ve arayışın öyküsü... "Dünyayı adım adım kat ettim, gözüme ilişen her deliğe, çukura, kovuğa ellerimi uzatıp karış karış aradım. Avuçlarımda bulduğum hep boşluktu, kader çizgilerimin arasındaki boşluk"(s.135) Öykülerin dili sade,şiirsel bir anlatımın olduğunu söyleyebilirim,ustaca kullandığı imgeler ve benzetmeler öykülere olabildiğince zenginlik katıyor,bu yönüyle edebi değer olarak da oldukça doyurucu öyküler.. Aslı Erdoğan'ı anlamak kolay değil, sanırım onu anlamam için 40 fırın daha ekmek yemem gerekecek, bu konuda hala çok eksiğim,ama okuduğum her kitabından sonra yaşadığı şeyleri daha çok hissedebiliyorum, kendimden parçalar bulmaya, hislerimin, duygularımın kağıda döküldüğünü görmeye başlıyorum,duygularımı bu kadar güzel anlatabilen, bir yazarı okumanın mutluluğunu yaşıyorum. İyi ki fiziği bırakıp, yazmayı seçmişsin, iyi ki! Keyifli okumalar, "Mucize" dolu günler diliyorum...
Mucizevi Mandarin
8.1/10 · 1.166 okunma
·
4 yorumun tümünü gör
Reklam
344 syf.
Su, abıhayattır.
Başlangıçta sadece SU vardı. Evvelce gök, ay, güneş, hava, ateş, toprak ve ağaç yoktu: Sadece SU vardı. .... SU kaybolmaz. SU döner. SU dolaşır. SU akar. SU gezer. SU uçar. SU yutar. Su uyur. Ve SU bilir. Buket Uzuner'in “Tabiat Dörtlemesi” olarak planladığı ‘Su, Toprak, Hava ve Ateş’ serisinin ilk kitabı
Su.
Dörtleme diğer kitaplar
Toprak
ve
Hava
ile devam ediyor, Son kitap Ateş'in ise ilerleyen yıllarda çıkması bekleniyor. Kitap, Defne Kaman adlı bir kadının, Kadıköy'de "Barış Manço" adlı vapura bindikten sonra ortadan kaybolup, ailesi tarafından 39 saat sonra karakola kayıp müracaatı başvurusu ile başlıyor. Defne Kaman mesleğinde çok popüler olmayan, ancak yazdığı toplumsal meseleler'den dolayı iktidar ve bazı kesimler tarafından sevilmeyen bir gazeteci. Kitap,Defne Kaman'ın maceraları olarak adlandırılsa da,kurgusal olarak Defne Kaman'ı çok fazla göremiyoruz. Genel olarak 3 ana karakter üzerinden ilerliyor olaylar. Defne Kaman'ı bulmakla görevli polis memuru Ümit Kaman,ona bu konuda yardımcı olmaya çalışan sahaf Semahat ve Defne Kaman'ı yetiştiren, aynı zamanda bir Kam/Şaman olan ninesi Umay Bayülgen. Bu 3 karakter üzerinden ilerleyen olaylar silsilesinde, şifreler,gizemler ve birçok olaylar ile karşılaşıyoruz. Buket Uzuner
Su
'da, Eski Türk kültürlere ait özellik olan günümüzde de yansıması devam eden, bir inanç biçimi olan "Şamanizm" kavramı üzerinde duruyor. Türkler içerisinde daha çok kam/kaman olarak da adlandırılan, şamanlar, zeki,olağanüstü özelliklerle donatılmış,birer şifacı olarak görülüyor. Kitapta ki birçok olay, Şamanizm üzerinden şekilleniyor, bundan mütevellit de, birçok mitolojik öğeleri kitabın içerisinde sık sık görüyoruz. Mitolojik ögeler ile harmanlanan
Su
'da 2000 sonrası Türkiye'sini görmekte mümkün, bir mesaj verme kaygısının güdüldüğü kitapta, karakterler üzerinden, toplumsal meseleler de analiz ediliyor, Ümit Kaman'ın sevdiği kadın ile, mezhep farklılıklarından dolayı kavuşamaması, "Kadın Cinayetlerini" konu alan bir yazı yazan Defne Kaman'ın, toplumda kadının yerini irdelemesi,Kadın haklarını sorgulaması, Sahaf Semahat'ın yalnız bir kadın olarak toplum tarafından yaşadığı baskılar,Türkiye'de muhalif bir gazeteci olmanın güçlüğü, bireysel özgürlükler, "HES" projeleri, değişen doğa unsurları, iklim ve küresel ısınma gibi birçok konuda alt mesajlar veriliyor. İncelemeyi bitirmeden önce kitapta gördüğüm,eleştirdiğim bir iki noktaya da değinmek istiyorum. İlk sayfalarda polisiye bir olay ile karşı karşıya kaldığımı düşündüğüm için,daha sağlam bir olay örgüsü bekliyordum,mantık hatalarının bazı yerlerde dikkat çektiğini söylemeliyim,kurgusal ve edebi yönden beklentimin altında kaldı kitap, dilin çok sade olması, yer yer yapay bir hava oluşturuyor, yazarın araya girip okuyucuya seslendiği bölümler de benim için birazcık dikkat dağıtıcı oldu. Ayrıca kitapta birkaç "Viral" reklamın olması ve yazarın birkaç yerde kendi kitabı "Kumral Ada Mavi Tuna'yı örnek göstermesini anlamsız ve gülünç buldum. Genel hatlarıyla toparlayacak olursam, kitabı beğendiğimi söylemeliyim, ancak tavsiye konusunda çekimser kalacağım. Eğer daha önce Buket Uzuner okuduysanız tavsiye ederim, ama benim gibi yazar ile tanışma kitabınız olacaksa,şimdilik diğer eserlerine yönelmenizi öneririm. Keyifli okumalar diliyorum...
Su
7.9/10 · 3.843 okunma
·
2 yorumun tümünü gör
93 syf.
Sen de sev ama sen de sevil..
Beni bu öldürücü yabancılıktan, yabancılığın yalnızlığından, korkularımdan, gençliğimin güzel anılarından, terkedilmişliğimden, biri tarafından çok sevilmişliğimden kurtarın! Beni yakamı bırakmayan bu allahın cezası hüznümden kurtarın!(s.7) Saklı, Ayfer Tunç'un ilk öykü kitabı,ilk yazdıkları. Kitap, İçerisinde kitabın da adının geldiği "Saklı" öyküsü olmak üzere toplam 9 öykü'den oluşuyor. Öykülerde tematik olarak bir bütünlük var, her öyküsünde işlediği tema birbirleriyle benzerlik gösteriyor. Öykülerde işlediği genel tema "herhangi bir şekilde sevgiden yoksun kalan insanların çekmiş olduğu yalnızlık ve bunun sonucunda sevgiye duyulan özlem. Her öyküde "SEVGİSİZLİK VE HÜZÜN" hakim. "YALNIZLIK", "ÖLÜM" "TERKEDİLME" gibi temalar da çoğu öyküde görülüyor. Yalnızlıklar var öyküler de, hüzünler var, özlemler var, ve ölüm var. Her bir öyküde farklı bir insan profili sunuyor Ayfer Tunç, "Saklı'" da sevildiği insan tarafından hiçbir zaman sevilmemiş, toplum tarafından da gülünç bulunan, kapı kapı dolaşıp aşkını anlatan bir kadın Süslü yenge'yi, "Ah süslü yenge, ah! O ilk sevgiliyi bu kadar çok sevecek ne vardı?"(s.12) "İhtilaller Neye Benzer" adlı öykü de, Beyazıt kulesinde şehrin ışıkçısı olan annesini ve sevdiği kadını kaybetmiş, yalnız ve yabancı bir adamı, "Önemsizlik" de Madam Ester adlı bir kadına uzun zamandır aşık olan, yaşlı bir ressam Nesim'i, "Mozart'ın Son Zartı" çocukluğundan itibaren hiçbir zaman sevilmemiş, "Yalanlarım da olmasa yapayalnız kalırdım" diyen yalnız bir kadın Şebnem'i, "Silentium"'da bir ada'da karşılıksız bir aşka umudunu açan, bir garip seramik ustası Cafer'i, "Yüreğin Mahallesi" öyküsün de ise yalnızlığın karşısında aşkla savaşan bir kadın Asude'yi görüyoruz. Her birinin öyküsü farklı ama çektikleri acı hep aynı; "sevilmemek". Öyküler de kullanılan dil sade ve öyküler olabildiğince akıcı ilerliyor, herhangi bir şekilde yormuyor, Şiirsel bir anlatımında bazı yerlerde kullanıldığı öyküler de, yer yer kullandığı uzun cümleler ve zengin kelime öbekleri ile okuyucu ve karakter arasında hissiyat bağlantısı oluştuyor Ayfer Tunç. Kitabın, edebi değer olarak yeterince doyurucu olduğunu düşünüyorum , ayrıca Ayfer Tunç'un öykücülüğünü anlamanız için de ideal başlangıç kitabı olabileceği kanaatindeyim. Keyifli okumalar, Sevgiyle öykülenmeniz dileğiyle...
Saklı
8.4/10 · 121 okunma
·
5 yorumun tümünü gör

Okur takip önerileri

Tamara
@TAMARA0Sinan ile benzer
Kıvılcım KURTULDU
@FavillaSinan ile benzer
Kayaberk İpek
@kayaberkkkSinan ile benzer
Daha fazla göster
128 syf.
Yarım kalmış bir roman...
“Eğer ölüm varsa, daha güzel bir hayatın, daha uygar insanların, daha insanca kuracakları bir hayatın gerçeği için vardır. Yoksa ölüm, insanlar arasındaki kavgayı, bir insan ömrü içinde aşamadıkları sevgisizliği, çirkinliği daha kötü bir dünyaya aktarmak için değildir.” Hoş geldin ölüm,yarım kalan bir roman.. Sevgi Soysal, Kanserden dolayı tedavi gördüğü sırada Londra'da yazmaya başlıyor Hoş geldin ölüm'ü. Ölümle inatlaşırcasına yazdığı sayfaları bitirmeye ne yazık ki ömrü yetmiyor.. 12 Mart'ın esintileri ile başlıyor roman, hayatını ve yazılarını etkileyen 12 Mart ile.. Toplumsal gerçeklik çizgisiyle yazıyor, yine Ankara ve yine Yenişehir.. "Niye hep Yenişehir'deyim? Yenişehir'deyiz?" Sema, 12 Mart'dan dolayı üniversiteden atılmış, kendisi gibi üniversiteden atılan eşi Ömer ile birlikte Yenişehir'de dergi satarak yaşamaya çalışan biri. Sema, kalabalıklar içerisinde var olmaya çalışıyor.Her insandan biri olmak istiyor sadece. Kadın olmanın verdiği güçlüğü taşıyor,Sevginin bu hayat için yaşanılabilecek tek koşul olduğuna inanıyor. Yorgun düşen düşüncelerini toparlamaya çalışıyor. 65 Sayfa süren yarım kalmış hikaye, Sevgi Soysal'ın daktilosundan çıkan son satırlar ile bitiyor..Hoş geldin ölüm ama Sevgi Soysal için gelmeseydin keşke, yaşasaydı, bitirebilseydi Sema'nın hikayesini. Tutkulu Perçem ise, Sevgi Soysal'ın ilk kitabı, 13 hikaye'den oluşuyor. Tek bir kadın ve 13 hikaye.. Yalnızlıklar, tutkular ve biraz da kızgınlıklar ile dolu hikayeler.. Hikayelerin hepsinde anlatıcı aynı kadın, karamsar,yalnız ve sıkıntılı. Kalabalıkları sevmiyor,erkeklere kızgın ve onlara güvenmiyor, kendisini sorguluyor sürekli kaçmak, kurtulmak hasreti ile yanıp tutuşuyor. Güçtür Sevgi Soysal'ı anlatmak ve anlamak. Zaten o hiçbir zaman anlaşılma derdine de düşmemiştir. Toplumun yozlaşmış düzenine karşı bir başkaldırı niteliğinde yazmıştır her şeyi.Tek isteği yaşam biçimimizi kuşatan sınırlardan kaçmamız ve kurtulmamızdır.. Keyifli okumalar, Sevgi'nin bolca olduğu günler diliyorum..
Hoş Geldin Ölüm - Tutkulu Perçem
8.7/10 · 58 okunma
·
2 yorumun tümünü gör
416 syf.
Ve günlerin dili olsaydı, senin Vicdanın'dan bahsederdi Eduardo Galeano.
"Ve günler yürümeye başladı. Ve onlar, yani günler, bizi yaptı. Ve bu şekilde doğduk biz, yani günlerin çocukları, sorgulayıcılar, yaşamı arayanlar" (Mayalara göre, Yaradılış) Unutma, Hatırla! Gerçekleri söylemekten asla korkma! Dünyanın Adaletine güven, umutsuzluğa kapılma! Vicdanını dinle! Sorgulamaktan vazgeçme! Ve günler yürümeye başladı,takvim yapraklarında gördüğümüz Tarihte bugün olayının bir yansıması gibi. Takvim formatında yazılmış,her bir gün için Tarih'ten birer öykü var kitapta. 1 Ocak'tan 31 Aralığa kadar tam 365 gün, 365 öykü,bazen tek bir paragraf,bazen tek bir cümle. Sözcüklerin süsü ile oynamıyor Eduardo Galeano,olabiliğince minimalist. Sade ve basit az sözcüklerle bir yığın şey aktarıyor öykülerde. Tarih'ten aldığı çoğu öyküler de masalsı bir anlatım var, ama bu masalsı anlatım gerçeklerden kaçmanızı sağlayamıyor, masalsı bir dille,gerçekliği bir iğne gibi sokuyor.Kurmaca gibi görünen öykülerin gerçekliği okuyucuyu derinden etkiliyor. Her gün için farklı öyküleri var Galeono'nun.Bir gün, Latin Amerika ülkelerinin bağımsızlığı için çekmiş olduğu acıları okuyorsunuz, diğer bir gün Amerika denilen ülkenin mide bulandıran emperyalizimini, başka bir gün savaşın ve paranın iğrenç yüzünü, ya da Tarih'te yer edinmiş kişilerin ölümüne veya doğumuna şahit oluyorsunuz. Günlerin getirdiği öyküleri okudukça vicdanın sesini dinliyorsunuz,başkalarının acısına ortak oluyorsunuz, gerçekleri duymanın vermiş olduğu acıyı yaşıyorsunuz. Ama her şeye rağmen Eduardo Galeona umutsuzluğa düşürmüyor sizi, yeni bir gün ve yeni bir umut doğurmaktan da vazgeçmiyor. Gerçekleri duymaktan rahatsız olmuyorsanız,ben her zaman vicdanımın sesini dinlerim diyenlerdenseniz bu kitap tam size göre. Keyifli okumalar...
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
34 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42