Sinan Atıcı, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Fakat insanların anlamaları zaman alacak ve bir süre zarfında, ötekiler şu adına, bu adına tezgahlarını sürdürüp gidecekler. Fakat neyin adına?... Neyin adina tıp, toplumsal düzenin her gün kasıtlı olarak yol açtığı yoklukların doğurduğu hastalıklardan para kırıyor?... Neyin adına bir adam, pratikte kırk para vergi ödemeyen bir adamdan yüz kat azını kazandığı halde daha fazla vergi ödemek zorunda kalıyor?... Neyin adına... Hangi güzel ilke uğruna bu bokluğu yaşıyoruz, oysa bu binaların ağırbaşlı sadelikteki ön cepheleri başka mahallelerdeki on kuşak insanın elde edemeyeceği servetleri saklarken... Bir sinema yıldızı ya da pop müzik starı neyin adına, bir yılda, yüzlerce işçinin, ya da üçüncü dünya ülkelerinde milyonlarca insanın ömürleri boyunca kazandıkları paranın toplamından çok daha fazla kazanıyor?... Bugün İngiltere'nin tahtına oturmuş ve dünyanın en zengin kadını olan bir alman hiç vergi ödemiyor... Neyin adına? Hangi adalet? Hangi yasa? Hangi düzen? Hangi tanrı? ve sanki bütün bunlar yetmiyormuş gibi, onlar, bir savaş, bir açlık, bir topyekün ölüm tehdidi altında tutarak insanlığı tutsak ettiler... Bu kez yeni dünya düzeni adına, daha önce Naziler, Japon imparatorluğu, Stalin tarafından ve şimdi de Amerikalılar tarafından dile getirilen düzen... Uluslararası para fonu da öyle... Medya tarafından her gün anımsatılan ve gündemden düşürülmeyen tehditler ve korkular, dünyanın efendilerine var olmayan bir gelecek, ölü bir tanrı, yitip gitmiş bir peygamber, beyaz cübbe giymiş bir kaçık adına, hiçbir zaman sahip olamayacakları bir özgürlük adına topluluklara egemen olmalarını sağlıyor..."

Son Sürgün, Dragan Babic (Ayrıntı Yayınları)Son Sürgün, Dragan Babic (Ayrıntı Yayınları)
Ecem İspir, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

Size baba diyebilir miyim amca?
"Hayatları Beyoğlu'nun arka sokaklarında hazin bir şekilde biten sinema emekçileri, figüranlar kahvesinde son sigaralarını içerek son günlerini yaşadılar ve sessiz sedasız öldüler, sessiz sedasız gömüldüler. Yeşilçam Sokağında bir arada bulundukları kahvelerin camlarına küçük kağıtlar asıldı ve cenazeleri için para toplandı. "

Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, Ayfer Tunç (Sayfa 177 - Can Yayınları)Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, Ayfer Tunç (Sayfa 177 - Can Yayınları)
ezgii, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

İnsanın vicdanı da zamana bağlıdır ve yalnız onunla var olur. Bellek ise vicdan demektir ve unutmaksa vicdansızlık. Sinema unutmayı bozan bir sanattır ve bu yüzden de çok kıymetlidir.

Evvel Zaman, Ercan Kesal (Sayfa 13)Evvel Zaman, Ercan Kesal (Sayfa 13)
Muhammed ışık, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İnsanları korkutma konusunda büyük bir sinema üstadı olan Alfred Hitchcock'un bir zamanlar isviçre'de araba sürerken aniden camdan dışarıyı işaret edip "Bu hayatımda gördüğüm en korkunç sahne" dediği söylenir. Gösterdiği şey, küçücük bir çocukla sohbet eden ve elini çocuğun omzuna koymuş olan bir papazdı. Hitchcock arabanın camından dışarı kafasını çıkararak bağırdı: "Kaç küçük çocuk! Hayatını kurtarmak için kaç!"

Tanrı Yanılgısı, Richard DawkinsTanrı Yanılgısı, Richard Dawkins

'İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor aman martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalım
Senin yüzünden bu halim.
İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama

ORHAN VELİ

Lord Among Wolves, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Birgün muhafızlarımızdan "Pedro" adındaki Moskof onbaşısına yalnızca "Arkadaş, senin çoluk çocuğun var mı?" dedim. Rusya’nın bilmem hangi vilayeti dahilindeki bir köyde olduğunu ve orada eşi ve iki çocuğu vesairesi olduğunu söyledi. Cevap olarak: "Bak, sende çoluk çocuk sahibisin. Benim de çocuklarım var. İşte kara talihim sonucu esirlikte bulunuyorum. Bir tarafta ailelerimizi düşünmek ve onlardan haber alamamak, diğer taraftan bu hapishane hayatına tahammül pek zor. Sen de bizler gibi buraya bağlanmış kalmışsın, aynı can sıkıntısı ile eziliyoruz. Haydi seninle bir akşam hiç olmazsa bir sinemaya gidelim. Ben sana yeteri kadar para veririm. Sen de kendine bir kat sivil elbise, bana da bir şapka ile vapur dumanı gözlük satın al. Beraberce ve kimsenin haberi olmaksızın sinemaya gideriz, bir iki saat olsun vakit geçiririz olmaz mı? teklifinde bulundum. Onbaşı, biraz tereddüt ve düşünmeden sonra "pekiyi bakayım" cevabını verdi.

Bu teklifimden maksadım sinema görmek değildi. Aslında onu temin edeceği kıyafetle sinemaya gitmek ve orada çıkacak bir fırsattan ve gecenin karanlığından faydalanarak bir tarafa savuşmak ve sonra yerini öğrendiğim tren istasyonuna giderek herhangi bir trene atlayıp firar edebilmek idi. Vakıa bu teşebbüs sağlam değildi. Fakat artık teşebbüsten geri kalmak için sabır ve tahammülüm pek azalmıştı.

Bir Serencam-ı Harp, İhsan Latif PaşaBir Serencam-ı Harp, İhsan Latif Paşa
Aykut Emre BADAKUL, İhanet Noktası'ı inceledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir Dan Brown hayranı olarak söylemeliyim ki yazarın her kitabı gibi kesinlikle İhanet Noktası da okunması gereken kitaplar arasında aynı zamanda sinema gösterimine giren İhanet Noktası akıcı ve sürükleyici

Gençliğinize, en büyük servetinize sahip olmanız dileğiyle.
Salinger’in tek bir eseri vardır. Welles’in de. Biri bir roman, Çavdar Tarlasında Çocuklar. Diğeri bir film, Yurttaş Kane. İkisi de münzeviydi. Bu kadar münzevi olma isteğine karşılık bu kadar popülarite kuşu, ancak A.B.D'li sanatçıların başına konabilir. İkisinin de başına kondu bu kuş.

Niye yalan söyleyeyim, Salinger’i çoktan tükettim ben. Ama Welles tükenmiyor anasını satim. Yurttaş Kane tüketilir gibi değil. Baktım da, IMBD top 250’de hala The Shawshank Redemption ilk numarada. Bir ara bir numaraydı, ne ara Citizen Kane ta 72. Sıraya düşmüş :((( Dudaklarım titremedi değil, çenemle beraber. Ama nihayetinde bu bir şeçim ve saygıyı hak ediyor.

O. Welles, bu şarkıyı okuduktan kısa bir zaman sonra göçtü bu dünyadan. (Şarkı 1984, o 1985'de göçtü)

Edebiyat ve sinema severlere gelsin. Bir de ben gibi yaşlı fukaralara. :)))

https://www.youtube.com/watch?v=QDnXEllpelQ

İyi geceler

Occipitale, bir alıntı ekledi.
26 May 23:38 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Demokrat, faşist, kapitalist, Bolşevik, sanatkâr, mütefekkir... Ne olursa olsun sıradan bir Avrupalının müspet tek bir dini vardır, o da maddi ilerleme ve refaha tapınmadır
Bu dinin mabed ve tapınakları büyük fabrikalardır, sinemalar, kimya labaratuvarları, dans salonları, elektrik santralleridir. Bu dinin kâhinleri(din adamları) ise bankerler, altın babaları, mühendisler, sinema yıldızları, sanat öncüleri ve uzay kahramanlarıdır.

Yolların Ayrılış Noktasında İslam, Muhammed Esed (Sayfa 56)Yolların Ayrılış Noktasında İslam, Muhammed Esed (Sayfa 56)
Serkan Mutlu, bir alıntı ekledi.
26 May 11:49 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Kurban-Plan/Sekans
Kurban'ın son plan/sekansı ise 7 dakikalıktır. Bu sekansın kesme yöntemiyle
kurgusu seyircinin dikkatini asli gerçeklikten saptırıp ikincil olaylara yönlendirecekti.
Karakterlerin korku ve heyecanına dikkatle tanık olacaktık. Maria'nın karşısında diz çöküp elini öpen Alexander'a tepkisi, Otto'nun dökü­len gözyaşları, Yulya, Marta ve Victor'un endişesi olduğundan daha fazla önem kazanacaktı. Oysaki plan-sekansta Tarkovski ve Anna Asep'in şahane sahne tasarımı ve oyuncuların o mükemmel istisnai oyunu sayesinde seyirci, tüm bu olaylan aynı anda görmektedir. Ancak hiçbir şekilde gördüğü şeyin içsel mantığına, detayına kendini kaptırmamaktadır. Onun için önemli olan her eylemin mantığı değil eylemlerin birbiri ile olan entegrasyonudur. Otto, Alexander'ın evini yakmasındaki ritüel eylem yönüne bakarak olayın belgesel yönünü fark ediyor. Evin yanmasını değişik mesafelerden ve farklı açılardan görmek bir tür
korku, belki de enteresan bir duyguya sebep olacaktır. Ancak filmde kameranın
tema ile olan mesafesi, daha da önemlisi plan/sekans sayesinde o ritüelleşmiş
ve efsanevi ruhiyenin her aşaması izleyenin ruhunda belirginlik kazanıyor.
Alexander'ın hızlı ve endişeli hareketleri yakarışın, belki de şükredişin
bir göstergesi olarak açılmış elleri, yere düşmüş Adalayd'ın durumu -ki o da
ellerini eve doğru uzatmıştır, güya evi kurtarmak istemektedir- bu olayı sanki
bekliyormuş gibi bir doğallıkla izleyen Maria'nın rahatlığı, başını ambulansa
yaslamış Otto'nun acısı ... Tüm bunlar sabit bir noktada durmuş, kendi ekseninde
ritüel bir raksı andrırcasına ağır ağır hareket eden kameranın dönüşü
sayesinde çekilmiştir:

Bu sahnede amacım seyirciyi görünen olgular karşısında anlamsız heyecanlara
düçar etmek değildi. Seyirci, "İnsanın görünürde zaruri olan şeylere sahip
olması neden yanlış ya da günah bir eylemdir?" sorusunu kendisine sorsun istedim.
Ayrıca seyirci, delice gibi görünen bu sahneye hiçbir aracı olmaksızın
katılsın ve onu şimdiki zaman dilimindeki gerçeklikte imtihan etmek suretiyle
Alexander'ın hasta bilincine vakıf olsun istedim. Bu sahne tüm filmlerim içindeki
en uzun plan/sekanstır.

Tarkovski böyle söylüyor ve şu iddiada bulunuyor: ''Bu sahne belki de sinema
tarihinin en uzun planıdır." Zira o zamanın facialarını başka filmlerdekine
benzer sahnelerden çok daha yavaş ve uzun şekilde göstermiştir.

Kayıp Umudun İzinde, Babek Ahmedi (Sayfa 179)Kayıp Umudun İzinde, Babek Ahmedi (Sayfa 179)