Aşkenaz yahudilerinin dili olan yidiş'ten bir kelime eserin adıdır. Eser yahudi kültürü, holokost ve yahudi insanının tabiatı üzerine oluşturulmuştur. Farklı coğrafyalarda ve farklı mekanlarda bulunan farklı insanların sözde yaşama tutunma çabası nedeniyle yaptıkları absürtlükler ele alınmıştır. Çok etkilendiğimi ve üzüldüğümü belirtmeliyim..! Sözde dünün zulme uğrayan mazlumları bugünümüzün zulme uğratan zebanileri oldular. Şaşırmıyorum çünkü bunların tabiatı böyle maalesef. Rabbe değil nefse tabii olmuşlar, oldular ve olacaklar...
MeşugaIsaac Bashevis Singer · Yapı Kredi Yayınları · 202368 okunma
Hiç düşündün mü, zincirlerinden sıyrılıp sınırların ötesine geçmek nasıl olurdu? İç huzuru ve özgürlüğü yakalamak için neler yapabilirsin? Özgür Ruh, bu sorulara uygulaması kolay olan, derin ve sezgisel cevaplar sunuyor. Bu kitapla içindeki dünyayı keşfedecek ve içine doğru heyecanlı bir yolculuğun ilk adımını atacaksın. Özgür Ruh, kendin ve çevrenle olan ilişkini değiştirecek.
Bu kitap duygu ve düşüncelerin arasındaki bağlantıyı değiştirerek içindeki enerji kaynağını açığa çıkarmana, dalgalanmalarını keşfetmene yardım edecek.
Bilincini sınırlayan, kanıksadığın duygu, düşünce ve davranış kalıplarını sorgulatacak.
Kusursuz bir açıklıkla yazılmış rehber niteliğindeki bu kitap, daha özgür bir şekilde yaşayacağın hayatın kapılarını sonuna kadar açıyor.
Özgür RuhMichael A. Singer · Sola Yayınları · 2017188 okunma
Yazarın Mahçubiyet ve Haysiyet ilk ve en kolay okuduğum kitabı oldu.
T. Singer ve okuduğum 3. kitabı Profesör Andersen’in Gecesi nisbeten daha zor ilerlese de aldığım tat Dag’ın zihnine dahil oldukça artıyor. Felsefik ve psikolojik çıkarımları, karakterin iç sorgulamalarıyla harmanlıyor, okuduğum her kitabında.
100 sayfa. Bir Noel gecesiyle başlayıp 2 aylık bir süreçte birkaç olay, birkaç diyalog; sıklıkla Andersen’in düşünceleri, derin muhasebeleri, duyguları. Tanrı, inanç, ritüeller ve gelenekler, sanat, varoluş, toplumsal duruş, statü ve sorumluluklara Andersen’in dünyasından, onunla beraber bakarken düşün dünyamızı harekete geçiriyor.
Kitap olaylar örgüsüyle devam etmiyor.
Sarsıcı değil.
Ama bilincime yeni ufuk açma adına minik bir pencereyi aralaması bile anlamlı ve Dag’ın bu konuda başarısını takdir ediyorum.
Muhtemelen uzun ve oldukça kişisel bir inceleme yazısı olacak.
Siddhartha Mukherjee gerçekten çok iyi bir hikaye anlatıcısıdır. Bu hikayelerini de iki ana örgü (bazen üç ana örgü) ile bize sunuyor. Bir hiyerarşi barındırmadan dilin imkanları çerçevesinde birinci ve ikinci demek durumunda kalacağım lakin; bu durum bir beğeni ya da önem farkına benim açımdan işaret etmeyecektir. Birinci olarak bilimsel bilginin günümüze nasıl geldiğinin anlatıcılığında çok kıymetli bir iş yapıyor Siddhartha. Kitabın içindeki her başlığın akademik yazındaki ilk noktasından günümüzdeki bilgi birikimine ulaşana kadar emek sarf eden her bir bilim insanına işaret ediyor ve okuyucuyu da bu kümülatif bilgi artışında aktif bir izleyici olarak ağırlıyor.
Diğer kısım ise okuyucu çektiği duygusal sayfalardır. Bir ders kitabı okurken okuyucu kendisini adı-sanı bilinen bir hastanın yanında Siddhartha'nın odasında şikayet dinlerken buluyor ya da hekim ile birlikte çare ararken... Aslında bu durum da duygusuz akademik bilginin omuzlarında yükselen romantize edilmiş güçlü beyaz önlüklülerin yükselmesine yol açıyor. Hastayı kurtarabilecek olan bilim insanları ya da hekimler...
Örgüdeki bir üçüncü kısım ise çok daha nadir de olsa önemli yerlerde Siddhartha'nın kendisidir. Onun duyguları, boş yollarda yürüyüşleri ya da kişisel aile işlerine dair satırlar. Yani, bu kitabın yazarı da bir insan olarak ve okuyucusuyla insani ilişki kurmaya devam ediyor.
Buraya kadar olan kısım kitabın nasıl kurgulandığı ile alakalı olsun. Devamı içinde Siddhartha taktiği kullanalım, durup durup farklı konulara sekelim.
***
Siddhartha bilimsel olarak anlaşılması zor konuları berraklaştırmada gerçekten iyi bir iş çıkarıyor. Tabii ki, bu yorum taraflıdır. Ben bu kitabın muhtevasındaki her bilgiyi en azından bir kaç kere ders
P.W. Singer, istihbarat ve operasyonel yeteneklerin özel ellere geçmesini devletin temel direklerine yönelik sessiz bir saldırı olarak görür. Bu durumun yarattığı temel tehditler şunlardır:
1. Denetim ve Şeffaflığın Kaybolması
İstihbarat faaliyetleri özel şirketlere devredildiğinde, bu faaliyetler meclis denetiminden ve kamuoyu gözünden kaçırılır. Şirketler "ticari sır" zırhına bürünerek devletin bile tam olarak kontrol edemediği karanlık alanlar yaratır.
2. Sadakat Paradoksu (Para vs. Bayrak)
Bir istihbaratçının sadakati anayasaya değil de bir şirketin kâr marjına bağlı olduğunda, devletin hayati bilgileri en yüksek fiyatı veren rakip devletlere veya organizasyonlara sızma riskiyle karşı karşıya kalır.
3. Kurumsal Hafızanın Silinmesi
Devlet, kritik analiz ve operasyon süreçlerini dış kaynaklara (outsourcing) devrettikçe, kendi bünyesindeki uzmanlığı kaybeder. Bir süre sonra devlet, olayları anlamlandırmak için bile bu şirketlere muhtaç hale gelir; yani "aklı kiralık" bir yapıya dönüşür.
4. "Tedarik Zinciri" Tehdidi
İstihbarat ekipmanları veya yazılımları özel şirketlerce yönetiliyorsa, bu zincire sızılması devletin tüm sinir sisteminin çökertilmesi anlamına gelir. Bu, casusluğun ötesinde, devletin egemenliğinin devredilmesidir.
Singer’a göre istihbaratın özelleşmesi, devletin "gözlerini ve kulaklarını" kiralık bir servis sağlayıcıya teslim etmesidir. Bu da devleti, parasını ödediği ama anahtarına sahip olmadığı bir sisteme mahkûm eder.
Hanımlar, beyler
Dövüş kulübü’ne hoş geldiniz.
Dövüş Kulübü’nün ilk kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır.
Dövüş Kulübü’nün ikinci kuralı, dövüş kulübü hakkında konuşmamaktır!
Dövüş Kulübünün üçüncü kuralı biri “pes” diye bağırır, sakatlanır ya da bayılırsa dövüş sona erer.
Dördüncü kural, bir dövüşte yalnızca iki kişi dövüşür.
Beşinci kural her seferde tek bir dövüş gerçekleşir.
Altıncı kural t-shirt ve ayakkabı yok.
Yedinci kural, dövüş ne kadar sürmesi gerekiyorsa o kadar sürer.
Sekizinci ve son kural, eğer bu Dövüş Kulübü’nde ilk gecenizse, dövüşmek zorundasınız.
Uykusuzluk hastalığından muzdarip, monoton bir ofis hayatına ve IKEA mobilyalarına hapsolmuş İsimsiz Anlatıcı, hayatındaki boşluğu kanser destek gruplarına giderek doldurmaya çalışır. Bu gruplarda kendisi gibi bir sahtekar olan Marla Singer ile tanışır. Ancak hayatı, gizemli ve karizmatik Tyler Durden ile tanıştığında kökten değişir.
Tyler ile birlikte, erkeklerin birbirlerini döverek modern hayatın uyuşukluğundan kurtulmaya çalıştığı gizli bir "Dövüş Kulübü" kurarlar. Kulüp kısa sürede büyüyerek sisteme karşı bir terör örgütü olan Kargaşa Projesine dönüşür. Anlatıcı, Tyler’ın kontrolü ele geçirmesinden rahatsız olmaya başladığında ise sarsıcı gerçeği öğrenir:
(SPOİLER)
Tyler Durden aslında yoktur. Tyler, Anlatıcı’nın bastırılmış arzularından, öfkesinden ve modern dünyaya olan nefretinden yarattığı ikinci bir kişiliktir. Anlatıcı, kendi yarattığı bu yıkım makinesini durdurmak için kendisiyle, yani Tyler ile kanlı bir hesaplaşmaya girmek zorundadır.
Haddimi aşarak Dövüş Kulübü'nün ilk kuralını bozuyorum. Sanırım ikincisini de... ( Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız.)
Dövüş Kulübü'nü bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, etrafımı saran o devasa nesne hapishanesi oldu. Tyler Durden bir