Sinik’ler için önemli olan, kişinin nefsine hakim olabilmesi, maddi zenginliklerden uzak durabilmesi, çok az şeyle mutlu olabilmesidir. Bunları yapabilen kişi gerçek anlamda “İnsan”dır. “İnsan” için en büyük iyilik ise erdemdir. Erdem, “insanın” kendi kendine yetebilmesidir. Kendi kendine yetebilen kişi ise, gerçek anlamda özgürdür. Özgürlük insanın aklını, iradesini kullanarak duygu ve tutukularını denetim altına almasıdır. Toplum değerleri insanı özgür olmaktan uzaklaştırır. Kendi kendine yeten, toplum değerlerine sırt çeviren, doğal bir yaşam süren kişi, bilge kişidir, diğer bir ifade ile “insan”dır.
Alıntı
Sinizm ekolünün kurucusu Yunan filozof Diyojen bir fıçıda yaşardı. Büyük İskender güneş altında dinlenmekte olan Diyojen’i ziyarete gidip ona yapabileceği bir şey olup olmadığını sorduğunda Diyojen o hiçbir şekilde itiraz edilemeyen cevabını vermişti: “Sizden istediğim tek şey kenara çekilmenizdir. Bunu yaparsanız güneşime mani olmazsınız ve bana vermeniz mümkün olmayanı benden almamış olursunuz.”İşte bu yüzden sinikler imparatorluklar kurmazlar, ve bu yüzden hayali bir düzen ancak nüfusun büyük bir kısmı (ve özellikle de seçkinlerin ve güvenlik güçlerinin) gerçekten inanıyorsa sağlanabilir. Eğer rahipler ve piskoposlar İsa’ya inanmasalardı Hıristiyanlık iki bin yıl boyunca süremezdi. Amerikan demokrasisi, eğer başkanlar ve kongre üyeleri insan haklarına inanmasalardı 250 yıldır süremezdi. Modern ekonomik sistem de, eğer yatırımcıların ve bankerlerin çoğu kapitalizme inanmasaydı kapitalizm bir gün bile süremezdi.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Var oldukları için inanmıyoruz, inandığımız için varlar
Daha ilginç bir soru da, toplumsal piramidin tepesindekilerle ilgilidir. Eğer inanmıyorlarsa neden hayali bir düzeni oturtmak istesinler? Seçkinlerin bunu küçümseyici bir sinizmle yaptığına ilişkin yaygın bir kanı vardır. Ama hiçbir şeye inanmayan bir siniğin açgözlü olması düşük ihtimaldir. Homo sapiens'in biyolojik ihtiyaçlarını gidermek o kadar da zor değildir. Bu ihtiyaçlar karşılandığında, para piramitler yapmaya, dünyanın çeşitli yerlerinde tatile gitmeye, seçim kampanyalarını finanse etmeye, en yakın olduğunuz terörist örgüte yardım yapmaya veya hepsini borsaya yatırarak daha da çok para kazanmaya yarayabilir. Bunların tümü de gerçek bir siniğin son derece anlamsız bulacağı şeylerdir. Sinizm ekolünün kurucusu Yunan filozof Diyojen bir fıçıda yaşardı. Büyük İskender güneş altında dinlenmekte olan Diyojen'i ziyarete gidip ona yapabileceği bir şey olup olmadığını sorduğunda Diyojen o hiçbir şekilde itiraz edilemeyen cevabını vermişti: "Sizden istediğim tek şey kenara çekilmenizdir. Bunu yaparsanız güneşime mani olmazsınız ve bana vermeniz mümkün olmayanı benden almamış olursunuz." İşte bu yüzden sinikler imparatorluklar kurmazlar, ve bu yüzden hayali bir düzen ancak nüfusun büyük bir kısmı (ve özellikle de seçkinlerin ve güvenlik güçlerinin) gerçekten inanıyorsa sağlanabilir. Eğer rahipler ve piskoposlar İsa'ya inanmasalardı Hıristiyanlık iki bin yıl boyunca süremezdi. Amerikan demokrasisi, eğer başkanlar ve kongre üyeleri insan haklarına inanmasalardı 250 yıldır süremezdi. Modern ekonomik sistem de, eğer yatırımcıların ve bankerlerin çoğu kapitalizme inanmasaydı kapitalizm bir gün bile süremezdi.
Nihilistler.
Genellikle başarısızlar veya ağır sinikler veya nihiliztler. Her şey olacağına varır der gibi halleri. Her şey olacağını varmış da zaten. Ne ummuşlar ne bulmuşlar gelecekten.
Sayfa 241
Ey Rabbim, beni yaratanım! Dünyaya geldim geleli senin sofrandan, senin ekmeğinden yiyip duruyorum… Bir kimse, birinin ekmeğinden yedi mi, ona hakkı geçer; ekmek sahibi de onun hakkına riayet eder. Ben, cömertlik denizinin sahibi olan senin ekmeğini çok yedim, hakkımı gözet. Ey Âlemlerin Rabbi! Acizim kanlara boğuldum, karada gemi yüzdürdüm. Feryadımı duy elimden tut… Daha ne kadar sinikler gibi ellerimi başıma götürüp bekleyeyim? Bilemedim, yanıldım, sen bağışla. Şu kan ağlayan yüreğime bak, bütün bu musibetlerden sen kurtar beni. Ey derdime derman olan Allah’ım! Kâfire küfür gerek, dindara din. Attar’ın gönlüne ise derdinden bir zerre. Şu kulağı halkalı kuluna bir zerre dert ver. Eğer senin derdin olmazsa canım ölür gider. Varlıktan bir sermayem yok, gölge içinde kaybolmuş bir zerreyim. Karanlıklar içinde kayboldum, bir nur yolla, kimsem yok benim, yardımcım sen ol…
Naif sinikler değerlendirirken geçmişi ve olanaklı olanın sınırlarını değil, kendi mükemmellik anlayışlarını kıstas alırlar ve mükemmellik her şeyin yetersiz geldiği bir kıstastır. Kötüden iyiye, ölmekten sağ kalmaya ve belki serpilip gelişmeye nasıl geçileceği onların sorumluluğunda değildir. Canla başla uğraşanlar, söz konusu zaferin umut ettiğimiz tek şey olmadığını, değişimin genelde kötülükten katıksız iyiliğe bir sıçrama şeklinde değil, aşamalı olarak gerçekleştiğinin farkındadırlar.
Sayfa 187·Kitabı okudu
Alıntı