Pırıl pırıl bir Türk genci daha, malum saç tıraşlı, zargana, tipi yamuk bir ''HIRT'' tarafından hayattan koparıldı. Ahmet Minguzzi, Hakan Çakır, Alperen Ömer Toprak derken şimdi de Atlas Çağlayan adında tertemiz, dünya güzeli bir çocuğun canına yine aynı kesime ait bir hırt kıydı.
Adını ister ırkçılık, ister ayrımcılık koyun; doğudaki bu hırt topluluklarının coğrafyaya yayılması yasaklanmalıdır. Hiçbir halta yaramadıkları gibi, tek yaptıkları huzur kaçırmak, düzeni bozmak, kışkırtmak. Hepsinin tipi, saç tıraşı, giyim kuşamı, her şeyi aynı. Bunlar eğitimsiz, cahil, suça sürüklenen değil, suç için yetiştirilen çocuklar. Bunu söylediğimizde ırkçı diyenler oluyor.
Şu bir gerçek; Türkiye'de asıl ırkçılık Türk çocuklarına, gençlerine yapılıyor. Bu ne idüğü belirsiz, şekli yamuk hırtlar dörder beşer kişilik gruplarla dolaşıp pırıl pırıl çocuklara bela oluyorlar.
Ahmet Minguzzi'nin katillerinin cezaevinden fotoğrafını gördüğümde, 40 kilo halinde hapise girip 70 kilo domuza dönmeleri öyle ağrıma gitti ki. Ve suratlarında asla pişmanlık yok, aksine memnunlar. Masum çocuklarımızın katillerine paşalar gibi bakıyoruz.
Kız kardeşine sarkıntılık eden hırtları dövüp, ardından öldürülen Hakan Çakır'ın dünkü mahkemesinde de, katilin yakınları gelip katili savunan tezahüratlar yapmışlar. İnanılır gibi değil. Bu nasıl bir distopya, bunlara bu cesareti veren sistem nedir? Katili nasıl savunabilirsiniz, hepsinin sınırdışı edilmesi, taş ocaklarında çalıştırılması gerekirken; bu potansiyel katiller aramızda geziyorlar. Yarın bizim de, çoluğumuzun çocuğumuzun kardeşimizin başına her şekilde bela olabilirler. O kadar korkaklar ki asla tek dolaşmıyorlar, ve hepsinde en kötü ihtimalle bir bıçak, kesici ya da yaralayıcı herhangi bir şey var. Asla çekinmiyorlar.
O kadar distopik eser okudum.