Üstad Kadir Mısıroğlu..
05.05.2019.. Bugün Veli nimetimiz Üstad Kadir Mısıroğlu Ağabeyimizin Rahmeti Rahman'a vuslatının 7. sene-i devriyesi. Ve Biraz Ondan bahsetmek istiyorum.. 24 Ocak 1933 yılında Tevellüd eyledi Üstad. Ve kendisi " Bizim bu dava ile şartlandırılışımız 13 yaşında başladı efendiler! 13 yaşında! " diyerek Göğsünde kor gibi yanan o dava ve Şuur ile Ömrünü Allah'a ﷻ Rasulullah'a ﷺ, Ve onların bizlere bıraktığı aziz Davamız olan Osmanlı'nın mirasını yürütmek için harcadı. Çok çile çekti. Hapishaneye girdi, sınırdışı edildi. Ama birkez olsun Yüreğindeki Hz.Ömer şecaati ile nerede olursa olsun Hakkı yaymaktan korkmadı. Hanımı Aynur hanım teyzemiz'e yaptığı izdivac teklifi aslında herşeyi Anlatır ; " Ben bir dava ile evliyim, sen ikincisi olucaksın " demişti Üstad.. Necip fazılın " Surda bir gedik açtık " diye bahsettiği surda gedik açanlardan birisiydi Üstadımız. Fetih suresi 29.cu ayet adeta hayatında tecelli etmişti hayatında ; Müminlere karşı Latif, Kafire karşı çok şediddi. Çocukları çok sever, ve aynı zamanda çok merhamet beslerdi.. Tıpkı Timurtaş hocamız gibi.. Ama konu mukaddesat, Osmanlı, Ve Allahın düşmanları olduğunda Bir aslan gibi Kükrerdi. Yunan mezalimi yazdı,yunan sevici yaptılar. İngiltereye sığınmak zorunda kaldı, ingiliz dediler. Vefatından önce " Seven cenazeme gelmesin " dedi, binler akın akın toplandı.. Yakın tarihin Karanlığına kandil tutan bir yiğitti Üstad. Sabretti, İnandı, Ve inandığı gibi yaşayıp yaşatıyor.. Bu toprakların Asıl sahiblerinin bizler olduğunu oluklarımıza kadar Hissettik onunla. Filistin Davamız için Ebu ubeyde neyse, Şeyh Ahmet Yasin Neyse, Ruslara kök söktüren Şamil basayev neyse, Bir dava uğruna can Veren Kumandan Salih Mirzabeyoğlu, Necip fazıl, Cemil Meriç, Neyse, İskilipli Atıf efendiler, Ali şükrü
Din
BEYAZ TÜRKLER ve HÜKÛMETİMİZ...
Muhterem kârîlerim, biz, Müslümanların dertleriyle yeterince dertlenemiyoruz. Kendi günahlarımıza yeterince ağlayamıyoruz. Hüda da bizi, tokat kabilinden, "üfürükten teyyare" meselelerle meşgul ediyor. "O Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki Allah da onlara kendilerini unutturmuştur!" sırrına mazhar kılıyor. İşte, geçenlerde de, sanki başka işimiz yokmuş gibi "Ergen meselesiyle" meşgul olduk. Efendim, nedir, ne olmuştur? Mâlûmunuz, Gülben Ergen, geçmişten günümüze denî vaziyetlerle Türkiye gündemini işgal etmiş bir hatun kişidir. Oyuncudur, şarkıcıdır, LGBT'cidir, Kemalisttir, başka sakatlıkları da duyulmuştur. Ha bir de "tivittır mücahidesi"dir. Estağfirullah! Yanlış dedim. O amaçla kullanana "mücahide" denmez. Kelime "cehd" kökünden ibaret değil. Hatâ oldu. Hem zâten, eski çamlar bardak, eski "tivittır"lar da "x" oldu. Yâni, doğrusu, "karşı mahallenin klavyeşörü"dür. Bulduğu her fırsatta bizim mahalleye şöyle çakmadan geçemez. Ama, fakat, lâkin, binaenaleyh... Yine de, her nasıl oluyorsa, böylesi isimler bizim "bizim saydığımız" hükümetteki itibarlarını yitirmiyorlar; gözden düşmüyorlar. Evet. İnanmadınız mı? O vakit bir buklecik haber alıntılayayım: "Bakanlıkça Velivizyon platformu için hazırlanan "Ailem" dizisinin ikinci sezonunun tanıtım programı, Beşiktaş'taki Feriye Sinema Salonu'nda gerçekleştirildi. Programda konuşan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Bakanlığın işinin, sadece zorunlu eğitim çağında kendilerine emanet edilen çocukları eğitmek olmadığını söyledi. (...) Etkinlikte daha sonra Ailem dizisi 2. sezonunun bir bölümünün gösterimi gerçekleştirildi. Programda, Bakan Tekin ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş dizi ekibiyle hatıra fotoğrafı çektirdi..." Diyeceksiniz ki: "Ne gariplik var bunda? Bir projenin tanıtımı
Siyaset&Toplum
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Başıboş ''hırt'' kabusu..!!
Pırıl pırıl bir Türk genci daha, malum saç tıraşlı, zargana, tipi yamuk bir ''HIRT'' tarafından hayattan koparıldı. Ahmet Minguzzi, Hakan Çakır, Alperen Ömer Toprak derken şimdi de Atlas Çağlayan adında tertemiz, dünya güzeli bir çocuğun canına yine aynı kesime ait bir hırt kıydı. Adını ister ırkçılık, ister ayrımcılık koyun; doğudaki bu hırt topluluklarının coğrafyaya yayılması yasaklanmalıdır. Hiçbir halta yaramadıkları gibi, tek yaptıkları huzur kaçırmak, düzeni bozmak, kışkırtmak. Hepsinin tipi, saç tıraşı, giyim kuşamı, her şeyi aynı. Bunlar eğitimsiz, cahil, suça sürüklenen değil, suç için yetiştirilen çocuklar. Bunu söylediğimizde ırkçı diyenler oluyor. Şu bir gerçek; Türkiye'de asıl ırkçılık Türk çocuklarına, gençlerine yapılıyor. Bu ne idüğü belirsiz, şekli yamuk hırtlar dörder beşer kişilik gruplarla dolaşıp pırıl pırıl çocuklara bela oluyorlar. Ahmet Minguzzi'nin katillerinin cezaevinden fotoğrafını gördüğümde, 40 kilo halinde hapise girip 70 kilo domuza dönmeleri öyle ağrıma gitti ki. Ve suratlarında asla pişmanlık yok, aksine memnunlar. Masum çocuklarımızın katillerine paşalar gibi bakıyoruz. Kız kardeşine sarkıntılık eden hırtları dövüp, ardından öldürülen Hakan Çakır'ın dünkü mahkemesinde de, katilin yakınları gelip katili savunan tezahüratlar yapmışlar. İnanılır gibi değil. Bu nasıl bir distopya, bunlara bu cesareti veren sistem nedir? Katili nasıl savunabilirsiniz, hepsinin sınırdışı edilmesi, taş ocaklarında çalıştırılması gerekirken; bu potansiyel katiller aramızda geziyorlar. Yarın bizim de, çoluğumuzun çocuğumuzun kardeşimizin başına her şekilde bela olabilirler. O kadar korkaklar ki asla tek dolaşmıyorlar, ve hepsinde en kötü ihtimalle bir bıçak, kesici ya da yaralayıcı herhangi bir şey var. Asla çekinmiyorlar. O kadar distopik eser okudum.
Eski Sovyetler Birliğinde Kürtler (1927-1994) s.52
Kürtler genellikle kırsal bölgelerde oturuyorlar. Ama 1926'dan 1970'e kadar olan zaman içerisinde şehirlere önemli bir kayma olmuştur. Üstelik aşağıda Gürcistan Müslüman Kürtlerinin sınırdışı edilmelerinin kanıtını bulabiliriz. Onların hepsi Türk sınırına dayalı kırsal bölgelerde oturuyorlardı. İslami Kürtlerin atalarından kalma bölgeleri kendi istekleriyle terk ettiklerinin ihtimali kesinlikle yoktur. Daha önce de gördüğümüz gibi Gürcistan'daki bütün Kürtler Yezidi'dirler.
Goichi Kojima aynı zamanda müzisyen; besteleri var, yıllardır koro yönetiyor. Lazcayla ilgilenirken Laz şarkılarını da toplamış, notaya döküp bir kitap çıkarmış: Laz Şarkıları. 1986’da işte buradaki düğün salonunda bir düğünde Lazca şarkı okumaya geliyordu ki bir görevli Goişi’yi zorla Ankara’ya götürdü. Dışişleri’nde nahoş davranışlara maruz kaldı ve sınırdışı edildi. Goişi yasak süresi dolunca 1994’te tekrar Lazistan’a geldi. Laz diyarlarını dolaşmaya, toplamaya, çalışmaya devam. Köylerde, kasabalarda insanların açtığı evlerde, kucaklarda kalarak. 2002’de Ardeşen’de bir esnafın evinde kalıyordu. Akşam bir bakıyorlar evin bulunduğu bölge askerle jandarmayla çevrili. Ne bu! ‘Güvenlik güçleri’ bir evi basmış. Yanlış ev! Doğru evin sahibine haber geliyor. O zaman Goişi, “İnelim” diyor, “biz onları basalım”. İniyorlar. Evsahibi komutanın yanına varıyor. “Komutanım bu ne iştir böyle? Çağırdınız da gelmedik mi, sordunuz da söylemedik mi? Gizlimiz saklımız mı var? Esnafım ben, herşeyim ortada. Dilimizi araştıran bir bilimadamı… Nesi var bu çalışmanın?!” Komutan, “Etnik ayrılıkçılık yapılıyor” falan diyor. Evsahibi, “Goişi bir bilimadamı, bilimsel araştırma yapıyor, Laz dilini, kültürünü inceliyor. Üstelik hükümetten izni de var” diyor. “Gidip getireyim.” “Sen gitme” diyor komutan, “başkası gitsin.” Başkası eve gidip izin belgesini getiriyor. Böylece Japon işgal ordusu gelmiş gibi konuşlanan ‘güvenlik güçleri’ çekiliyor. Komutan şu bilgiyi veriyor ama: “Her zaman peşinizdeydik, nereye gitseniz sizi izliyorduk, yaylada, köyde, dağda…” Goişi, İsmail Avcı Bucaklişi’yle beraber Lazca Gramer‘i çıkardı. Bu kitabı katkılarını aldığı bazı Lazlara dağıtırken Arhavi’de yakalanıp sınırdışı edildi. 2003. Beyija köyündeki İsmail Kalay, sohbet sırasında, Goişi yakalandıktan sonra
1000Kitap
Sınırdışı bir ölüm... sınırları aşan bir yaşam... İkisi nasıl buluşuyor insan bedeninde?