“İşkolik hayat tarzı zorlayıcıdır ve işlevsel değildir: İşkolik kendini yalnızca istediği için değil, zorunlu olduğu için işe verir. İşkolik kendisini insan sınırlarına aldırmaksızın acımasız bir şekilde zorlamalıdır. Boş geçirilen zamanlar anksiyete zamanlarıdır ve bir başarı yanılsaması taşıyan etkinliklerle çılgınca doldurulmalıdır. Bu nedenle yaşamak, ‘olmak’ ya da ‘yapmak’la eş hale gelir; ‘olmak’ için harcanmayan zaman ‘yaşanmıyor’, hayatın başlamasını bekliyor demektir.”
Yalan dünyada yediğimiz bir küçük lokma gerçek âlemdeki binlerce yıllık şölenimizi engeller. İkisi arasındaki tercihi dünyada yapabilmek kulluğun sınırlarını çizer ama dünyada bu küçücük çizgiyi çizebilmek iman ister.
Erkek, dış dünyada değer üreten, doğayı değiştiren ve geleceği inşa eden "üretici" özne olarak konumlandırıldığı için varoluşsal bir aşkınlığa (transcendence) sahiptir. Kadın ise ev içine, döngüsel ev işlerine ve biyolojik çoğaltıcılığa (reprodüksiyon) mahkûm edilerek içkinliğin (immanence) ve "uşaklık" rolünün sınırlarına hapsedilmiştir.
El âlemi memnun etmek için kendi fıtratına zulmeden kişi, sabrettiğini sanırken aslında kendi kul hakkına girmiş ve dünya sıratında ayağını kaydırmıştır. Allah'tan başka edinilen her “memnuniyet putu”, insanı uçuruma sürükler. Sen nefsini Allah'ın sınırlarında koruduğunda sahtelik yok olur, hakikat bulunur.