Puan vermedi·176 syf.··
2026 18. kitabı
Umberto Eco’nun Sıfır Sayı romanı, medyanın toplumu bilgilendiren bir aygıt olmaktan çıkıp, toplumu "gerçeklikten yoran" bir mekanizmaya dönüşme sürecini inceler. Eco’ya göre medya, toplumu dönüştürürken aslında şu üç aşamalı süreci işletir: ​1. Gerçeğin Parçalanması ve "Gürültü" Stratejisi ​Medya, toplumu dönüştürmek için bilgiyi saklamaz; tam tersine, toplumu bilginin içine gömer. Eco buna "Gürültü" (Rumore) der. Önemli bir yolsuzluk haberi, magazin skandalları veya uydurma komplo teorileriyle aynı tonda sunulduğunda, toplumun ayırt etme yetisi felç olur. ​Dönüşüm: Toplum, "gerçeği arayan" bir kitle olmaktan çıkıp, önüne sunulan veri yığınından bıkmış ve kayıtsızlaşmış bir kalabalığa dönüşür. ​2. Dilin Standartlaşması ve Düşüncenin Ele geçirilmesi ​Kitapta editör Simei, gazetecilerine "insanların duymaya alıştığı kalıpları" kullanmalarını emreder. Medya, karmaşık meseleleri basit ve duygusal klişelere indirger. ​Dönüşüm: Toplumun dili fakirleşir. Dil fakirleştiğinde, o dille kurulan düşünce de sığlaşır. İnsanlar artık kendi cümleleriyle değil, medyanın onlara sunduğu hazır şablonlarla (örn: "karanlık odaklar", "şok gelişme") düşünmeye başlar. ​3. "Şantaj" Temelli Bir Gerçeklik Algısı ​Sıfır Sayı'da gazete, halka doğruları söylemek için değil, güç sahiplerine "Bakın, elimizde sizinle ilgili ne haberler var!" mesajı vermek için tasarlanır. Medya burada bir silah, bir şantaj aracıdır. ​Dönüşüm: Toplum, medyanın bir "denetleyici" olduğuna dair inancını kaybeder ama ona bağımlı kalmaya devam eder. Bu durum, toplumda derin bir sinizm (her şeyin bir oyun olduğuna dair inanç) yaratır. İnsanlar artık hiçbir habere tam olarak inanmaz ama her türlü manipülasyona açık hale gelirler. ​Sonuç: "Post-Truth" Dünyasının Öncüsü ​Eco'nun incelemesi şunu gösterir: Medya
Sıfır SayıUmberto Eco · Doğan Kitap · 20151,318 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2025 14. kitabı
V. Frankl dan insanın anlam arayışı kitabını okuyan biri bu kitabı okumasa da olur. Öncüsü olduğu logoterapiden ve tekniklerinden bahsediyor paradoksal eylem(zıtlık yasası gibi birşey hastalığın neyse onu yapmaya çalış ve hastalığın yok olacağını öngörüyor). Aldığım notları aşağıya bırakıyorum. Çok aman aman bir kitap değil. İnsan özgürlüğü insanın kendinden uzaklaşma yetisi(ayrılma) anlamına gelir bu yetiyi aşağıdaki hikaye ile örneklemek istiyorum. Birinci Dünya Savaşı sırasında orduda görevli bir Yahudi doktorla Aristocrat bir albay olan arkadaşı yoğun ateş başlayınca sipere inerler. Albay dalga geçer bir tavırla korkuyorsun değil mi der bu da aryan ırkının Yahudi ırkından daha üstün olduğunun başka bir kanıtı. elbette korkuyorum diye karşılık verir doktor ama üstün olan kim eğer benim kadar korkmuş olsaydın sevgili albayım çoktan kaçmış olurdun önemli olan kendi içinde korkularımız ve kaygılarımız değildir bunlara karşı aldığımız tavırdır bu tavır özgür olarak seçilir Fatalistik:kaderci Suç bilimi: kriminolog Sosiatri: toplum hekimliği Sinizm: inansçsızlık Hiperyorum araştır İğdiş: Erkeklerin cinsel fonksiyonlarının devre dışı bırakılması Skotomize: köreltilmek Masturbasyon, hedef olarak gerilim gidermeyle yetinmek anlamına gelirken cinsel hafiflik, bir nesne olarak eşle(partnerle) yetinmek anlamına gelir ikisinde de insanın cinsel potansiyeli gerçekleşmez.
Duyulmayan Anlam ÇığlığıViktor E. Frankl · Totem Yayınları · 2018853 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Boşa Harcanmış Hayatlar ve Gerçekleşmeyen Umutlar
8/10
·90 syf.··
2025 63. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2025 03:05
1.0 Giriş: Çehov'un Melankolik Evrenine Bir Bakış Anton Çehov'un "Vanya Dayı" adlı eseri, Rus edebiyatının ve dünya tiyatrosunun temel taşlarından biridir. Çehov, bu eserinde geleneksel dramatik yapıdan uzaklaşarak, olay örgüsünden çok karakterlerin karmaşık iç dünyalarına, psikolojik gerilimlerine ve varoluşsal sancılarına odaklanır. Oyunun gücü, büyük olaylarda değil, karakterlerin gündelik yaşamın boğucu tekdüzeliği içinde yavaş yavaş tükenişini, gerçekleşmeyen umutlarını ve dile getirilemeyen arzularını sergilemesinde yatar. Bu sessiz trajediler, oyunu zaman ve mekândan bağımsız, evrensel bir insanlık durumunun portresine dönüştürür. Bu analizin temel amacı, oyunun merkezindeki beş ana karakterin—Vanya, Astrov, Serebryakov, Yelena ve Sonya—psikolojik portrelerini, metindeki diyaloglara ve sahne talimatlarına dayanarak derinlemesine incelemektir. Her bir karakterin motivasyonları, hayal kırıklıkları, içsel çatışmaları ve birbirleriyle olan dinamik ilişkileri, oyunun melankolik atmosferini ve felsefi alt metnini oluşturan temel unsurlardır. Bu karakterler aracılığıyla Çehov, "boşa harcanmış hayatlar", "hayal kırıklığı", "entelektüel kibrin boşluğu" ve nihayetinde insanın acıya karşı gösterdiği "dayanma gücü" gibi evrensel temaları ustalıkla işler. Analizimiz, bu karakterlerin bireysel trajedilerinin aslında ortak bir insanlık durumunu nasıl yansıttığını ortaya koymayı hedeflemektedir. 2.0 İvan Petroviç Voynitski (Vanya Dayı): Geçmişin Ağırlığı Altında Ezilen Adam Vanya karakterinin analizi, oyunu anlamlandırmak için stratejik bir öneme sahiptir. Oyuna adını veren ve eserin trajik özünü en yoğun şekilde temsil eden figür odur. Vanya'nın yaşadığı derin hayal kırıklığı ve ömür boyu hizmet ettiği değerlerin bir anda anlamsızlaşması, oyunun ana
Edebiyat
Vanya DayıAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201611,4bin okunma
Puan vermedi
ZOR ZAMANLAR-MARIO VARGAS LLOSA Dedesinin konsolos olarak görev yaptığı Cochabamba'da (Bolivya) yetişti. Lima'daki askeri bir okuldan mezun oldu. Lima San Marcos Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi gördü. İspanya’da Madrid Üniversitesi’nde doktora yaptı. Yayınlanan ilk eseri 1952'de basılan "İnkanın Kaçışı" adlı oyundu. Ardından çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. 1959-1966 arasında Paris'te yaşadı. "Kent ve Köpekler" romanıyla büyük ilgi görmüş. 3 yıl Londra'da yaşadı. 1969'da ABD'de Washington Üniversitesi'nde ders verdi. 1970'te Barselona'ya yerleşti. 1974'te Lima'ya döndü. 1990'da Demokratik Cephe'nin adayı olarak katıldığı Peru başkanlık seçimlerinde başarılı olamadı. Latin Amerikalı yazarların en tanınmış ve ustalarındandır. 13 Nisan 2025'de Lima'da 89 yaşında öldü. Latin Amerika'nın kır ve kent yaşamını, değişik insanlarını anlatan romanlarında kendine özgü bir üslup kullandı. Gerçekçiliği ve anlatımdaki ustalığıyla başarı kazandı. 2010 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır. EDEBİYAT ELEŞTİRİLERİNDE BULUNMUŞ • Garcia Marquez: Bir Tanrı Katilinin Öyküsü (1971) • : Flaubert ve Sonsuz Kitap Madam Bovary (1975) • Sartre ve Camus Arasında (1981) Latin Amerika’nın çalkantılı, gizli kapaklı siyasi tarihi Mario Vargas Llosa’nın kalemiyle “Zor Zamanlar” romanında bir kez daha tekrar yazılıyor. “Teke Şenliği” romanıyla Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlükten sonra şimdi sıra Guatemala’ya geliyor. Haliyle tarihi ve siyasi bir romanla karşı karşıyayız. Llosa romanını tarihi gerçeklere, olaylara ve karakterlere sadık kalarak yazıyor. Romanda tarihi karakterler olduğu kadar hayali kurgu karakterler de var ve yazar aynı zamanda bu karakterlerin dünyasını bize açıyor. Bu roman 1950 ile 1959 yılları arasında Soğuk Savaş yıllarında
Zor ZamanlarMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 202487 okunma
9/10
·224 syf.··
2025 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2025 00:57
Öfkeli, biraz nevrotik ve yetişkin olduğu kanısında kendini ikna etmiş, henüz büyümemiş bir ‘çocuk’ Sur. Ailesiyle olan ilişkisinde, ailesinden kendisini sevip koruduğunu düşündüğü kız kardeşiyle ilişkisinde, sevgilisiyle ilişkisinde bile hep bir yalnızlık, sinizm, çatışma kavramları yükseliyor kitabın her satırında. Biberyan’ın hayatının bir döneminde doğup büyüdüğü İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalması ve Ermeni diasporasının tahmin ettiği gibi kendisini desteklememesinden sebep sanırım kendini özdeşleştirerek yansıttığı ana karakter Sur, horgörü ve güceniklikle dolu. Nedense babasından ötürü meteliksiz olmasına, meteliksiz olmasından ötürü de istediği şekilde gününü gün edememesine içerlerken kızamadım tam anlamıyla. Oysa, bu kadar meteliksiz olmasa Sur’un içindeki karanlık tamamen geçer miydi, emin değilim. Biberyan’ın bu kadar kendiliğinden, doğal ve içten karakterler yaratmasını sevdim. O yüzden sanırım aile içi bireylerin birbirlerinin kötülüğünü isteyecek kadar karşı karşıya gelmesi hem tanıdık geldi hem de ürküttü. Nerde olsak tanırız bu aileleri, hani herkesin kendince haklı olduğu, kendi zamanının ve düşüncesinin en iyi olduğu, herkesin yerini bilmesi gerektiği, iletişimin hep bir eksik olduğu, duyguların hiç bir zaman konuşulmadığı o yüzden de kıyıda köşede ağlanıldığı aileler. Hepsi kendince haklı ve hepsi diğerlerince haksız. Ne Sur’u babasına karşı nefretini kusarken ne de Kevork’u çocukları ardından “Türkleştiler, Frenkleştiler!” diyerek yozlaştıklarını sarf ederken yadırgamak lazım o yüzden. Hepsini ailenin bir ferdi kabul edersek anlaması daha kolay olur belki de.
1000Kitap
Անկուտի սիրահարներZaven Biberyan · Aras Yayıncılık · 2017193 okunma
Dişi Domuz
9/10
·112 syf.·
2024 12. kitabı
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: Dişi Domuz, Fransız yazar Marie Darrieussecq'in 1996 yılında yayınlanan kısa romanıdır. Yazarın ilk kitabıdır. Bu roman büyük bir başarı kazandı ve kırktan fazla dile çevrildi. «Tüm bu tuhaflıklar Tanrı'nın gazabı mı acaba diye düşünmeye başladım, size de aynını soruyorum.» (S. 31). Roman, yazarın ana karakterinin bir domuza dönüşümünü ele alan bir ana tema etrafındadır. Çok naif olan anlatıcı, Paris'te mağaza müdürü ve müşterileri tarafından cinsel istismara uğradığı bir parfümeride işe alınır. Dönüşümü, vücudunun başlangıçta onu daha çekici hale getiren iştah açıcı kıvrımların ortaya çıkmasıyla başlar. Ancak metamorfoz giderek kontrolsüz bir biçimde devam eder ve toplum diktatörlüğün, ardından savaşın ortaya çıkmasıyla daha da kötüye giderken o tamamen domuza dönüşür. Dönüşümünü az çok kontrol etmeyi başarır, insan ve domuz formu arasında geçiş yapmayı öğrenir. (SPOILER İÇERİR!) Sevgilisi Honoré’nin onu kapıya koymasından sonra bir kurt adam olan Yvan’a aşık olur, onunla aynı sorunlardan aşağı yukarı acı çeker, ancak "Hayvanları Koruma Derneği" tarafından Yvan başka insanları katlettiği için saklandıkları dairede yakalanıp öldürülür. Anlatıcı daha sonra bir çiftliğin yöneticisi olan annesine döner. Annesinin sadece parasını ve etini istediğini fark eder, üstelik eski mağaza müdürüyle ilişkisi vardır ve kendisini öldürmek için birlikte bir mücadeleye girdiklerini görünce ikisini de öldürür ve ormanda sürgüne gider, orada neredeyse bir domuz gibi yaşar ve oradan sadece bize hikayesini yazmak için çıkar. Yarı fantastik bir ayarda, politikaya ve toplumdaki bir kadının statüsüne yönelik gizli bir eleştiri anlatıdan ortaya çıkmaktadır. Anlatıcı kendini sosyolojik
Edebiyat
Dişi DomuzMarie Darrieussecq · Sel Yayınları · 2023374 okunma