Rusların Sinop'ta Osmanlı donanmasını bir baskınla yok etmesi üzerine Rusya'ya karşı Kırım Harbi'ni başlattılar. İngiliz ve Fransız güçlerinin toplam 100.000 dolayında zayiat verdiği savaş Rusya'nın yenilgisiyle sonuçlandı.
Sultan I. Mahmud devrinde diğer alanlar kadar bahriyeye de önem verildi. Sultan III. Selim saltanatında tersanede İsveçli mühendis ve ustalar tarafından insa edilen kârgir havuzun yanına ikincisi yapıldı (1826). Tersane-i Amire've bağlı Sinop, Gemlik, Bodrum tezgâhlarındaki gemi insa faalivetleri hızlandırılırken, Amasra. Samsun ve Alacaşehir'de yeni tezgâhlar kuruldu. 1826'dan sonra gemi inşa faalivetine hız verildi ancak 1827'de Osmanlı donanmasının Navarin'de Rus-
Fransız-İngiliz ortak filoları tarafından yakılması bütün bu gayretleri bir
anda yok etti.
Seyyid Bilal Hazretleri, sağ kalan birkaç cengaverle atlarını sürerek şehrin tepesine doğru ilerlediğinde ona, dedesi Hz. Hüseyin Efendimiz'e saldırdıkları gibi saldırdılar. Kâfirin kılıcı Seyyid Bilal Hazretleri'nin pak boynuna değdi. Hz. İbrahim Bilal ise kesilen güzel başını yerden alıp kolunun altına koyarak tepeye çıkmaya devam etti ağır ağır.
Fâtih, Karadeniz'deki Ceneviz kolonilerini de ilkin harâca bağladı, sonra birer birer işgal etti (1459'da Amasra, 1461'de Sinop ve Trabzon, 1475 Kefe ve Sudak). Bogdan'ı harâca bağladı (5 Ekim 1455). En önemlisi, Altınordu'ya karşı himaye ettiği Kırım kabile aristokrasisinin işbirliği sayesinde Kırım Hanlığı'nı Osmanlı tâbiliği altına soktu (1475). Böylece Boğazlar'ın hâkimi olarak Karadeniz'i bir Osmanlı gölü haline getirmiş oluyordu. 1481 baharında 49 yaşında öldüğü zaman Mısır, İtalya ve Akdeniz seferleri yarım kalmıştı. Fakat yakını ve çağdaş tarihçi Hamza Bey oğlu Tursun Bey'in bile aşırı bulduğu gazâ faaliyetine hiç ara vermeden otuz sene içinde "iki denizin ve iki karanın" hâkimi olmuş, Anadolu ve Rumeli'de dört yüzyıl sarsılmayan Osmanlı İmparatorluğu'nun esas çekirdeğini vücuda getirmişti.
Sayfa 115 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Sinop'ta, kale burçlarından denize bakan bir kadın, yıllar
sonra, üstelik bulanık bir kentin soğuk odalarında hala iç ge
çiriyorsa, bundan büyük gerçeklik olur mu? Ah, elindeki hazineyi yitirme ustası, hiç olmazsa geçmişini koru. "İnsan ya
şarken görür güzelliği / Acı bile bir dünya nimetidir sonunda
/ Ancak yaşayanların anısı olur." (Şükrü Erbaş)
1997