• 224 syf.
    ·1 günde·4/10
    Serinin ilk kitabı Doppler di ve farklı konusu ve komik anlatımıyla beğenmiştim. İkinci kitabın da sayfa olarak fazla olması ve serinin devamı olması dolayısıyla daha fazla konu olacağını ve keyfin daha uzun süreceğini düşünerek hemen sipariş verdim ve gelir gelmez okumaya başladım. Ne var ki 40-50 sayfa okudum ve daha fazla saçmalıklara ve rahatsız edici içeriğe dayanamadım. Cinsel içerik sorun değildir benim için ama buradaki tavırlar talepler fazlasıyla saçma geldi. Kitaplar zaten kurgudur ama akla mantığa yatan kurgulardır bunda o durum söz konusu değildi maalesef ve kitabı rafa kaldırdım. Doppler i okuyun ve orada da bırakın derim
  • 468 syf.
    ·45 günde·8/10
    31 yaşında başlayıp 59 yaşına kadar belirli dönemlerde tutulmuş bir takım notların, bilgilerin, içsel duyguların anlatıldığı dokuz adet defterin toplamıdır bu günlükler. İlk kez 1988 yılında Almanya’da yayımlandı.
    Aslında Zweig ilk günlüğünü 2 yıl boyunca aralıksız tutmuş ama çalınması onun şevkini kırmış. Sonra tekrar tekrar düşünüp başlamış yazmaya. Yazmaya başlamasının nedenini şöyle belirtiyor:
    “Eski günlüklerimden birini okurken, birden belleğimin ne kadar donuklaştığını, tehlikeli, hastalıklı derecede donuklaştığını hissettim.”

    1918 yılında ara verdiği günlüklerine 1931 yılında kısa süreliğine geri dönmüştür.Daha sonra 2. Dünya savaşı yıllarına kadar yine uzun bir ara vermiştir. Eşi Lotte ile evlenince tekrar başlamıştır. Günlüklerin ilk kısımlarında kadınlara düşkünlüğü, ufak serüvenleri yer alıyor. Zweig geleceği belirsiz ve kaçamak ilişkileri seviyordu. İfşa etmek gibi olmasın ama sokak kadınları ve fahişelerle günübirlik aşklar yaşıyordu.

    İnsanların açılmalarını sağlamalarının, bütün utanç duygularını bastıran bir içtenlikle en gizli düşüncelerini bile söyleme ihtiyacı uyandırmasının en doğal ve gizli yeteneği olduğunu düşünüyor Zweig.
    Aslında Zweig’in bu kişiliği “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” kitabına çok güzel yansımış. Benim en sevdiğim hikayelerinden birisi bu kitap. Kitaptaki kadın karakter fark ettiyseniz hem hayat kadını rolüne bürünüyor hem de saf, masum aşık... Aslında Zweig aslolan ve olmasını istediği iki karakteri birlikte yoğurmuş. Ve kitaptaki erkek karakter Zweig’in kendisinden başkası olamaz! Bunu bu kitabı okuduktan sonra sizler de daha iyi anlayacaksınız. O erkek karaktere kitabın sonunda çok kızdık öyle değil mi? Aslında Zweig de birlikte olduğu günü birlik kadınları hatırlamıyor, “Dost” dediklerinin dışında....

    |.Dünya savaşı dönemlerine bir de Viyanalı bir gazeteci gözüyle bakıyoruz.Zweig 33 yaşında askere alınıyor bu sebeple iç buhrana daha kapsamlı daha geniş bir çerçeveden bakmamıza olanak sağlıyor.

    Yanına iki bavul alıp birisine dünyevi ihtiyaçları olan giysilerini koyup ikincisine ruhsal hazırlığı olan müsveddelerini koyup gezen yurtsuz bir gezginde aynı zamanda Zweig. İki tane büyük savaşı ve o kasveti yaşamış bir yazar.Günlüklerini okuyunca bu dramı çok daha iyi anlıyorsunuz.En acısı da 2. Dünya savaşı günlüğü.
    Aslında sanılanın aksine Zweig dolu dolu bir insan herşeyden zevk almaya çalışıyor. Savaşın soğukluğu onu da etkisi altına alıyor sonraları. Onu intihara iten sebep 2. Dünya savaşı zamanlarında ülkesinde sevilen ve popüler bir yazar aynı zamanda sürekli bir yerlerde konferans veriyor. Yine konferans sebebiyle gittiği bir ülkede Almanya’nın Polonya’ya savaş ilan etmesinin üzerine resmen savaş başlamıştır ve Zweig orda eşiyle yaşamak için güzel bir ev satın almıştı onun tadilat işleriyle uğraşıyor ve çok pahalıya sipariş verip özel olarak yaptırdığı mobilyaları bile gümrükten geçemedi ve bunun gibi bir sürü şey bu sefer bütün şevki kırılır Zweig’in, geri dönüş bileti bile alamaz savaş süresince ülkeye giriş ve çıkışlar durdurulur. Lisanını bile bilmediği bir ülkede kitap çıkartsa kim okur ki? Ayrıca kitap yazsa bile kim düzenleyecek? Bu sebeple artık yazamaz duruma gelir.Burda ülkesindeki gibi bir itibar görememek çok zoruna gider, hiç bir ayrıcalık tanınmamıştır ona.O ülkeye hapsolup kalmıştır Zweig. Bu ülkeyi Brezilya’yı çok sevmiş ama bu sebeplerden dolayı yaşayamaz hale gelmiştir.Aslında çok çabalamıştır ama umutsuzluk bir yerden sonra ölümü kurtuluş olarak kılmıştır ona...

    Ayrıca belirtmek isterim ki bu kitap: yazarı hiç okumamış yahut yazarı sevmeyen birisine hiç mi hiç hitap etmez hatta fazlasıyla sıkıcı gelir ve yarıda bırakır. Net. Yazarı merak ediyor, yazdıklarını seviyor ve ilgi duyuyorsanız okuyunuz zira içerisinde internette bile bulamayacağınız çok güzel anlatımları var ve günlükler özeldir, kişiyi en güzel anlatan aktarımlar buradadır. Ve bu günlüklerde çok güzel coğrafi bilgilerde paylaşılmış. Özellikle Brezilya...

    Kitapta altı çizili çok satırım var ama şu alıntıları paylaşmak istiyorum sadece;

    “Benim hayat felsefem, hiçbir şeyi tutmamak hiçbir şeyi arzulamamaktır; yalnızca bana kendiliğinden geleni, bana kalanı tutarım.”

    “Savaş başladı mı, başlamadı mı?
    Akılcılığımızın silahını kullanarak insanlık âlemine daha iyi bir alın yazısı çizeceğimize böyle umarsızca bekleyip bu soruyu sorduğumuz için Avrupa’ya da yazıklar olsun, bütün soyumuza da!”

    “Dünya tarihi için Harika bir gün. Denizaltı ablukasının başlama günü, İtalyan parlamentosunun da. Gün gelecek okul çocukları bugünü derste öğrenecekler herhalde. Ya biz? Biz yürüyoruz, çalışıyoruz, satranç oynuyoruz, konuşuyoruz, bir şeyler yapıyoruz, dünya tarihinin yazıldığını duyumsamıyoruz.”
    19 Şubat 1915-Cuma
    |.Dünya Savaşı

    “Erotizm beni dehşete düşürüyor çünkü ben ona hükmedemiyorum, o bana hükmediyor. Kendi ustalığım tüylerimi ürpertiyor.”

    Zweig’in günlüklerinde okuduğu kitapları kendim için not aldım.
    •Tolstoy-Savaş ve Barış (“Günümüzün İncil’i bu kitap, Tolstoy’un yapıtlarını şimdi okumak, her birimiz için görev sayılır.”)
    •Balzac/ esrarlı bir vaka(Çok beğenmiş ve çevirisiyle uğraşmış)
    •Desbordes
    •Uğultulu tepeler-(Hiç mi hiç sevmemiş)
    •Fielding- Andrews (“Bu kitabı okuyan bütün kitapları okumuş gibi oluyor” diye belirtmiş ve çok hoşuna gitmiş)
    •Jane Austen-Gurur ve önyargı(Çok etkilenmiş.”Karakterlerden yola çıkarak ne kadar güzel düzenlenmiş, Kişiler ne kadar zengin, insanın ruhunu derinden okumuş, arka planda kalan mizah.”)
    •Cicero
    •Victoria Hugo-Yüzyılların Efsanesi (“Böylesine güçlü ve geniş bir hayal gücüne dayanan yapıt az bulunur, ama aynı zamanda bunakça gevezeliklerle dolu olması etkisini azaltıyor.”)

    Zweig’in; Dostoyevski, Tolstoy ve Balzac’a olan hayranlığı beni bu yazarları okumaya bir adım daha yaklaştırdı.Günlüklerinde sürekli Tolstoy ve Dostoyevski okuduğunu yazmış Zweig, Raskolnikovdan da bahsetmiş.Ve el yazmaları toplamak gibi bir alışkanlığı varmış, küçük bir servet saçmış da diyebiliriz sanırım. Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.

    “Kendimle baş başayım. Mektuplar, kitaplar, Dostoyevski, iş, sessizlik!”
    “Bugünlerde Tolstoy’un büyüklüğünü anlamayı öğrendim.”

    Zweig’in intihar mektubu:

    “DEKLARASYON” (Bir konunun kamuoyuna duyurulması için yapılan açıklama)

    Kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce son bir görevi yerine getirmeye kendimi mecbur hissediyorum. bana ve çalışmalarıma böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya’ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim. Benim lisanımın konuşulduğu dünya bana göre mahvolduktan ve manevi yurdum Avrupa’nın kendi kendisini yok etmesinden sonra hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu.

Ama hayata 60 yaşından sonra yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyaç var. Benim gücüm ise uzun yıllar süren yurtsuzluğum sırasında tükendi. Böylece ruhsal çalışması her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor.

Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım uzun gecenin ardından gelecek olan sabah kızıllığını görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum...
  • - Gordon pizza mı ?
    - Hayır efendim Google Pizza.
    - Yanlış numaraymış kusura bakmayın.
    - Hayır efendim numara doğru Google Pizza ! Google olarak Gordon pizzayı satın aldık.
    - O zaman bir sipariş verebilir miyim
    - Her zamankinden mi efendim ?
    - Ne yani , ne sipariş edeceğimi biliyor musunuz?
    - Elbette efendim son 5 keredir mantarlı sosisli sucuklu kalın hamurlu istemişsiniz.
    - Tamam o zaman, aynen öyle olsun.
    - Size onun yerine kuru domatesli biberli sebzeli pizza göndersek.
    - Neden ki ?
    - Bakıyorum da kolesterolünüz 300'ün üzerinde ürenizde yüksek.
    - Nereden biliyorsunuz ki ?
    - Son check-up'ınız 15 gün önce imiş efendim, ona baktım.
    - Tamam anladık. Ama ben yine kendi siparişi istiyorum ilaçlarımı alıyorum zaten.
    - Özür dilerim efendim ilaçlarınızı da pek almıyorsunuz. 30 tabletlik kolesterol ilacını alalı 90 günü geçmiş.
    - Sonra tekrar aldım, hem size ne ?
    - Sonra tekrar almamışsınız efendim kredi kartı harcamalarınıza baktım
    - Yahu nakit aldım. Onun kaydı yoktur.
    - Nakit de almış olamazsınız 45 gündür bankadan nakit çekmemişsiniz.
    - Belki bir başka nakit kaynağım var. Onu nereden bileceksin.
    - Olamaz efendim. O zaman vergi kaçıyorsunuz demektir. Gelir vergisi beyanınızda başka biri nakit geliri görünmüyor.
    - Yuh be !
    - Sadece size yardım etmek istiyoruz efendim, bir kötü niyet yok.
    - Biliyor musun? Artık gına geldi. Çekecem gidecem dünyanın ücra bir köşesine, ne internet ne Google kafamı dinleyeceğim. Yeter be!
    - Biraz zor efendim
    - O niye ki ?
    - Pasaportunuzun süresi dolmuş.
  • “Çoğu samimi Punk çabalarının arkasında yatan ‘kendin yap' (KY) etiğidir. Zengin işadamlarının kendilerine kâr sağlayacak biçimde eğlencelerimizi düzenle­melerine ihtiyacımız yok, biz kendimiz kâr derdine düşmeden de yapabiliriz. Biz Punk'lar konserler ve ey­lemler düzenleyebilir, eylemlere katılabliir, plak çıka­rabilir, kitap ve fanzin yayımlayabilir, ürünlerimizi si­pariş üzerine postayla dağıtabilir, plak dükkânları yö­netebilir, edebiyat dağıtabilir, boykotları teşvik edebi­lir ve politik etkinliklere katılabiliriz. Biz bunların hep­sini yapıyoruz, hem de iyi yapıyoruz. 80'li ve 90’lı yıl­ların başka herhangi bir gençlerden oluşan karşıt-kültür hareketi bu kadar çok şey yaptığını iddia edebilir mi?”
    (joel. PE, Sayı: 11/12. Sonbahar, 1991. s. 10).
  • 181 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Psikiyatr Engin Geçtan'ın yazdığı ve insan üstüne yazılmış güzel bir kitap.
    Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki, bu kitabı yanlışlıkla sipariş ettim ve az çok standart bir kişisel gelişim kitabıdır diye düşündüğüm için kitaba hep burun kıvırdım. Ancak önsözüne baktığım zaman şöyle bir elime aldım ve okumaya başladığımda gördüm ki, "İnsan Olmak" o bildiğimiz klişe kişisel gelişim kitaplarının çok ötesinde, insani anlamlandırmaya yönelmiş güzel bir kitap.
    Daha çok akademik bir dille yazılan eserde, özellikle geleneksel yaşam ve çağdaş yaşam üstüne yapılan tespitler ve insanoğlunun hayatının süreci çok güzel bir şekilde dile getirilmiş.
    Ufuk açıcı ve insan davranışlarının oluşumuna ilişkin düşünceleri çok iyi şekilde ortaya koyan bir kitap.
    Üzerine büyük emek verilmiş olduğu aşikar. Özellikle psikoloji ve psikitayriye ilgi duyan veya bu alanda kendisini geliştirmek isteyenlerin yazarın bu kitabını -tahminimce okumuş olsaydım diğerleri için de aynı cümleleri kurardım- okumalarını kesinlikle tavsiye ederim.
    Eserden bir cümleyle incelememizi bitirecek olursak:
    "İnsanları gerçekten seven biri, bunu sürekli dile getirme gereğini duymaz, sevgisini yaşantıya çevirir." İnsan Olmak Engin Geçtan
  • Dua bir restoranda sipariş vermece değildir.
    Dua ettiğimizde ise hiçbir ödemede bulunmayız. Hiçbir şey ödemeyiz. Hiçbir şey ödemediyseniz, o zaman bir beklenti içerisinde olmazsınız, önünüze gelenlerle ilgili şikayet etme hakkınız da olamaz.


    Biz bu dünyanın müşteri hizmetlerine alışkınız. Doğrusu ona o kadar alışkınız ki Allah ile de aynı yolla her şeyi çözeriz sanıyoruz.
  • 140 syf.
    ·1 günde·8/10
    Yazarın okuduğum dördüncü kitabı. 16 farklı öyküden oluşmakta kitap. Sade bir dille yazılmış, sürükleyici bir yapısı olan ve kısa bir sürede bitirilebilecek akışkanlığa sahip bir kitap. Telif hakkı kalktığından dolayı uygun bir fiyata bu hafta sipariş ettiğim 4 SA kitabından birincisini bitirmiş oldum.