“Bilmek her şeyin sonu olur. Çekici olan bilememektir. Sis her şeye harika bir güzellik katar.”
“Ya da insana yolunu şaşırtır.”
“Bütün yolların sonu aynı noktaya çıkar, biricik Gladys.”
“Ya o nedir?”
“Hayal kırıklığı.”
Paris turuncu ve ıssız. Dondurucu rüzgâr köprüleri süpürmüş, şehri yayalardan arındırmış, kaldırım taşlarını kendi haline bırakmış. Kalın bir sis mantosuna sarılmış şehir, Adèlee mükemmel bir düş ortamı sunuyor. Kendisini bu manzara içinde neredeyse davetsiz bir misafir gibi hissediyor, anahtar deliğine gözünü dayar gibi camdan dışarı bakıyor. Şehir ona uçsuz bucaksız geliyor, Adèle kendini anonim hissediyor. Herhangi biri ile bağı olduğuna inanamıyor. Birinin onu beklediğine. Ona bel bağladığına.
Kimse kimsenin kalbine değmeden geçip gidiyor. Yere dökülen un kadar sessiz. Bir begonya yalnızlığı. Zaman denen sürgünlük de budalaca hayallerime dalmış beklerken, sis bir anda dağılmış, kendimi gerçeğin harabeleri arasında bulmuştum.
Beni sorarsan
Kış işte
Kalbin elem günleri geldi
Dünya evlere çekildi, içlere
Sarı yaseminle gül arasında
Dağların mor baharıyla
Sis arasında
Denizle göl arasında
Yanımda kediler, kuşlar
Fikrimden dolaşıyorum
"...yaşamın bir sis bulutundan, bir hiçten başka bir şey olmadığını göreceksin. Öyleyse nedir bu telaş? Şu kısacık hayatını düzgün bir şekilde geçirmekten neden hoşnut olmuyorsun? Hangi maddi nedenden, hangi vazifeden kaçıyorsun?"