5/10
·208 syf.··
2026 4. kitabı
Beyaz Geceler Romantik karakterlerin insanı değilim. Bu yüzden severler için objektif olmayacak bu yorum. Sonunda beni şaşırttı ama konusu ve işleyişi beni sarmadı. Eminim ne kadar seveni varsa bir o kadarda sevmeyeni olan bir kitap. Aklı bir karış havada karakterlerimiz, sağ gösterip sol vuran yazarımız ve bize kalan bu hafif yağmurlu havada, bir bank köşesinde sisli düşünceler... (3/5 puan
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,2bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 00:40
Bazı geceler vardır… Her şey sakin görünür ama aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Beklenmeyen Misafir, bir cinayet ve onun etrafında örülen sırlarla dolu klasik bir Agatha Christie hikâyesi. Sisli bir gecede yolda kalan bir adamın, kapısı açık bir eve girmesiyle başlıyor her şey. Ama içeride onu bekleyen şey… sadece bir ev değil. Bir ceset. Ve suçunu itiraf eden bir kadın. Ama bu kadar basit olabilir mi? Herkesin bir şey sakladığı, her detayın aslında bir ipucu olduğu bu hikâyede gerçek yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Ve her sayfada şüphe biraz daha yer değiştiriyor. Çünkü bu hikâyede asıl soru şu: Gerçekten suçlu olan kim? Ve belki de daha önemlisi… Kim neyi saklıyor?
1000Kitap
Beklenmeyen MisafirAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20235,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Zamanın, Hafızanın ve Varoluşun Senfonisi
10/10
·3148 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 19:34
Bazı eserler vardır ki, kapağını araladığınızda yalnızca bir kitaba değil, kendi içine katlanan, sınırları belirsiz bir evrene adım atarsınız. Marcel Proust’un yedi ciltlik anıtsal eseri Kayıp Zamanın İzinde, tam da böyle bir başyapıttır bana göre. Bu devasa anlatı, bir okuma eyleminden ziyade, insanın kendi içsel arkeolojisine doğru çıktığı uzun, zahmetli fakat bir o kadar da büyüleyici bir kazı çalışmasıdır. Bir okur olarak bu metne dalmak; akıntıya karşı yüzmeyi bırakıp kendini zamanın o büyük, yavaş ve derin nehrine teslim etmeyi gerektirir. Kaleme alacağım en uzun incelemelerden birisi olacak hiç şüphesiz. Dile kolay: 3148 sayfa! 49 gün! Öncelikle bu görkemli edebi katedralin koridorlarında gezinirken hissettiklerimi ve eserin ruhumda bıraktığı izdüşümleri, daha sonra da 7 ciltlik eserin her bir cildine yazmış olduğum incelemeleri paylaşacağım. O halde başlayalım! Proust’un evreninde zaman, akıp giden ve yitip kaybolan bir düşman değil; yontulması, katmanlarına ayrılması ve nihayetinde fethedilmesi gereken bir maddedir. Yazar, daha önceki incelemelerde de paylaştığım meşhur "madlen keki" metaforu üzerinden zihnimize şu sarsıcı gerçeği fısıldar: Geçmiş asla tam anlamıyla geçmemiştir; kokuların, tatların, melankolik bir melodinin ya da eski bir parke taşının kıvrımlarında sessizce pusuya yatmış, uyandırılmayı beklemektedir. Eseri okurken, yazarın anılarıyla birlikte kendi "istemsiz hafızanızın" da tetiklendiğini, zihninizin derinliklerinde çoktan unuttuğunuzu sandığınız yüzlerin, ışıkların ve tatların usulca yüzeye çıktığını hissedersiniz. Proust okumak, bir nevi kendi geçmişinizle de yüzleşmektir. Bu yüzdendir ki Proust’un dili, sabırsız ruhlara veya modern çağın hızına alışmış zihinlere göre değildir. O, bir cümlenin içine koca bir ömrü, bir duygunun en ince
Kayıp Zamanın İzindeMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2024746 okunma
7/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 05:38
Bazı romanlar vardır; bir karakteri anlatır gibi görünür ama aslında bir dönemin vicdanını önümüze koyar. Fosforlu Cevriye tam da böyle bir kitap. Suat Derviş, toplumun kenarında yaşamaya mahkûm edilmiş bir kadını merkeze alırken yalnızca bir aşk hikâyesi yazmaz; görünmeyenlerin, duyulmayanların, adı konmamış yalnızlıkların hikâyesini anlatır. Cevriye, Galata’nın arka sokaklarında yaşayan, hayatın sertliğini erkenden öğrenmiş bir kadındır. Ona “Fosforlu” denir; çünkü gecenin en karanlık yerinde bile ışıldayan bir tarafı vardır. Bu lakap, ironik bir güzellik taşır. Çünkü ışığı, kendi hayatını aydınlatmaya yetmez; daha çok başkalarının karanlığında fark edilir. Romanın merkezinde bir aşk vardır ama bu aşk romantik bir masal değildir. Daha çok, insanın kendini ilk kez değerli hissettiği o kırılgan ana benzer. Cevriye’nin sevdası, karşılık bekleyen bir sevda değildir; var olmak için bir sebep arayan bir kalbin çırpınışıdır. Onun sevgisi, toplumun ona yakıştırdığı kimliğin çok ötesindedir. İşte romanın en sarsıcı tarafı burada başlar: “ahlaksız” diye yaftalanan bir kadının, en saf duygulara sahip oluşu. Suat Derviş’in kalemi güçlü ama gösterişsizdir. Duyguyu büyütmeden derinleştirir. İstanbul ise romanda bir fon değil, başlı başına bir ruh hâlidir. Sisli geceler, loş meyhaneler, dar sokaklar… Hepsi Cevriye’nin iç dünyasının uzantısı gibidir. Şehir ne kadar kalabalıksa, Cevriye o kadar yalnızdır. Ancak romanın zayıf yanları da yok değil. Öncelikle olay örgüsü yer yer melodram sınırına yaklaşıyor. Cevriye’nin fedakârlığı bazı okurlar için fazlasıyla romantize edilmiş gelebilir, bana öyle geldi. Özellikle aşkın tek kurtuluş yolu gibi sunulması, karakterin başka bir çıkış ihtimalini gölgeliyor. Erkek karakterin derinliği ise Cevriye kadar güçlü değil. Onun iç dünyası daha
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,650 okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2026 14. kitabı
Hay bin Yakzan İbn Sînâ (Avicenna)Hay bin Yakzan, büyük İslam filozofu, hekimi ve âlimi Ebû Ali el-Hüseyn b. Abdillâh b. Sînâ’nın (ö. 428/1037) kaleme aldığı, alegorik ve sembolik nitelikteki kısa risâlelerinden biridir. Bu eser, yazarın “meşrikî hikmet” (işrâkî felsefe / doğu hikmeti) anlayışını yansıtan üçlü bir seri içinde yer alır; diğer iki metin Risâletü’t-Tayr (Kuş Risâlesi) ve Selmân ve Absâl’dir. Hay bin Yakzan, İbn Sînâ’nın felsefî sisteminin mistik ve sezgisel boyutunu sembolik bir anlatım yoluyla ortaya koyduğu en önemli metinlerden biri kabul edilir. Eserin yapısı, bir yolculuk ve rehberlik alegorisi üzerine kuruludur. Anlatıcı, uykudan uyanır ve karşısına “Hay bin Yakzan” adlı nurânî, genç ve güzel bir zat çıkar. Bu zat, “Uyanık oğlu Diri” anlamına gelen ismiyle, insan nefsinin uyanışını ve hakikate yönelişini temsil eder. Hay bin Yakzan, anlatıcıyı (insan ruhunu sembolize eden) doğudan batıya doğru bir yolculuğa çıkarır. Yolculuk sırasında çeşitli coğrafî ve metafizik bölgelerden geçilir: Batı ülkeleri (maddî âlem, duyusal dünya ve gaflet), Karanlık ve sisli bölgeler (nefsânî arzular, cehalet ve şehvetler), Aydınlık ve nurânî sahneler (aklî âlem, melekût âlemi), Nihayet “Fa‘âl Akıl” (etkin akıl / active intellect) ile irtibat kurulan en yüksek mertebe. Bu yolculuk, İbn Sînâ’nın epistemolojisinde merkezi yere sahip olan “etkin akıl” (el-akl el-fa‘âl) kavramını merkeze alır. Etkin akıl, insan aklının soyutlama ve kavrayış yeteneğini aydınlatan ilâhî menşeli bir cevherdir. Hay bin Yakzan’ın rehberliği, nefsin bu etkin akılla birleşme (ittisâl) sürecini sembolize eder. Yolculuk esnasında karşılaşılan engeller (dağlar, nehirler, karanlık vadiler), nefsin arınma aşamalarını; ulaşılan nurânî zirveler ise mistik sezgi (hads) ve vahdet-i vücûd’a yakın bir idrak
1000Kitap
Hay bin Yakzanİbn-i Sina · Yapı Kredi Yayınları · 20246,3bin okunma
Kayıp Zamanın Sisinde
Puan vermedi·400 syf.·
2025 209. kitabı
Eskiden bildiğimiz yerler, kendilerini kolaylık olsun diye yerleştirdiğimiz mekânlar âlemine ait değildirler sadece. O zamanlarki hayatımızı oluşturan, birbirine bitişik izlenimlerin ince bir dilimidirler; belirli bir görüntünün hatırası, belirli bir ânın özleminden ibarettir; ve evler, yollar, caddeler de, heyhat, seneler gibi uçup giderler.(son cümle) Kayıp Zamanın İzinde uzun zamandır okuma listemin en nazlı konuğu:) serinin görkeminden ötürü her defasında yarının atlasına sığınıp erteliyordum. Oysa sayfaları açıldığında belleğin kıvrımlarından yükselen o incecik koku çay bardağında şekerin çözülüşü kadar sakin, (çay içerken yazıyorum) sisli bir akşam kadar derin beni zamanın koridorlarında gezdireceğinden habersizdim. Nihayet, ertelenmiş bir buluşmanın bütün ışıltısıyla Proust’un derin dehlizlerine adım attım. Kayıp Zamanın İzinde Proust’un dev nehir roman dizisi, otobiyografik öğelerle bütünleşen zaman, bellek, sanat, toplumsal sınıflar ve aşk gibi evrensel temaları işleyen bir başyapıtı, Swann’ların Tarafı kitabı da serinin birİnci eseri olarak, anlatıcının çocukluk ve gençlik anılarından yola çıkarak küçük ayrıntılardan büyük duygulara uzanan eşsiz bir dünya kuruyor. Swann'ların Tarafı üç ana bölümden oluşuyor. Romanın anlatıcısı birinci bölümde çocukluğunun Combray kasabasına, eve, ailesine ve anılarına geri dönüyor. Uykuya dalma ritüelleri, annesinin iyi geceler öpücüğü, büyükannesiyle yürüyüşler, Swann’ın eve gelişleri ve ev içi dengeler bu bölümün duygusal arka planını oluşturuyor. Aşkımız, kıskançlığımız dediğimiz şey, sürekli, bölünmez ve tek bir tutku değildir. Birbirini izleyen sayısız aşktan, farklı kıskançlıklardan oluşur; bunların her biri gelip geçicidir, ama kesintisiz bollukları nedeniyle, devamlılık, bütünlük izlenimi uyandırırlar. Bu
Düşünce
Swann'ların TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma