Kalbimle gördüğüm, gözlerimle gördüğüme ağır basar.♡♡♡
Kur'anın gölgesinden öncesindeki hayatım bir bataklık, gölgesinde ki hayatım ise bir çiçek bahçesi...
Her şeyin O’na muhtaç olduğu, fakat kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Yaratıcının, kâinatı bir mektup suretine çevirmesine sebeptir. İmtihanlardan sonuç çıkartabilmek için istidatları bilecek, o istidatların hangi kabiliyetleri, hakikatleri, eserleri ortaya çıkarabileceğinin farkına varacak, ortaya çıkan hakikatlerden de nelerin tecelli edeceğini bilecek bir zât, ancak Samediyet özelliğine sahip bir zât olabilir.
Bu durum, aynı zamanda tecrübe ve imtihanın niye yaratılmış olduğu sorusunun da cevabıdır. Tecrübe ve imtihan varsa, gelişme varsa, kabiliyetlerin tezahürü vardır, kabiliyetlerin tezahürü gizli hakikatlerin ortaya çıkmasını sağlar, gizli hakikatlerin ortaya çıkması da bazı isimlerin ve sıfatların tecellilerinin ortaya çıkması demektir. Bunları ve her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, herkesin O’na muhtaç olduğu, fakat kimseye muhtaç olmayan Samed ancak bu imtihanı yapabilir.
Bazı önemli konuları mecâzî ifadelerle anlatmayı faydalı gören Efendimiz, burada da aynı metodu uygulamıştır. Onun “Hayâ imândandır” sözüyle anlatmak istediği şudur: İman insanı fena davranışlardan nasıl alıkorsa, utanma duygusu da tıpkı iman gibi insanın fenalık yapmasına fırsat vermez, onu kötülüklerden vazgeçirir. İnsana insanlığını hatırlatır. Onun herhangi bir hayvan olmadığını, aklına eseni yapamayacağını hissettirir. İşte bu nevi telkinlerle hayâ imanı besleyip olgunlaştırır. Böyle olunca da haya insana ancak hayır kazandırır ve onun tamamının hayır olduğu ortaya çıkar.
Konuya şöyle de bakmak mümkündür. Özel telkinlerle düşünce yapısı bozulmayan kimseler insanların gözü önünde meselâ mahrem yerlerini açmaktan veya ulu orta cinsî temasta bulunmaktan utanıp kaçınırlar. Bu kadar bir utanma duygusu hangi dine mensup olursa olsun bütün insanlarda vardır. Utanma duygusunu büsbütün yitirmeyen kimseler hayâsızca davranışlardan kaçındığı gibi, dindar kimseler de dinin haram saydığı günahlardan uzak dururlar. Netice itibariyle insanlar bir yandan utanma duygusu, öte yandan Allah’tan korkma hissi sayesinde, kendilerine yakışmayan davranışlardan kaçınırlar.
Demek oluyor ki, nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, hayâ duygusu baştan sona hayır olup insana ancak hayır kazandırır. Zannedildiği gibi bu asil duygu insanın hakkını elde etmesine engel olmaz. İnsanın rızkını kazanmasına, hakkını elde etmesine engel olan utanma duygusu değil, çekingenliği, korkaklığı ve beceriksizliğidir. Hayâ duygusuyla bu olumsuz özelliklerin hiçbir ilgisi yoktur.
Dinler
Mezopotamya olmak üzere, çeşitli kültürlerden gelen etkilerle bulundukları toplumun görüş, düşünüş, anlayış ve hayal gücüne göre şekillenmişlerdir.
“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” (Tirmizî, Fiten,73; Ebu Davud, Melahim,17).