Okumaya ilk başladığımda bırakmayı ve anlaşılmayan benzetmeler olduğunu düşündüğüm kitabın, ikinci bölümünde beğenmeye, 'Milletören' başlıklı kısmında ise anlamlı ve okunması gereken bir kitap olduğu sonucuna vardığım özel bir kitap. En beğendiğim ve içselleştirdiğim, anlamlı cümleler:
Hakikat medeniyeti, üç gücün bileşkesi sonucunda ya yükselişe, ya durgunluğa, ya düşüşe yönelir.
Bu üç güç: yıkıcılık, yapıcılık, kuruculuktur.
Bu üç güç, Kur'ân'da, solcular, sağcılar, öncüler (yarışanlar) diye anılan üç topluluğa karşılıktır.
Eğer yıkıcılar, öbür ikisinden daha ağır basarsa toplum düşüş ve yıkılış çağına girer. Yapıcılar ve kurucular daha ağır basarsa, o toplum ilerlemektedir. Denge halinde de, durgunluk var demektir.
Bir benzetim kullanalım burda. Meşale benzetimini. Kurucular, meşaleyi tutuşturanlar, yapıcılar, meşaleyi taşıyanlar, yıkıcılar da meşaleyi söndürmeye çalışanlardır. Hakikat meşalesini. Yol gösteren, toplumu, milleti karanlıklardan ışığa çıkaran meşaleyi.
Yıkıcılar günübirlikçilerdir; kurucular, kalıcı olanın peşinde olanlardır. Öncüler kahramanlardır. Her alandaki kahramanlar. Yapıcılar, hep bu kurucuları, yani öncüleri izlerler. Onlar bir medeniyetin arketipleri gibidirler, örnekleridirler.
Düşmüş bir milletin ayağa kalkışı, bir önderin ortaya çıkışı, hakikate çağırışı ile başlar...
Âdem (a.s)
Nuh (a.s)
İbrahim (a.s)
Yusuf (a.s)
Musa (a.s)
Süleyman (a.s)
Yahya (a.s)
İsa (a.s)
Son Peygamber Muhammed Mustafa (sav) ya da Yeniden Bulunmuş Cennet
Kitapta bahsedilen peygamberlerin her biri de bir hakikati muştuluyordu.
Ama, bir başka bakımdan, tarihî - sosyolojik bir perspektif sindi, bir medeniyetin yaşam öyküsü bakımından, düşünüş tarzımıza. Bir medeniyet nasıl doğar, nasıl gelişir, ne gibi kritik nokta ve aşamalardan geçer, nasıl ölüm sularına