june

peki niçin? niçin her iki durumda da kızın doğasını daracık bir kalıba sıkıştırıp, böylesine katı bir çerçevenin için hapsetmeye kalkıştım, diye kendi kendine sordu. kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri açısından bakmaktan, hep yarı şematize ederek görmekten kaçınmanın bu kadar zor olması ne tuhaftı. insan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu. belki de kadını adeta bir sfenks karakteri yüklenmesinin temelinde büyük ölçüdee, erkeğinkinden hiç de geri kalmayan eksiksiz insaniyetinin bu ağır basitleştirmeyle örtüşmemesi yatıyordu.
Sayfa 35·Kitabı okudu
Reklam
kadın olmak için gerekli yegâne şey kendini kadın olarak tanımlamaktır. -hikâyenin sonu.
Sayfa 192·Kitabı okudu
İlk kez öpüştük. Gerçek anlamda ilk kez dokunduk birbirimize. Bu dokunuş, daha önce bütün bildiklerimden farklıydı. Anders Grieg'e dokunuşumun tutkulu tenselliğiyle ilgisi yoktu. Biz birbirimizin yüreklerini öptük. "Ancak yüreği öpülürse, Öpülürse yüreği duyulur sesi Ruhun gizli sularında Sessizce uyuyan derinde…" O zaman apaçık anladım ki, ilk kez aşık oluyordum.
Sayfa 141·Kitabı okudu
Türkiye'yi düşünüyorum elbet. Türkiye kadar bir çiçek düşünüyorum. Umutla doluyor kalp kaslarım. Yaşama sevincim bir millete yetecek kadar pek. Gözlerim benim değil, koca bir ulusun gözleri. Sözlerim benim değil, emeğimizin sözleri. Evet belki yoksuluz ama çalışıyoruz burçak burçak! Evet tutsağız ama suyunu çıkaracağız taşın sıksak! Bu imanlı insanların ülkesinde, bu Türkiye'de, bu Anadolu'da, her gece herkes kendi oğlunu, kızını, dedesini, ninesini, torununu, bacısını, evet herkes kendi en yakın akrabasını nasıl deliler gibi düzüyor, dünyanın bu cennet köşesinde ne ensestler dönüyor bir bilseniz, bir daha tarhana çorbası bile içmezdiniz. Bana güvenin [burada göz kırpıyorum], tecrübeyle sabit.
Sayfa 21·Kitabı okudu
-Kızıl kahkaha bu. Dünya çıldırdığında işte böyle gülmeye başlar. Dünyanın çıldırdığını biliyorsun değil mi? Ne çiçekler var üstünde, ne de şarkılar; derisi yüzülmüş bir baş gibi yuvarlak, pürüzsüz ve kızıl artık. Görüyor musun onu? -Evet, görüyorum. Gülüyor. -Bak ne oluyor beynine. Kanlı bir lapa gibi kırmızı ve bulamaç haline gelmiş. -Bağırıyor. -Canı yanıyor. Ne çiçeği var ne de şarkısı. Hadi şimdi ben de üstüne uzanayım. -Çok ağırsın, korkuyorum. -Biz ölüler canlıların üstüne uzanırız. Üşümüyorsun ya? -Üşümüyorum. -İyi misin? -Ölüyorum. -Uyan ve bağır. Uyan ve bağır. Gidiyorum ben...
Sayfa 59·Kitabı okudu
Reklam