Uzun bir inceleme yazmaya niyetim yoktu fakat sanırım yine uzatacağım. (Kendim için notlar)
Önce şunu söylemem gerekir ki: Platon’un diyaloglar içinde hocası Sokrates’i böylesine bilge ve saygın biri olarak tasvir edip onurlandırması, bu diyaloglar içinde kendi adını hiç geçirmemesi beni etkiliyor. Kitabın Yunanca adı Symposion, dilimizdeki karşılığı içkili toplantı/tören. Şölen diye çevrilmiş dilimize ancak belki de Sempozyum da denilebilirdi. Bu iki aşamalı toplantılarda davetliler önce yemek yiyor (Deipnon aşaması) ardından sırayla söz alarak bir konu hakkında görüşlerini belirtiyorlar (Sympoison aşaması).
Kitaptaki Sympoison’a davetli kişiler Sevgi üzerine konuşmaya karar veriyorlar. Bu sevgi konusu, “Eros” sevgisi bağlamında ele alınıyor. Eros’u Yunan aşk tanrısı veya arzulu, bedensel bir sevgi olarak biliyoruz ancak Şölen’de biraz daha farklı yollardan, bedenselliği içeren ama nihayetinde onu aşan bir kavram olarak açıklanıyor bize bu sevgi.
İlgimi çeken birkaç konuyu ele alacağım:
- İlk olarak Phaidros’un kurduğu şu cümle ve arkasındaki mitolojik çıkarımın güzelliğine değinelim:
“Sevgiden gelen erdeme en çok değer veren Tanrıların asıl hoşlandıkları, hayran oldukları şey, sevenin sevgilisine gösterdiği sevgiden çok, sevileni sevene bağlayan sevgidir.” s.15
Bu noktada Alkestis ve Akhilleus kıyaslaması yapılıyor.
Özetlersek, Alkestis çok sevdiği kocası yerine ölmeyi göze almış bir kadın. Sevgi için kendini feda etmiş.
Akhilleus ise sevilen tarafta; onu seven Patroklos’un savaşta yardımına giderek ölümü göze alıyor. Topuğundan vurularak ölüyor. (Bilinir bilgi olsa da belirtelim, Akhilleus sadece topuğundan vurulunca ölebilir, topuğumuzdaki aşil tendonu da onun isminden geliyor.)
Tanrılar Akhilleus’un davranışını daha çok beğeniyor. Neden? Çünkü seven kişi,