Atatürk çok meraklıydı sofraya, bütün gecesi sofrada geçerdi. Bütün misafirler gelişigüzel konuşmazlardı. Atatürk'ten söz isterlerdi. Daima hâkimdi sofraya. Kalem kâğıt hiçbir zaman sofradan eksik olmazdı. Boğazına hiç düşkün değildi. Hiçbir zaman da direktif vererek yemek yaptırmazdı. Ne bulursa yerdi. Fakat az yerdi. Harbiye'de askeri rüştiyede okuduğu zamanlarda kuru fasulye-pilava alışmış. Kuşkonmaz sever, enginar severdi...
Sayfa 57
Atatürk'ün Manevi Kızları: Ülkü ve Zavallı Nebile
Atatürk'ün validesi Zübeyde Hanım'ın manevi evlatlarından olan Vasfiye'nin, Ülkü adında bir kızı vardı. Bu çocuk, üç dört yaşına girince zekası Atatürk'ün dikkat nazarını çekmişti. Bu çocukla meşgul olmaya, "Bir çocuk nasıl terbiye edilir" diye yeni bir meraka kapıldı. Atatürk, kucakta çocukları sevmezdi, "Mana ifade etmeyen şey beni ilgilendirmez" derdi. Ülkü, dört yaşına girince artık mana ifade eden sevimli bir hale gelmişti. Atatürk, "Bir kız çocuk, benim terbiyem altında acaba nasıl yetişebilir? Ben, bu çocukla meşgul olursam, Türk milletine yaraşır, asri ve faziletli, modern bir Türk kadını tipi yaratabilir miyim?" diyordu. Bu düşünce, Atatürk'ün her gün biraz daha bu çocuğa olan alakasını artırdı. Küçük Ülkü, sarayda bulunduğu saatlerde Atatürk'ün ayrılmaz bir arkadaşı olmuştu. Atatürk'e, "Atatürk'üm, seni özledim, gel yanıma!" dediği zaman, Ata her işini bırakır, onun yanına giderdi. O kadar serbest bir terbiye sistemi tatbik ediliyordu ki, Ülkü'nün her istediği yapılıyor, çocuğun bütün arzuları tatmin ediliyordu. Yedi yaşına girdiği zaman Ülkü, bir artist kadar dans edebili-yordu. Bir gece, Tepebaşı'da, eski Garden Tiyatrosu'nda, meşhur artistler numaralarını bitirdikten sonra sahneye çıkmak isteyen Ülkü'nün ısrarlarına dayanamayarak, müsaade edildi. İlk defa halk içinde dans eden küçücük kız, sanki senelerin alışkanlığı ile bir artist gibi hünerler göstererek, çok alkış topladı. Atatürk, bu danstan sonra, "Kendisine o kadar serbest bir terbiye veriyorum ki, neticede Türk kadınları arasında ya mümtaz bir mevki alacak veyahut dünyanın en şımarık ve taşkın bir kadını olacaktır" demişti. Atatürk, Ülkü'yü o kadar seviyor ve meşgul oluyordu ki, adeta onun emirberi gibi her arzusunu yapıyordu. Bir gece, sarayda, büyük yemek salonunu sonundaki koridorun yanında duran
Sayfa 150 - Kaynak Yayınları·Kitabı okudu
Anı-Mektup-Günlük
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sofraya oturulduğunda besmele ile oturulmalı; sofradan kalkıldığında “elhamdülillah” sözü ile kalkılmalıdır. Çocuklar üç yaşından altı yaşına kadar hikâye dinlemeye meraklıdırlar. Peygamberlerin hayat hikâyeleri, ahlaki hikâyeler, Kur’an kıssaları bu dönemde vazgeçilmezimiz olmalıdır. Yedi yaşından on yaşına kadar çocuğun akli ve düşünsel melekelerin geliştiği dönem olması nedeniyle çocuğu okumaya teşvik etmeli, eğlenceli olduğu kadar yararlı hikâyeler okumaya özen gösterilmelidir. ”
_Türkiye'de rakı içerken, kadehi önce sofraya vurur sonra diğer kadehlerle tokuştururuz. _Neden? _İki nedeni var. Öncelikle sağlıklarına içtiğimiz ancak sofrada olmayan ve sevdiğimiz kişileri anmak için. İkinci nedense rakının insanı konuşturmasından kaynaklanır. Kadeh sofraya vurulursa gizlilik yemin edilmiş demektir. O sofrada konuşulacak her konu o sofrada kalacaktır. Rakı insanı soyar. Sarhoş, sofradan çıplak kalkandır. Ama sofranın adı rakı sofrasıdır. Yani çıplaklar kampı. Şerefinize!
Sayfa 181·Kitabı okudu
"Bana göre içinde hastalık bulunmayan ilaç, iyice acıkmadan sofraya oturmamak, doymadan da sofradan kalkmaktır. "
Ne zaman ocağımız fazla yansa annem hemen üstüne kül atıyor."Askerlerimiz cephede soğuktalar," diyor.Ne zaman sofraya otursak "Askerlerimizin yiyecek ekmeği yok,"diyor, sofradan doymadan kalkıyor.Ayağıma çarığımı her giydiğimde "Ah, askerlerimizin çarığı bile yok doğru düzgün," diyor. Annem "Onlar cephede savaşıyorlar, biz burada."
Sayfa 11·Kitabı okudu