Atatürk'ün validesi Zübeyde Hanım'ın manevi evlatlarından olan Vasfiye'nin, Ülkü adında bir kızı vardı. Bu çocuk, üç dört yaşına girince zekası Atatürk'ün dikkat nazarını çekmişti. Bu çocukla meşgul olmaya, "Bir çocuk nasıl terbiye edilir" diye yeni bir meraka kapıldı. Atatürk, kucakta çocukları sevmezdi, "Mana ifade etmeyen şey beni ilgilendirmez" derdi. Ülkü, dört yaşına girince artık mana ifade eden sevimli bir hale gelmişti. Atatürk, "Bir kız çocuk, benim terbiyem altında acaba nasıl yetişebilir? Ben, bu çocukla meşgul olursam, Türk milletine yaraşır, asri ve faziletli, modern bir Türk kadını tipi yaratabilir miyim?" diyordu. Bu düşünce, Atatürk'ün her gün biraz daha bu çocuğa olan alakasını artırdı. Küçük Ülkü, sarayda bulunduğu saatlerde Atatürk'ün ayrılmaz bir arkadaşı olmuştu. Atatürk'e, "Atatürk'üm, seni özledim, gel yanıma!" dediği zaman, Ata her işini bırakır, onun yanına giderdi. O kadar serbest bir terbiye sistemi tatbik ediliyordu ki, Ülkü'nün her istediği yapılıyor, çocuğun bütün arzuları tatmin ediliyordu. Yedi yaşına girdiği zaman Ülkü, bir artist kadar dans edebili-yordu. Bir gece, Tepebaşı'da, eski Garden Tiyatrosu'nda, meşhur artistler numaralarını bitirdikten sonra sahneye çıkmak isteyen Ülkü'nün ısrarlarına dayanamayarak, müsaade edildi. İlk defa halk içinde dans eden küçücük kız, sanki senelerin alışkanlığı ile bir artist gibi hünerler göstererek, çok alkış topladı. Atatürk, bu danstan sonra, "Kendisine o kadar serbest bir terbiye veriyorum ki, neticede Türk kadınları arasında ya mümtaz bir mevki alacak veyahut dünyanın en şımarık ve taşkın bir kadını olacaktır" demişti. Atatürk, Ülkü'yü o kadar seviyor ve meşgul oluyordu ki, adeta onun emirberi gibi her arzusunu yapıyordu. Bir gece, sarayda, büyük yemek salonunu sonundaki koridorun yanında duran