Sakarya savaşı, hem Türk ulusunun , hem de İstanbul şehrinin kaderinde bir dönüm noktasıdır. Bu zaferle birlikte Türk'ün asırlardan beri doğuya çekilişi durmuş; gene bu savaşın kazanılmasıyla İstanbul'da Mütareke başından beri kaybolmuş olan Türk'ün sesi yeniden duyulmaya başlanmıştır. Gerçekten bu savaşa kadar İstanbul, kozmopolit görüntüsü günden güne artan, başta İngilizler olmak üzere yabancıların, gayrimüslimlerin levantenlerin borusunun öttüğü bir şehir görünümündeydi. Sofrasının baş köşesinde bunlar oturuyordu. Padişah ve çevresi ile Milli Mücadeleye karşı olanların, İtilafçıların, yerli işbirlikçilerin bu sofradan ancak kırıntı toplamalarına göz yumuluyordu. Kuvayi Milliyecilerin sofraya bakmalarına izin bile verilmiyordu. Beş asırdır İstanbul'un efendisi olan Türklere artık yok olmuş bir milletin utanç verici kalıntıları olarak bakıyorlardı. Türk'e hakaret etmek, onları küçümsemek en doğal bir haktı. Ne yazık ki bu hakaretlerin bir kısmı gene Türk vatandaşlarından geliyordu. Bu durumda Müslüman Türk halkı ezik, suskun, içine kapanık bir umut ışığı gözlüyordu. Sakarya savaş ı bu umudu getirdi.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Hatay meselesini halletmek için Mersin'e gittiğinde yemekte iken iki-üç defa burun kanaması geçirir. Hiç moralini bozmamakla beraber, sofradan kalkar ve "Bak gene kan geldi" diye hafifçe söylenir. Dr. Neşet Ömer İrdelp telaşlanır, fakat kanaması geçince Atatürk sofraya tekrar gelip oturur. Ertesi günü akşam yemeğinde yine aynı saatlerde burnundan kan gelir. Tekrar lavaboya gider, yıkandıktan sonra sofraya oturur. "Demek sıcaktan oluyor bunlar doktor, öyle mi?" diye sorar. Evet diye cevap verilir. Hakikaten o günlerde Mersin'de hava çok sıcaktır. Mersin Belediye Başkanı Mithat Toroğlu Atatürk'e "Paşam buna yörük kaçıran sıcağı denir, bu geçicidir, birkaç gün sonra normal hava şartları gelir" derse de, Atatürk "Bu sıcaklar yalnız yörükleri değil, bazen Cumhurbaşkanlarını da kaçırır" diye cevap verir ve ertesi gün Mersin'den ayrılır.
Sayfa 181 - Güven Kitabevi·Kitabı okudu
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İ'lem Eyyühel-Aziz! Nebiyy-i Zîşan'ın (A.S.M.) Makam-ı Mahmud'u İlahî bir maide ve Rabbanî bir sofra hükmündedir. Evet tevzi' edilen lütuflar, feyizler, nimetler o sofradan akıyor. Resul-i Zîşan'a (A.S.M.) okunan salavat-ı şerife, o sofraya edilen davete icabettir. Vekeza salavat-ı şerifeyi getiren adam Zât-ı Peygamberîyi (A.S.M.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman, o sıfatın nereye taalluk ettiğini düşünsün ki, tekrar be tekrar salavat getirmeye müşevviki olsun.
Çocuğun Ruhuna İlk Dokunuşlar
Çocukluk evresi , kısa olsa da geleceğin kendi üzerine kurulu olduğu bir zaman dilimi olarak- insan hayatındaki en önemli evrelerden biridir. ... Bir çocuğun ruhuna dokunmak , onu kalbi ve aklı ile bir bütün olarak varoluşunun hakikatine yönlendirmek , işte asıl olan budur . ..Çocuğa hakikatin bilgisi güzelce anlatıldığında onun ruhunun vahyi almaya hazır olduğunu ifade eder. Fakat çocuk daha anne karnındayken yapılması gerekenler vardır. Öncelikle annenin, karnındaki yavruya biyolojik olduğu kadar kalbi bir bağla da bağlı olduğu bilinmelidir. Annenin Allah'a kurbiyet elde etmek için yaptığı her iş, onun ve karnındaki bebeğin kalbine sekine olarak dönecektir. Psikoloji biliminin tespitlerine göre de annenin hüznü, sevinci ve endişesi, bebeğin ruhunda derin tesirler uyandırmaktadır. Kur'an okuyan bir anne bebeğiyle bağını vahye dayalı şekilde kurmakta, ona fıtratındaki hakikati daha anne karnındayken fısıldamaktadır. Bu itibarla ilerleyen süreçte de benzer bir yöntem izlenmelidir. Bebek doğduktan iki yaşına kadar, kulakları lafza-i celalin tınısına boyanmalı, Ya Rab, Ya Muîn, el-Hamdülillah nağmeleriyle kulakları dolmalıdır. Çocuğa iki yaşından üç yaşına kadar Fatiha, Asır, Kevser gibi kısa sureleri terennüm etmeli, ona bu sureleri belletmeye gayret etmelidir. Çocuğun bilinci geliştikçe rızkın sahibinin Allah olduğu her fırsatta ona öğretilmelidir. Sofraya oturulduğunda besmele ile oturulmalı; sofradan kalkıldığında "elhamdülillah" sözü ile kalkılmalıdır. Çocuklar üç yaşından altı yaşına kadar hikâye dinlemeye meraklıdırlar. Peygamberlerin hayat hikâyeleri, ahlaki hikâyeler, Kur'an kıssaları bu dönemde vazgeçilmezimiz olmalıdır. Yedi yaşından on yaşına kadar çocuğun akli ve düşünsel melekelerin geliştiği dönem olması nedeniyle çocuğu okumaya teşvik
Sayfa 16 - E-Kitap·Kitabı okudu
başkatibi Hikmet (Bayur), Hem zaten bunları tahakkuk yoluna koymak, sizin için güç ve uzun zamana ihtiyaç gösteren bir şey değildir ki . . . Milli Mücadele zamanındaki gibi çalışırsanız, bunu da az zamanda başaracağınıza şüphe yoktur; fakat şimdiki gibi sofradan yatağa, yataktan sofraya giderseniz, tabiidir ki, geç ve güç olur, dedi birdenbire. Mustafa Kemal özel sekreteri Hasan Rıza'ya (Soyak), "Adamın samimiyetini bilmesek darılacağız," diye fısıldadı.
Ne zaman ocağımız fazla yansa annem hemen üstüne kül atıyor. "Askerlerimiz cephede soğuktalar," diyor. Ne zaman sofraya otursak "Askerlerimizin yiyecek ekmeği yok," diyor, sofradan doymadan kalkıyor. Ayağıma çarığımı her giydiğimde "Ah, askerlerimizin çarığı bile yok doğru düzgün," diyor.
Sayfa 10·Kitabı okudu
1000Kitap