Annem: -Ne zaman sofraya otursak “Askerlerimiz yiyecek ekmeği yok,” diyor, sofradan doymadan kalkıyor..
Annem, küçük en küçük kardeşi Süheyla Teyzemin kocası Mustafa Eniştemi biraz ebleh ve köylü, Fethiye Teyzemin kocası Mahmut Eniştemi de bayağı bir paragöz bulur, Mehmet Ali Eniştem konusunda ise kafasında bir türlü çözemediği bir husus vardı: Bizimkilerin çok istedikleri halde bir türlü çocukları olmamış on altı yıl boyunca, 1947'de ben doğuncaya kadar. İşte bu çocuk hasreti içinde, 1942 Erbaa Depreminde anası babası ölmüş bir kız çocuğunu evlatlık almışlar; Münevver Ablam, daha 7-8 yaşlarında. Ancak, anladığım kadarıyla, Remziye Halamların bize geldikleri bir seferinde annem, Münevver Ablamı sofraya oturtmamış, hizmet etsin diye, bir bakıma kendisine hizmetçi muamelesi çekerek; ama belki de kendisini evin artık 13-14 yaşına gelmiş genç kızı olarak görerek; tabii ki tam olarak bilemiyorum. İşte o zaman Mehmet Ali Eniştem çok sert bir tavır koymuş; bu kız bizimle birlikte sofraya oturmazsa, ben de sofradan kalkıyorum, sizin tek lokma ekmeğinizi bile ağzıma koymam diyerek. Annemse eniştemin bu tavrına hiç anlam verememiş, kız çocuğu işte tabii kalkıp hizmet edecek düşüncesi içinde, eniştemi hep garipsemişti; kendisi çok çalışkan ve çalışan, emeğe/çalışmaya çok değer veren, insanların, ama özellikle de kadın-erkek eşitliğinin neredeyse militan bir savunucusu olup, bizleri eşit hale getirdiği diyerek Atatürk'ü hep sevgi ve rahmetle anıp ne zaman ki ölülerine bir dua okur, o duayı onun da ruhuna göndermeyi kesinlikle ihmal etmeyen bir kadın olduğu halde.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İ'lem Eyyühel-Aziz! Nebiyy-i Zîşan'ın (A.S.M.) Makam-ı Mahmûd'u, İlahî bir mâide ve Rabbânî bir sofra hükmündedir. Evet, tevzi' edilen lütuflar, feyizler, nîmetler o sofradan akıyor. Resul-i Zîşan'a (A.S.M.) okunan salavât-ı şerife, o sofraya edilen dâvete icabettir.
Maide suresi bana ne diyor?
Vahyin Rehberliğinde 20. Yılda Medine'deyiz. Hicretin 7. yılı "Sofra" anlamına gelen, Mâide sûresi Hudeybiye anlaşmasının ardından inmeye başlamış. O zamanın, o mekânın ruhunu yakalamak için bir kurguyla Kur'an'ı ete kemiğe bürünmüş bir aşçı yapalım, Kur'an denen aşçı insanlığa bir Mâide/bir sofra sunuyor. Kıyamete kadar gelecek insanlar o sofradan beslenecek. Aşçımız artık sofraya son şeklini veriyor. "Bugün size dininizi tamamladım" yani "Artık sofrada hiçbir şeyi eksik bırakmadım anlamındaki âyet bu sürenin üçüncü âyeti içinde iniyor. Bu sofradan en iyi şekilde beslenen insanın adı Hz. Muhammed (sav) oluyor. En güzel beslenen insanların adı da Sahabe oluyor. Onların beslendiği zamanın adı da Asr-ı Saadet oluyor.
Sayfa 721·Kitabı okudu
O ayda kilo alınmaz, oburlaşılmaz. Sofradan sofraya değil, Kur'an'dan Kur'an'a, Meclisten meclise koşulur.
Sayfa 67·Kitabı okudu
❁Ramazan-ı Şerif ❁
Doğmak
Vera tanrısal sofradan el çekti; şimdi gözlerini indirmiş senin kucağından dünyevi sofraya bakıyor, beğenmiyor bu sofrayı; daha doğrusu beğenip beğenmemek söz konusu değil, dünyevi sofraya alışması gerekiyor. Bu da bizim aklımızın alamayacağı korkunç bir iş. Böyle bir iş için güç kazanmak isteyen Vera da çaresiz tıka basa dolduruyor karnını, belki kimi zaman kendini uyuşturmak istiyor. Dünya katlanılacak gibi değil.
Sayfa 121·Kitabı okudu